Bin pişmanım yazıklar olsun...

loading
1 Haziran, Pazartesi
£

8.41

7.57

$

6.81

KÖR GÖZE PARMAK

Doç. Dr. N. BERATLI
nazim.beratli@kibrispostasi.com
Doç. Dr. N. BERATLI
A- A A+

Bin pişmanım yazıklar olsun...

Dün, halkın yoğun olduğu bir yerdeydim. 23 Nisan kutlamaları için, oğlanın gönlünü etmek, baba olarak görevimiz…

Törenden sonra, çocuğun isteği üzerine, çok popüler bir eğlence mekânına gittik… Orada da oturup, insanların tavırlarını gözledim… Dayanamadım, kapı önüne çıktım sigara içmeye… Huyum kurusun, gene gözleme daldım…

Hayatımdan, pişman oldum…

Keşke elli senedir, bildiğim iki dilde elime geçen her yazılı metni okumak gibi, kanserden beter bir hastalıktan muzdarip olmasaydım! Keşke bilim diye MD düzeyinde Tıp Fakültesi bitirmeseydim… Keşke, hayatın ve evrenin sırlarını bunca merak edip, ulaşabildiğim her felsefi metini, kafam keçeleşse bile okumaya zaman harcamasaydım. Keşke, tarih diye diye ulaşabildiğim bütün kaynak eserlerle, günlerimi, gecelerimi tüketip, perişan olmasaydım… Keşke bilgisayar karşısında, gözlerimi kurutup göz doktorlarına koşturacak kadar zaman geçirmeseydim… Keşke daha az merakla yaşayıp, ömrümü daha keyifli geçirseydim!

O zaman ben de söylenen bütün yalanlara inanır, günlerimi cuş-u huruş içinde geçirirdim… Tutup dibine darı ekecem diye müzik peşinde koşmasaydım, belki ben de aradığımla değil, bulduğumla yetinme aşamasında kalırdım. Romandı, sinemaydı diye kendi beynimin ırzına geçmeseydim elli yıl; ola ki ben de tv dizilerinde her kızın aynı altından parmak atlıyormuş havası ile yürüyüşünü fark edip sinirlenmezdim. Her adımdan önce yukarı doğru bir tingildeyeceksin… Her oğlanın sevişirken bile mafya tetikçisi pozunda, kaşlarının gözlerinden iki parmak yukarıda olmasına hayıflanmaz, herkesin "holding sahibi" olmasına huylanmaz, her aktörün ya Çetin Tekindor, ya Can Gürzap ya da Semih Sergen taklidi olduğunu bilemez, her "aktris"in, aynı dili bırakın nasıl aynı jest ve mimikleri tekrarladığının fakında olmazdım…

" Nası yığaaani?

" Dur bi Dakka!"

"Hey hey hey hey!"

"Valide-i muhteremeleri, Georgia'li bir zenci ile muaşşaka edip peydahladı bunları herhalde, hayret nidaları bile Amerikan aksanında İngilizce" deyip, keyfimi kaçırmaz, on iki yaşımdan beri konuştuğum İngilizce'yi Türkiye aksanına çevirme gayreti içine girer, rahat ederdim… "Ver bir Bensın bilek…"

Koca Osmanlı sultanının, şehzadeleri ile beraber, cariyelerin elinde soytarı gibi gösterilmesine ben de aldırmaz, sadrazamın, sultan hanım tarafından boynuzlanması girişimi karşısında, böyle bir şeyin, iki tarafın da en büyük parçasının kulağı kadar olması koşulu ile parçalanması sonucunu vereceğini bilmez, tarihin feminist senaristler elinde paçavraya çevrildiğinden habersiz, nescafemi höpürdeterek ekrana bakardım; yaşlı bir domuz gibi homur homur homurdanarak, ev halkının da gecesinin keyfinin içine edeceğime…

Pişman oldum, hayatımdan geçen gün… Yazıklar olsun bana… Ne gereği vardı?

Mezarlığın yanı başında, her bir yanı örtülü bir hanımın, Bowling oynayacağım diye ter içinde nefes nefese kalmasını yadırgamazdım, söz konusu çırpınmanın bir Amerikan köylü oyunu olduğunu bilmesem! Ürün fazlası olduğu seneler, Amerika'da darının salatadan hamburgere kadar her halta karıştırılarak moda edildiğinden haberim olmasa, patlamış darı lengerine elimi attığımda, ben de "dünyalılaştığımı- moderenleştiğimi" sanır, kestirmeden rahata ererdim belki! Kendimi "yabancılaşmış" hissetmezdim bu kadar…

İnsanlara gıcık olmaz; gıcık olduğumu da suratımdan belli etmezdim belki…16.yy'a kadar, bilimin de, sanatın da uygarlığın da mutfağın da siyasetin de felsefenin de öncüsü olan bir kültürün sahibi olduğumu bilmesem… Her konuda sade suya tirit birkaç lâf ederek, entelcilik oynamakla yetinsem, belki de aşağılık kompleksi ile malül ama mutlu olduğumu zannederek, bedenimi sürüklerdim ben de…

Bir profesör "hocam" dedi, dün akşam attığı mesajda; bir yazar da " Türkçe'nin mücevher yontu cusu"! Kıbrıslı değiller tabii…

Çok pişmanım ama… Hayatımı yanlış yaşadığımı düşünüyorum artık… Elli yılı harcadım… Ne gereği vardı? Belediye evleri gibi standart olmak varken…

Hafta sonu mangalı yakıp, iki tek atmakla, keyif; haftada iki defa da bilmem ne etmekle mutlu olurdum. Yazıklar olsun bana… Ne gereği vardı?

Yuh…

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.