Adı Cemile idi

loading
30 Mayıs, Cumartesi
£

8.42

7.57

$

6.82

KÖR GÖZE PARMAK

Doç. Dr. N. BERATLI
nazim.beratli@kibrispostasi.com
Doç. Dr. N. BERATLI
A- A A+

Adı Cemile idi

Adı, Cemile idi... Ilık Akdeniz'in ortasında, kıyılarındaki kumlar üzerinde, tanrıçalar yaratırdı, köpükler...

Küçük, kızıl, yumuşaklığını anlamak için dokunmaya gerek olmayan çiçekler gibi, sevda kokardı, insana baygınlılar geçirttirerek...

Yaz günlerinde aşk, gecelerinde ağır baharat; kışlarında filiz, sonbaharlarda ölü doğanın yeniden doğacağına değgin kesin bir ümit, baharlarında sevda tütsüleri fışkırırdı toprağından...

Seyrek yağan yağmurlar altında, yakamozlar yanar, söner; fırtınaları kah Afrika'nın kumlarını, kah Asya'nın serinini getirirlerdi ona, eski ve unutulmaz, antik kutsal sunak günlerinin armağanlarını anımsatırcasına...

Adı, Cemile idi..

Şarapla, zeytinyağı; lagos balığı ile anason, kızarmış patates ile taze hıyarcık ve fesleğen ve sarı nergis ve şabboy ve kırmızı karanfiller ve kocaman mantarlar ve kuşkonmaz otu ve ılgın ve azgan ve aşı rengi toprak... Ve yeniden şarap... Ve ille de aşk kokardı...

Çiçekti... Ana idi... Topraktı... Hepsinin dişi toplamı idi... Cemile idi adı...

Kemer kaşlı, ince belli bir nazenin; ağır kalçalı, kıvrak bir yosma, karasevdalı bir dilberdi... Ne zaman ve nerede kavuşacağı bilinmez yavuklusuna...

Saçları "örgülü, küçük bir kız çocuğu...

Dizleri yara bere içinde, muzır bir oğlan çocuğu...

Sırım gibi kara gözlü bir delikanlı...

Bir köşede, uzakta kalmış güzel ve görkemli günlerin hatırasıyla ölümü beklemekte olan, gözü yaşlı, hüzün yüklü bir ihtiyar...

Torunlarının yaşama zevkine inat, ölmekte olan bir yaşlı kadın... Veya...

Cemile idi adı...

Hardal yaprağı ya da karpuz fidesi toprakta sürünen, beyaz üzüm rakısı ya da pestil, yahut da sadece keçi keçi kokan, peynirdi...

Baharda dağlarda kendiliğinden göğermiş fulya çiçeğinin yaprağındaki şebnem, geceleri yağan çiğ, sabahları basan sisti... Kuzuya durmuş koyundu... Çocuğa kalmış tazeydi... Gerdeğe koşan damattı... Afrodit ile Adonis, Zeus ile Kibele, Asena ile Baybars'tı...

Sevdiğim, öfkelendiğim; güldüğüm, ağladığımdı... Düşündüğüm, kıvandığım, gönendiğimdi...

Sevgilimdi, anamdı, karımdı... Bir türlü vuslata eremediğim sevgilimdi

Daha ne diyeyim?

Hoş bir şakaydı...Cemile idi adı...

Daha bıyığım terlemeden uğruna dağlara çıktığım, bir güzel memesi avuçlar gibi tüfek kabzalarına sarıldığımdı... Aşkı tatmadan bir kadının tatlı sözlerinde, uğruna ölümlere gidip geldiğim, öldüğüm, öldürdüğümdü ...

Yanarak suya saldırışım ve bir türlü, kanamadığımdı..

Hep okuyup, bir türlü bitiremediğim kitaptı.... Her saniye görüp, her an özlediğimdi... Batıp çıktığım denizdi, altında ıslandığım yağmurdu, sarılıp kokladığım topraktı, içime çektiğim soluktu, buram buram terlediğim güneşti...

Tarlalardaki gelincik, dağlardaki orkide idi... Mazı idi, azgandı, devedikeni... Adaçayıydı, kekikti, kazayağı idi... Güldü, karanfildi, yasemindi, cemile çiçeği idi… Cemile'idi adı...

Denizden yeni çıkmış, entarisi ıslak bir kızdı... Anadan yeni doğmuş, yağ içinde bar bar bağıran bir bebekti... Hakka yürüyen, sekseninde bir nine idi...

Güle bakıp çileyen bülbüldü... Dağların doruklarından Akdeniz'e bakan bir muflondu... Durmadan kaçan bir avdı, usanmadan kovalayan avcıydı...

Özlem, korku ve merakla beklenen haberdi... Kantarmalı bir at, freni hiç boşalmayacak bir posta treni...

Patlayan mermilerin kükürtlü barut kokusu, sevgilinin teninden gelen ıtır, ikisinin karışımı ya da ne biri ne öteki veya dünyanın bütün kokularının hepsi, yahut da hiçbiri...

Hem hiçlikti, hem herşeydi...

Cemile'idi...

Akşamları çıngırak sesleri ile gökyüzünün kızardığı köylerdi... Gecelerinde dumanlar altinda horalar tepilen bir şehirdi... Çınarlar altındaki mezarlıklarda yatanların baş uçlarındaki upuzun taşlardı, tepeleri sarıklı... Selviydi, çamdı, turunç çiçeğiydi... Rüzgarlarla danseden bulut, kendini salmış, gürül gürül yağan bir yağmurdu... Susuz dereler, kurumuş pınarlar, yanmış ormanlar, tükenmiş tavşanlardı...

Bir dağın tepesinden ovaya inerken, yolun bel verdiği yerde kendini gösterince, insanı hayretler, hayranlık ve sevgi ile burup bırakan, pırıl pırıl ışıklarıyla, gökyüzünün rengini değiştirmiş bir şehirdi...

Gökten düşen elmaydı...

Vaad edilmiş topraktı...

Tümüydü, hepsiydi... Adı Cemile idi... Cemile idi... Adı...

Yurdumdu, Kıbrıs'tı...

Bin yıllık cemile...

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.