Şeyh Nazım-I Kıbrisi El Hakani

loading
31 Mayıs, Pazar
£

8.42

7.57

$

6.82

KÖR GÖZE PARMAK

Doç. Dr. N. BERATLI
nazim.beratli@kibrispostasi.com
Doç. Dr. N. BERATLI
A- A A+

Şeyh Nazım-I Kıbrisi El Hakani

Yıllar önce bir Cuma günü, Lefke Orta Camii'nin karşısındaki yokuşu tırmanıyorum… Meğer tam Cuma Namazı bitişine denk gelmişim… Bir de baktım ki Şeyh Nazım namazdan çıkmış, merdivenleri iniyor! Onu fark etmemek, imkânsız… Ama, o da beni fark etti… Elini bana doğru uzatıp, dört parmağını avucuna doğru açıp kapayarak, beni yanına çağırdı. Gitmemek mümkün mü?

Gittim… Sağ elini uzattı… Müridlerinin dünyanın her tarafında Mevlâna derecesine lâyık gördükleri adamın elini tutup sıkacak değilim ya? Öptüm… Alnıma koydum… Old Spice kokuyordu… Şeyh falan hiç aldırmadan, camii merdivenlerine oturdu…

"Şurada bir manastır olsa, merağından gider; sonra da okkayla yazı yazarsın…" dedi! Doğruydu… " Bizim dergâhta yılan mı var? Kapıdan girmeye korkuyorsun? Yoksa kendi düşünce ve inançlarından hiç mi emin değilsin de seni bir sohbette değiştirir miyiz? Öyle mi sanıyorsun?"

Haklıydı, utandım…

Birkaç gün sonra, gittim… Evet! Doru söylüyordu… Kültür kültür diye yere göğe sığma… Sonra da burnunun dibindeki tarihten kalma bir yeri, hiç merak etme…

O ilk günkü sohbette, Bolşeviklik'ten Bektaşilik'e; Tanzimat Fermanı'ndan, Avrupa Birliği felsefesine kadar, her şeyi dinleyip, görüş belirten; inancını savunan ama karşısındakini de horlamayan bir "mutasavvıf"la karşılaştığımı gördüm… Kendi yüksek bir sedirde oturuyor, müridlerine ise yer minderlerini gösteriyorlardı ama ben müridi olmadığım için, kendi hizasında oturduğu sedirin öteki ucunda yer gösterdi… Odada, birkaç bilgisayar da açıktı… Her birinin başında, şeyhin Müslüman isimleri ile çağırdığı, birkaç Alman, Amerikalı, Kanadalı mürid vardı… Müthiş bir sohbetti! Orada kendisine de söylediydim… Kendimi tarihimizde açılan bir tünelden geriye doğru seyahat edermiş hissettiydim.

Hele, " Şeyh uçmaz, müridleri uçurur; bilirsin… Ben bir garip dervişim… Onun ötesinde bir yol alabilmişsem onu Allah bilir…" dediğinde…

Birkaç dili rahat konuştuğunu, görünce de kendime entelektüel dediğim için; biraz sıkılmıştım, işin doğrusu… O gün Perşembe idi… Zikir günü… "Gel" dedi ama ben iznini istemeyi tercih ettim… O da gülerek, " İzin senin ama gene gel! Gördüğün gibi burada zehir falan yok!" dediydi…

Gene gittim… Gene buluştuk… Beraber yemek de yedik, sohbet de ettik… "Ben bir garip dervişim" lâfını boşuna söylemiyordu… Çok az yemek yediğini, bir hırkayla yetindiğini de gördüm. Var olduğu söylenen büyük servet, eğer varsa, inancı için harcanıyordu herhalde… Şeyh'in kendi konformizmi için, beyninden ve inancından başka hiçbir şeye ihtiyacı yoktu…

Hastanede ziyaretime de gelip, beni şaşkınlıklara da uğrattı… Hastalandığında ona baktığım da oldu… Milletvekili iken, Malezya'da falan, yardım etmeyi de önerdi… Ona eğer hekim olarak hakkım geçtiyse, helal olsun… Politikacı olarak, bir hakkım geçemezdi! Zira onun "otoritesi" bizden çok daha büyük bir makamdı! Bize ihtiyacı yoktu…

Mevlâna Seyh Nazım Adil-i Kıbrısî el Hakani hazretleri, (tam ünvanı budur) bana kitaplardan okuyup medyunu olduğum İslâm Tasavvufu'nun bugün de yaşamakta olduğunu gösterdi. O, kendi bildiği yolda yürüdü; ben de kendiminkinde! Ama "neden bizim filozofumuz yok?" diye yerinmeyi, bir tarafa bırakmama neden oldu! Vardı… Ve burnumuzun dibindeydi…

Geçmiş zaman kullanmama sebep, son hastalığından sonra, ona zarar veririm endişesiyle, ziyaretine gitmememdir. Geçen hafta güya gidecektik, uymadı…

Bugün gelen haberlerde, solunum makinasına bağlı olduğu yazıyor… Yıllar önce ben de bir Bronkopnömoni geçirdiğine tanık olmuştum… Onun için dua etmeye, bizim gücümüz yetmez! Kendisinin bu ve öteki dünya hakkındaki inançlarını biliyoruz! Ölümden korkan bir insan değil… O yok olacağına inanmıyor ki! "Hakka yürüyecek"! Doksan senedir, aşkla aradığı yere…

Ama eğer "yürürse" istediği yere, bilin ki yalnız Kıbrıslı Türkler değil, bütün İslâm dünyası da bir modern zamanlar evliyasını yitirecek…

En büyük sevgilisi, Allah onu bize bağışlasın… Senin için ben bile dua ediyorum, büyük insan… "Bolşevik buyuk"larımla…

Kıymeti bilinmeyen, halkımızın büyük evlâdı…

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.