İstanbul toplantısı - 1

loading
29 Mayıs, Cuma
£

8.40

7.55

$

6.82

KÖR GÖZE PARMAK

Doç. Dr. N. BERATLI
nazim.beratli@kibrispostasi.com
Doç. Dr. N. BERATLI
A- A A+

İstanbul toplantısı - 1

Geçen gün, Talât'ın "barış kültürü" ifadesi karşısında, "o düşünce de bana aittir, gerekirse belgelerim" dedim ya? Gerekiyormuş! 27-29 Aralık 2006 tarihinde, İstanbul'da yapılan bir toplantının dönüşünde, Yeni Düzen'de aşağıdaki makaleyi yayınlamıştım, lütfen okuyun…

Geçtiğimiz hafta içinde, İstanbul'da yaşayan Kıbrıslıtürkler'in kurduğu KIBES; Tünel'deki Richmond Oteli'nde, bir toplantı düzenledi. Kıbrıs, Londra, Atina, Berlin ve İstanbul'dan çeşitli sivil toplum örgütleri ve siyasi partilerin katıldığı bu toplantıda, sivil toplum örgütleri, adada geciken çözümle ilgili kaygılarını sergiledi. CTP heyeti içinde benim de katıldığım bu toplantının ikinci günü söz alarak, aşağıdaki konuşmayı yaptım:

"Bu toplantıyı düzenleyenlerin kaygılarına katılmamak elde değil. Gerçekten de referandum sonrasında, toplumlar arasındaki sıcaklık, eski yüksekliğini korumadığı gibi, her iki tarafta da ulusçu düşünceler, eskiye oranla giderek güçleniyor ve eğer biz bu masanın etrafında toplananlar buna izin verirsek, en sonunda bu süreç adamızın kalıcı olarak bölünmesi tehlikesini, taşıyor.

Kıbrıs Sorunu bugün halâ devam ediyorsa, bunda belki de barış güçlerinin de sorumluluğu vardır. Kendi toplumlarımız içinde, içe kapanık, kendimizden başkasının sesinin duyulmasına fırsat vermeyen bir yöntemle barış mücadelesi yapacağımıza, harcadığımız emek kadarını, karşı tarafı da anlamaya, onun sesini de duymaya harcasaydık belki de bugünkü durumda olmaya bilir, halâ Kıbrıs'a nasıl bir barış getirebileceğimizi tartışıyor, olmazdık. Kıbrıslıtürkler'in, nüfusunun yarısını meydanlara toplayarak geliştirdikleri, Annan Planı Referandumu'nun sonuçlarından, belki de o zaman biz bu kadar hayal kırıklığına ve öfkeye kapılmaz, ve belki de planın görüşülmesi aşamasından Kıbrıslırumlar'ın kaygılarını tatmin edecek önlemleri de geliştirirdik. Ama öyle ya da böyle, o süreç bilindiği gibi sonuçlandı ve şimdi biz, eğer barış ümidini devam ettirmek istiyorsak, yeni bir başlangıç yapmak zorundayız.

Bugüne kadar devam ettirdiğimiz yöntem sonucunda, bulunduğumuz yer nedir? Sorunun ne olduğu konusunda bile hemfikir değiliz. Biz, "bu ulusal sorundur" diyoruz; siz bir "işgal sorunu" olduğunu ileri sürüyorsunuz. Çözüm konusunda da Türk tarafında bir azınlık iki ayrı devletten, Rum tarafında bir azınlık, elen karakterli bir üniter devletten bahsediyor, barış güçleri arasında herkes federasyon diyor, ama içeriğine gelince görülüyor ki Kıbrıslırumlar bundan başka bir şey; Kıbrıslıtürkler ise başka bir şey anlıyorlar.

Bu yeni süreçte, öncelikle kimsenin kimseyi suçlamayacağı, itham etmeyeceği, domine etmeye çalışmayacağı, yeni bir anlayış yaratmak ihtiyacındayız. Birbirimizi anlamanın başka bir yolu yoktur ve birbirimizi anlamadan bir çözüm bulmamız da mümkün değildir. Ne demek istediğimi anlatmak üzere, kendimden bir örnek vereyim: Ben Kıbrıstürk basınında, AKEL'in geçmişte ENOSİS i savunmuş olmasını en katı biçimde eleştiren yazarlar arasındayım. …Oysa bu ısrar, sadece "kim haklıdır" sorusuna belki bir yanıt verebilir o kadar… Sorunun ortadan kalkmasına, yararı dokunmaz.

Bu tartışmada, terminolojiye de saplanmamalıyız. Ben başka görüşler de olduğunu bile bile ve onları da dinlemeye hazır olarak, "iki halk" derim. Bir başkası "tek halk" der… İtham etmeden, oturup dinlemeden, tartışmadan kimse görüşünü dayatmamalıdır. Ortak bir payda bulmanın başka yolu, yoktur…Ortak terminoloji de ancak birlikte üretilirse bir anlama sahip olur…

Sözünü ettiğim yeni anlayışı, birinin yaratıp, bize dayatması da gerekmez… Ülkemizde, çözümsüzlüğün karşılıklı iki politikası; vardır… Çözümsüzlüğün, iki taraflı kültürü de vardır! Ama çözümün, politikası olmasına karşın, ortak bir kültürü; yoktur. Bu anlayışın mucidi de ben değilim üstelik… Antonio Gramsci, bilindiği gibi müesses nizamı, başka bir deyişle statüko'yu ikiye ayırır: a) Politik Hegomonya; b) Sivil Hegomonya…

… Gramsci,...Batı Avrupa'da, bu iki ayrı hegomonya'ya karşıt; ilericilerin hem politik ve hem de sivil alanda alternatif kendi hegomonyalarını üretip, geniş halk kitlelerini ikna etmeden hedefe varamayacaklarını, ileri sürer. Ben ona katılıyorum.

Çözümsüzlük kültürüne karşı alternatif bir ortak çözüm kültürü yaratamazsak, adamızın kalıcı bir biçimde bölündüğüne, tanık olabiliriz…"

Talât'ın şimdi aklına geldi ama biz bunu sekiz senedir, söyler savunuruz…

Bu konuşmadan sonra yaşadığımız tiyatroyu da yarın anlatayım…

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.