Görüşümüz: Şiddetle kınadığımız oldu bittiyle yaşamak

loading
4 Haziran, Perşembe
£

8.47

7.59

$

6.76

KÖR GÖZE PARMAK

Doç. Dr. N. BERATLI
nazim.beratli@kibrispostasi.com
Doç. Dr. N. BERATLI
A- A A+

Görüşümüz: Şiddetle kınadığımız oldu bittiyle yaşamak

Bugün sizinle bir Kıbrıslı Rum yazarın makaelsini paylaşıyorum. 20 Temmuz günü Sunday Mail gazetesinde yayınlanmış.

" Bugün, adanın yüzde 37'sinin işgaliyle sonuçlanan Türk istilasının 40. yıldönümünü anıyoruz.

Cumhuriyet, 54 yıllık varlığı süresince toprakları ve kıyı şeridini sadece 14 yıl süreyle kontrol etmiştir ki bu, 1963'ün sonunda yaratılmış ve otonom bölgeler olarak faaliyet göstermiş olan Kıbrıs Türk enklavlarını hesaba katmamaktadır.

Başka bir deyişle, Cumhuriyet'in egemen bir devlet olarak varlığının dörtte üçü süresince topraklarının üçte birinden fazlası Türkiye'nin işgali altında olmuştur.

Nüfusun önemli bir bölümü adayı ikiye bölen bir hat olmayan bir Kıbrıs'ı hiç görmemiş ve Mağusa'nın kapalı bölgesini hiç ziyaret etmemiştir.

İşgalden önce kuzeye dair hiçbir anısı olmayan veya doğrudan ve kişisel hiçbir bağı olmayanlara, resmi slogan "Ben unutmam" bile anlamsız geliyor.

Ve 10 yıl içinde, Girne'nin veya Karpaz'ın anılarından söz etmek yaşlanmış bir mütekaitin uğraşı haline gelecek.

Siyasetçilerimiz, bir on yıl daha bir çözüme duydukları arzudan bahsedebilirler ve tekrar birleşmeyi engelleyen Türk uyuşmazlığını kınayabilirler; ama kimse onları dinlemiyor olacaktır.

Birçok siyasi kariyerin üstüne inşa edildiği Kıbrıs problemi endüstrisi sonsuza dek süremez. En iyi günleri artık geçmiştir ve zirveye ulaştığı nokta olan2004 referandum histerisi 10 yıl geride kalmıştır. O günden beri, Kıbrıs meselesioy kazandıran ve kariyer kazandıran bir konu olarak artık düşüştedir.

İnsanlar, samimiyetsiz siyasetçilerden aynı manasız hikayeyi dinlemekten bıkmışlardır.

Gerçek şu ki, retoriğe rağmen, kahir çoğunluk kendini statükodan rahat hissetmektedir ve bölünmüşlüğü hayatlarının bir parçası olarak kabul etmektedir; Kıbrıslı Türkler'in de aynı şekilde düşündüğünü sanıyoruz.

1974 öncesinde iki toplum arasında savaş ve kan dökmenin var olduğu dönemin aksine, ayrılığın 40 yıllık barış ve güvenlik sağladığı bir durumda insanlar neden yeniden birleşmek istesin?

40 yıllık ayrılık, en azından Kıbrıslı Rumlar için - her ne kadar şimdi savurganlığımızın bedelini ödüyor olsak da -refah ve zenginlik dönemi oldu. Bunu neden riske atalım?

Siyasetçilerimizin adil, uygulanabilir, işleyebilir, insan haklarınasaygılı, ateşli çözüm söylemlerinin altında yatan neden budur.

Onlar bu ütopyayı hiçbir zaman elde edemeyeceklerini biliyorlar; ancak bu söylemlerde ısrar ediyorlar çünkü taksimin/kalıcı ayrılığın tüm seçenekler arasında kendileri için en iyisi olduğunu biliyorlar.

Onlar bu amacı, uzlaşılan her öneriyi hiçbir zaman mümkün olmayacak 'mükemmel çözüm' hayaliyle reddeden çocukça, milliyetçi duruşlarıyla elde etmekten mutludurlar.

Ayrılığın bizim siyasilerimiz için bir başka avantajı daha vardır – güç paylaşımı melanetine karşı bir garanti olması. Kıbrıslı Rum siyasetçiler yıllardır sahip oldukları gücün getirilerini Kıbrıslı Türkler'le paylaşıp kendilerine önceden emsali olmayan denetimler uygulayacak bir sistem içinde hareket etmek istemiyorlar.

Son iki Cumhurbaşkanının – teoride ikisi de çözüm yanlısı farz edilmesine rağmen – pratikte uzlaşıya çok bağlı olmaması, çünkü ellerindeki gücü teslim etmek veya gücü yeni bir anayasayla kısıtlamak istememiş olması bir tesadüf değildir.

40 yıllık bölünmüşlükte iki taraf arasındaki ilişkilerde yaşanan yegâne büyük değişiklik, Kıbrıs Türk liderliği tarafından 2003 yılında açılan sınır kapıları olmuştur.

29 yıllık tam ayrılıktan sonra kapıların açılmasıyla iki toplum üyeleri yeniden bir araya geldiler ve o zamana kadar var olan korku faktörü büyük ölçüde tükendi.

O günden beri 11 yıldır şiddet veya ciddi bir olay yaşanmadı ve binlerce insan diğer bölgeyi rutin olarak, korkusuzca ziyaret ediyor.

Bu da iki toplumun barış içinde iyi komşular olarak yaşayabileceklerini gösteriyor, ama bu, aynı zamanda, ancak bu kadar ileri gidebileceklerinin de bir göstergesidir.

Çözümle kazanılacak ve adayı yeniden birleştirecek birçok büyük fırsat vardır ancak kimse bu hamleyi yapmaya hazır görünmemektedir, çünkü taksim sadece Kıbrıslı Türklere değil iki tarafa uygun gelmektedir.

İşgal oldubittisini hiçbir zaman kabul etmeyecekleri yönündeki cesur ve cüretkar söylemlere rağmen,son 40 yılın gerçeklerinin gösterdiği gibi, Kıbrıslı Rum siyasetçiler söylediklerinin tam tersini yaptılar ve bunu fazla protesto eden de olmadı.

Nihai tahlilde, artık hedef tekrar birleşme değil, topraklarının yüzde 37'sini Türkiye'ye teslim etme pahasına da olsa, Kıbrıs Cumhuriyeti'ni muhafaza etmektir."

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.