Barış kültürü bina etmek

loading
31 Mayıs, Pazar
£

8.42

7.57

$

6.82

KÖR GÖZE PARMAK

Doç. Dr. N. BERATLI
nazim.beratli@kibrispostasi.com
Doç. Dr. N. BERATLI
A- A A+

Barış kültürü bina etmek

Marksizm, Louis Althusser'e göre, "bitirilmemiş bir teori"dir.

Althusser'in (Devletin İdeolojik Aygıtları) ya da Gramsci'nin (Hegemonya kavramı) ortaya koydukları anlamda, bunun bitirilmemiş bir teori olduğu ile ilgili ilk saptama, bizzat Engels'in kendisine aittir. Ağustos 1890'da Schmidt, Eylül 1890'da, Bloch'a yazdığı mektuplarda, düşünür o anlamda bunu ortaya koyuyor. Meselenin, "alt yapı" ile sınırlandırılamayacak kadar kapsamlı olduğunu anlattığı o mektuplarında Engels, "üst yapı" kurumlarının yaşamın gidişine olan etkisini öyle bir anlatır ki, zaten yeterince sıkıcı olabilecek bir gazete yazısını, okunmaz hale getirmekten endişe etmesem, bu köşeyi alıntılarla donatırdım. (Bkz. Seçme Yazışmalar. Sol Yay. c.ll s.234-235) Marx, ünlü "Tek bildiğim, Marksist olmadığımdır" sözünü, bu tartışmalar üzerine söylemiş…

Nitekim, 20.yy'ın başlarından itibaren, sol düşünceye yapılan katkılar, sağdan soldan sökün etmeye başladığı zaman, kendisi zaten entelektüel bir üretim alanı olan sol arasındaki tartışmalar, karşıtlarıyla yapılanları, fersah fersah geride bıraktılar. 1930'larda Almanya'da ortaya çıkan, Frankfurt Okulu'nu, Adorno'yu, Horkheimer'i, Habermass'ı, Benjamin'i, Marcuse'u falan es geçmek, şimdi artık hiçbir babayiğidin harcı değil. 1968'lerde "deli" çıkarılan Althusser'in, Yapısalcılık'ının bütün eksiklerine karşın, sonradan ulaştığı değer bir yana; komşu ülkeden, İtalya'dan yükselen bir sesi, Antonio Gramsci'yi, yarım asır sonradan bütün sol grupların yeniden keşfetmesi ise meselenin bir başka boyutuydu.

Bizim indirgemeci, düşünce dünyamızda, bütün bunlar küfür bile sayılabilir ama kendi meselelerimize de dönüp baktığımız zaman, örneğin Kıbrıs Sorunu'nda bir türlü çözümü yakalayamamış olmamızda, 19.yy sonlarından beri bilinmekte olan bu gerçeği anlayamamakta ısrar etmiş olmamızın payı vardır! İki Kıbrıslı halktan biri barışa hazır olduğunda, ötekinin bir türlü o noktaya getirilememiş olması, "takır tukur" bir takım gerçekleri dile getirip, sonra da Godo'yu bekler gibi halkın kendi peşine düşmesini bekleyen ülke sollarının hiç payı yok mu?

Bir düşünün, bu memlekette, adayı bölmenin, hiç anlaşamamanın, sürekli bir kırım ortamında yaşamanın, karşılıklı ve farklı gibi görünen politikaları, neyin üzerine bina ediliyor?

Birbiri ile yarışan ve farklı gibi görünen iki ideolojinin...

Bu iki yarışmacı ideolojinin (deyim Niyazi Kızılyürek'indir) anlaşamama noktasında ortak bir paydaları var. Referandum sonrasında bizim taraftan Rauf Denktaş'ın, " Allah Rumlar'dan razı olsun" mealinde sözlerine karşılık, başpiskoposun da onu "heykeli dikilecek adam" diye kutsadığını, unutmayalım. Anlaşamamak konusunda ortak bir kültür var ve yaşamaya devam ediyor.

Beri yandan, Kıbrıs Sorunu'nu bitirmek konusunda, adanın her iki tarafında genel bir niyet olmakla ve yaşamla uyumlu olmakla beraber, üst yapısı yok! Ortak bir barış, çözüm kültürü yok…

Alt yapı her zaman üst yapıyı belirlemez. Gramsci'ye göre, ikisi paralel gelişir. Althusser'e göreyse, üst yapı iktidar eliyle uygulandığı zaman, maddi bir pratik haline dönüp, hayatı belirler hale bile gelebilir.

Biz Kıbrıslılar, barış ve çözümün ortak kültürünü oluşturmadan, politik çözüm bulmayı beklemeye devam edersek, daha çok bekleyeceğiz ve hayat bizim keyfimizde değil!

Barış bulacağız diye, birinin galebe çalmasını beklemek de barış kültürü değildir. Birinin söylemine teslim olmak hiç değildir. Unutulmamalıdır ki "zarf, mazrufun aynasıdır" Söylem, içeriği: içerik de söylemi karşılıklı belirler…

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.