Değişimin ruhu

loading
6 Haziran, Cumartesi
£

8.57

7.64

$

6.77

KÖR GÖZE PARMAK

Doç. Dr. N. BERATLI
nazim.beratli@kibrispostasi.com
Doç. Dr. N. BERATLI
A- A A+

Değişimin ruhu

Daha 13.yy'da, İbn-i Haldun, "Günler ve zamanlar geçerken, oluşan değişmeler ve durumdan duruma geçişler bütünüdür herşey!! " derdi… Tarihsel Materyalizm'in öncülü olduğu söylenir. O zamandan beri, insanlar "değişimi" çok severler…

Değişim, insanların ağzından her zaman sempati ile dökülen bir sözcüktür... Ne var ki değişimi gerçekleştirmek hiç de kolay değildir zira insanın manevi yapısını oluşturan izlenimler, duygular, inançlar, düşünceler hep geçmişteki olaylar, yaşanmışlıklar ve bilgi birikimi ile oluşur. Bu bakımdan insan denilen canlı türü, ortalama değerlerde geçmişe bağlı olarak yaşar ve gelecekteki değişiklikleri, kendi alıştığı ortamın dışında kendisine bir bilinmezlikler cüzü sunduğu için, kuşku ile karşılar... Bunun dışında kalan dört tür insan vardır:

  1. Maceraperestler,

  2. Gerçek bilim insanları,

  3. Gerçek entellektüeller,

  4. Gerçek devrimciler.

Son üç türe "gerçek" demek gereğini duydum, zira hepsinin de taslakları var

Bu yukarıdakiler olamasaydı, toplumların gelişim süreci çok daha ağır işlerdi. Ancak, değişimin olmazsa olmaz ilk koşulu, aslında sanılandan çok daha derinlerde, zihniyette yatar. Kıbrıslı Türkler'in yüzünü ağartan evlâtlarından biri, Niyazi Berkes, Osmanlı'da taa kadim Roma'dan kalma bir anlayış olduğundan söz eder: Nizam-ı Alem! Bu anlayışa, zihniyete göre dünyadaki her şeyin düzenleyicisi Allah olduğuna göre, hüküm sürmekte olan durumun, (Osmanlıcası :Müesses Nizam; Frenkçesi: Status Quo yani statüko) düzenleyicisi de Tanrı olup, ona karşı çıkmak hem anlamsızdır ve hem de günahtır. Tanrı, padişahın hüküm sürmesinde bir kusur olsaydı, onu padişah diye yaratmazdı. "Ayaktakımı" yönetecek olsaydı devleti, tanrı onu ayaktakımı değil, padişah diye yaratırdı! Kainatın düzenini belirleyen tanrı, devletin mi nizamını belirleyemeyecek? Dolayısıyla, değişime gerek yoktur! Her ne varsa ve her ne hüküm sürüyorsa ve nasıl hüküm sürüyorsa, Allah öyle istedi diyedir ve Allahın isteğine karşı insanoğlu çaresizdir. Yani: Böyle geldi, böyle gider!

Osmanlı aklının bir türlü değişimi algılayamamasının altında, bin yıllık bu kadim zihniyet yatar... Osmanlı derken, tümünü kastediyorum! Türk, Rum, Kürt, Arap, Arnavut, Ermeni, Sırp farketmez…

Aslına bakarsanız, Roma'nın mirası olan bu zihniyet, yalnız Osmanlı'da değil, katoliklikten geçerek, Batı Avrupa'da da hüküm sürmekte idi! Ne zaman ki kapitalizm gelişti, ortaya bir burjuva sınıfı çıktı, o burjuva sınıfının çıkarları o statüko ile çelişti; işte o zaman önce reformasyon başladı! Feodal katolisizmin yerine, modern protestanlık gelişti. Ona bağlı Aydınlanma ona bağlı da bilimsel teknolojik devrim gelişti ve o zihniyet yaşam karşısında denenmesini kaybetti… İnsanlar yaşayarak, her şeyin değişebileceğini ve zaten sürekli değişmekte olduğunu kavradılar. Oysa biz ne Reformasyon yaşadık, ne Aydınlanma ne de bilimsel teknolojik devrim… Onun için Nizam-ı Alem Zihniyeti, bizde geçerliliğini koruyor. Gelişme ve değişim, "dönme" olarak algılanıyor! Aşağılanıyor…

"Dünya değişti" lafını dilimize pelesenk ediyoruz ama kendimizi değiştirmeyi denemeye yanaşanımız da ne yazık ki çok az!

Değiş be gardaş ama neyi? Niçin? Daha iyisini mi getirecen? Hiç içinde olmayanını mı?

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.