Maraş ve egemenliğin kaynağı 1

loading
30 Mayıs, Cumartesi
£

8.42

7.57

$

6.82

KÖR GÖZE PARMAK

Doç. Dr. N. BERATLI
nazim.beratli@kibrispostasi.com
Doç. Dr. N. BERATLI
A- A A+

Maraş ve egemenliğin kaynağı 1

Son günlerde arada bir Maraş ve egemenlik meselelerine değindikçe, bazı çevrelerden bir takım yakıştırmalara muhatap oluyorum. Kendim de mensubu bulunduğum için, bunun çok eski bir taktik olduğunu bilirim. Ama umurum değil! Çünkü çaresini de bilirim. Çaresi, açıklıktır. Kolu yen içine kırmamak yani…

Aşağıda, KKTC Meclis Tutanaklarından, bir alıntı yapıyorum… Uzun olduğu için, iki güne böleceğim, 12 Ekim 2006 tarihinde kürsüden yaptığım, gündem dışı konuşma:

BAŞKAN – Buyurun Sayın Beratlı.

NAZIM BERATLI (Güzelyurt) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; son günlerde ülkemiz bazı parti içi sorunları dünyanın en önemli sorunu haline getiren bir grup arkadaşımızın çıkardığı gürültü ile meşgulken, ülke dışında da gerek ülkenin gerekse Kıbrıs Türk Halkının geleceği ile ilgili önemli olabilecek birtakım gelişmeler yaşanıyor.

İçinde bulunduğumuz ayın başlarından başlayan bir süreçle Avrupa Birliği Dönem Başkanı Finlandiya'nın, Türkiye'nin Avrupa Birliği yolculuğunda bir tren kazası ile karşılaşmamak üzere, belki de Kıbrıs Sorununun tarihini pek iyi bilememekten kaynaklanan, iyiniyetli olduğu da su götürmez ama ciddi yanlışlar içeren bazı fikirler ileri sürdüğü gözlemlenmektedir. Öncelikle vurgulamalıyım ki Kıbrıs Sorununun çözümü ile Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliği süreci birbirinden ayrı iki konudur ve bunları ilişkilendirmek, o korkulan tren kazasının ortadan kalkmasına değil, o riskin her aşamada tekrar tekrar önümüze çıkmasına sebep olabilir. Ve vurgulanması gereken bir diğer husus, belki de Sayın Papadapulos'un yaptığı propagandaların etkisi ile bu fikirler dizisinin Türkiye, Yunanistan ve Kıbrıs Rum Yönetimine anlatılması, ama Sayın Cumhurbaşkanımızın itirazı duyulana kadar Kıbrıs Türk Halkının gözardı edilmesidir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın Brüksel'de de dile getirdiği gibi bu süreç Kıbrıslı Türkler açısından da bazı tehlikeleri de gündeme getirebilecek bir süreçtir. Barıştan ve Kıbrıs'ın yeniden birleştirilmesinden yana olan bir Kıbrıslı Türk milletvekili olarak, gerek birey olarak kendimin ve gerekse CTP- Birleşik Güçler Grubunun bu Meclis salonuna barış mitinglerinden geçerek geldiğimizi hatırlatmak sanırım bu aşamada yararlıdır. Ancak Kıbrıslı Türkler üzerindeki izolasyonların kalkması fikri 24 Nisan Referandumunda birleşmeye ezici bir çoğunlukla "evet" diyerek ayrılmadan yana olmadığını kanıtlayan bu halkın daha kendisi talep etmeden Avrupa Birliği organlarının 26 Nisan 2004'de verdikleri bir kararla gündeme gelmiştir. Bu bakımdan ortada yeni bir al-ver süreci yoktur. Maraş'ı verin, Mağusa Limanından da vazgeçin ve size uygulanan izolasyonun bir kısmını ortadan kaldıralım gibi bir fikir aslında bu kurumun kendi karar organlarının aldığı bir karar uyarınca üstlendiği bazı vecibelerden kaçtığı anlamına da gelebilir hele hele ortada iki yıl için gibi bir de tuzak kokan ibare varsa. İki yılın sonunda ne olacaktır? Bunun cevabı yok gibi görünmekle beraber açıktır.

Sayın milletvekilleri; barış için hiçbir girişimin başından itibaren reddedilmesinden yana olmamakla birlikte Kıbrıs Sorununun uzun tarihi boyunca edindiğimiz tecrübeler iki noktada çok dikkatli olmamızı gerektirmektedir. Bunlardan ilki bütünlüklü çözümdür. Parça parça çözüm bu ülkede defalarca denenmiştir. Hani Güven Artırıcı Önlemler ne oldu, Birinci ve İkinci Viyana Görüşmelerinde alınan kararlar uygulanabildi mi? Onu da bırakın 1974 Temmuzunda Birinci Cenevre Anlaşmasında alınan kararlar uygulanabilseydi bu ada bölünür müydü? Bırakın sorunun tarihi üzerinde ortak bir tanımın bulunmadığı Kıbrıs'ı, tarafların sorunun tarihinde birleştikleri gibi ve hatta çözümün teorisini de yaptıkları Filistin'de bile parça parça çözüm gayretleri sadece kan dökülmesine yol açmıyor mu? Kıbrıs Sorununu çözmek için yapılacak yegane şey bütünlüklü bir çözüm anlaşması yaratmak ve ona uymaktır. Sorunun tarihi konusuna tekrar döneceğimi belirterek dikkatli olmamız gereken ikinci noktaya da geçeceğim. Bu da Kıbrıs Sorununun Birleşmiş Milletler şemsiyesinden çıkarılarak AB şemsiyesi altına sokulması gayretidir. Avrupa Birliği bizim de katılmak istediğimiz ve insanlığın bugüne kadar yarattığı en ileri uygarlık projesi diye tanımladığımız bir süreçtir. Ama bir süreçtir. Ulus üstü bir Avrupalılık kültürü ve giderek devleti bina etme projesiydi ama henüz ulus devletlerden ibaret bir topluluktur ve her ulus devlette kendi ulusunun kararıyla bu birliğe katılmakta veya katılmamaktadır. Ve ne yazık ki dominant bir ulusal varlığının kararı ile bu birliğe giren ve ülkesinde de şu veya bu biçimde bir ulusal sorun yaşayan hiçbir ülkenin bu sorunu Avrupa Birliği tarafından çözülmemiştir. İşte Kuzey İrlanda, İspanya, Belçika ve hatta Fransa ile İtalya. Bu sorununu bir biçimde çözüp de birliğe katılmış olan ülkeler var. Ama Avrupa Birliği içinde ulusal sorununu çözebilen bir ülke henüz yok. Zira sonucu itibarıyle hedefi ne olursa olsun Avrupa Birliği henüz bir ulus devletler topluluğudur. (Devam edecek)

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.