Maraş ve egemenliğin kaynağı - 2

loading
5 Haziran, Cuma
£

8.51

7.66

$

6.76

KÖR GÖZE PARMAK

Doç. Dr. N. BERATLI
nazim.beratli@kibrispostasi.com
Doç. Dr. N. BERATLI
A- A A+

Maraş ve egemenliğin kaynağı - 2

(Dünden devam)

Kıbrıs hakimiyetçi Helen ulusçuluğunun Avrupa Birliğine bütün Kıbrıs adına tek başına girmeyi başarırsa Kıbrıs Sorununun çözümünü bu eksene aktarıp Kıbrıslı Türkleri asimile etmek yoluyla çözmeyi deneyeceği bir sır değildi ve daha o günlerde çok söylenmiştir ve aymazca "olur mu canım, alamazlar" diye yanıtlanmıştır. Şimdi Papadapulos Yönetiminin yapmaya çalıştığı şey yıllar önce yapacaklar diye tespit edilmiş olan şeydir. Sayın Papadapulos'un İrlanda Cumhurbaşkanının Kıbrıs'ı ziyareti esnasında bir süre verdiği yanıtta bunun güzel bir örneğidir. Birleşmiş Milletler şemsiyesinden çıkmayalım ama sorunun bazı yönlerini de Avrupa Birliği çatısı altında çözelim. Hangi yönler? Bu meşkûktur. Birleşmiş Milletler kararı çerçevesinde aslında zımnen tanımlanmış olan Kıbrıs Sorununun iki halklı yapısını gözlerden kaçırmak üzere bu tip sorunları çözmekte hiç de başarılı olmadığı ayan beyan ortada olan Avrupa Birliği şemsiyesi altına sokmak aslında Kıbrıs Sorununun çözülmesine değil, kördüğüm olmasına yol açar. Bu bakımdan hangi iyi niyetle olursa olsun bu alanda Papadapulos Yönetimini yüreklendirmek de bu sorunun daha uzun yıllar çözümsüz kalmasına neden olur. Bu konuya dikkat çekmek isterim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Biraz önce döneceğim dediğim Kıbrıs Sorununun tarifi konusuna geri dönmek istiyorum. Kıbrıslı Türkler için Kıbrıs Sorunu tam bir ulusal sorundur. Literatürde yer aldığı anlamda tam bir ulusal sorundur. Farklı iki etnik kökenden gelmiş, farklı diller konuşan, farklı dini inançları olan, farklı kültürlere sahip, farklı tarihsel ve ekonomik süreçlerden geçmiş iki halk adanın egemenliği üzerine ulusçuluğun da etkisi ile son 50 yılında dünyayı da ilgilendirmekle beraber 150 yıldan beri sürtüşmektedirler. Bu iki halktan büyük olanı ulusculuğu küçük olandan daha önce keşfetmiş olması bakımından sorunun çıkmasında da daha büyük bir rol oynamıştır. Bu son cümle bir tespittir, suçlama ya da aşağılama olarak algılanması yanlış olur. 20'nci yüzyıl başlarında bir Helen, şey (Enosisci) olmazsa Helen olamaz. Bu tarihsel bir veridir, kimseye yönelik bir saldırı değildir. 1930'lardan itibaren kendi ulusçuluğunu da fark eden küçük halkın, büyük halkın ulusal hedef diye belirlediği hedefe aktif olarak karşı çıktığı noktadır Kıbrıs Sorununun başlangıcı. Kıbrıslı Rumların büyük çoğunluğuna göre ise Kıbrıs Sorunu bir işgal sorunu olup Türkiye'nin 1974 Temmuz'unda adaya asker çıkarmasıyla başlamıştır. Adada bir Kıbrıslılar vardır, "Kıbrıslılar" vardır bir de azınlıklar. İşte bundan dolayı Papadapulos Sayın Talat ile görüşmeye bile karşıdır. Bunun için muhatabının Türkiye Hükümeti olduğunu savunmaktadır. Kıbrıslı Türkleri görmezden gelmekle yaşamdaki bir gerçeği yok edebileceğini sanan Kıbrıs hakimiyetli Helen ulusçuluğu bu tavrındaki ısrarla ne büyük bir sorun yarattığını anlamamaya devam ediyor. Adadaki Türk askeri varlığının sorunun nedeni değil, sonucu olduğunu ısrarla gizleyerek, aslında bu sorunun çıkmasına neden olan koşulları Kıbrıslı Türklere dayatarak sorunun nedeni olan anlayışı çözüm diye takdim etmeye kalkıyor. Sayın Papadapulos, Sayın Hristofyas ve diğer Rum liderler her ağızlarını açtıklarında tek egemenlikli, tek vatandaşlıklı bir devletten söz ediyorlar. Elbette tek egemenlik ama kaynağını iki halkın özgür iradesinden alan bir egemenlik. Birinin iradesini ötekine, sen aslında yoksun, sen aslında tek bir halkın parçasısın diye dayatamayacağı bir egemenlik ortaklığından doğan tek egemenlik.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu çerçevede önümüzdeki süreçte herkesle her fikri tartışmaktan kaçınmadan, ancak bu tehlikeleri de gözardı etmeden ilerlemenin yolu Birleşmiş Milletler şemsiyesi altında bütünlüklü bir çözüm için hemen masaya oturmak temel stratejisiyle açılacaktır. Bu eksenden kaydırılarak parça parça çözüm diyebileceğimiz bir yola girmek uzun vadede ne bizim ne Türkiye'nin çıkarlarıyla bağdaşır ne de bir çözüm getirir. Saygılar sunarım.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Beratlı.
http://trdocs.org/docs/index-3987.html

O günlerde Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talât, Başbakan da Ferdi Sabir Soyer idi… Ben de CTP Milletvekili ve galiba MYK üyesi… Partinin politikasına aykırı konuşma yapmazdı herhalde MYK üyesi… Gördüğünüz gibi bizim "köy kahvesi"nde, hiç lâf atan da çıkmadı… Arkamdan kürsüye çıkan hükümetin Dışişleri Bakanı da beni onayladı… En küçük bir itiraz da duymadım, söylediklerime… Kendi durumu ve pozisyonuna göre başka türlü konuşmak, bana ait bir özellik değildir.

Bazan, ben de Çetin Altan gibi mecliste yaptığım konuşmaları tutanaklardan yayınlamayı düşünüyorum. Oldu mu Hasan Bafidi diye adını gizleyen yoldaş? Cumhurbaşkanı senden olunca "bütünlüklü çözüm"! Sevmediğin biri olunca, "parçacı çözüm"! Politika bu değildir…

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.