Türkiye'de modernizm...

loading
29 Mayıs, Cuma
£

8.40

7.56

$

6.82

KÖR GÖZE PARMAK

Doç. Dr. N. BERATLI
nazim.beratli@kibrispostasi.com
Doç. Dr. N. BERATLI
A- A A+

Türkiye'de modernizm...

Istanbul yıllarımdan sonra, dört yıla yakın bir süre de Ankara'da bulundum… Büyük Doğumevi'nde ihtisas yaptım… Cebeci'nin en üst sokağında oturdum. Arkamız, gecekondu mahalleleri… Hastalarımızın çoğunluğu da o mahalleler ve çevre kasabalar ile Orta Anadolu köylüleri…

Orada mı bazı kopyalar aldım, nedir? Örneğin onların başka bir takvimi vardı! Bu bizim bldiğimiz Justinien Takvim değil… Ramazan, Kurban, Kiraz zamanı, Bostan zamanı v.b. Doğum Salonu'nun duvarlarına, yazardık: "Ramazan başlama, bitme, Şeker, Kurban, Kiraz Zamanı Haziran, Ceviz Zamanı Ağustos, Bostan zamanı Temmuz" gibi… Yoksa kadının en son adetini ne zaman gördüğünü anlayıp da muhtemel doğum tarihini hesap etmek, mümkün değil…

Çok ayıp olacak şimdi ama bizim "kolejli" Ankaralı meslektaşlarımızın ağzında, onların adı da vardı: "Hotanto…" Gene utanarak aktarayım ki bu kadınlara ta ki şiddet gösteresiniz, (genellikle psikolojik tabii) sizi hiç dinlemiyordular! Ona alışmış ve son derecede doğal buldukları belliydi… Bağırdın mı, ortalık süt liman… Her dediğini yapıyor… Nefes alıyor, ıkınıyor v.s. Yoksa, çığlık kıyamet! Arada bebek de giderse, gider…

Bir yılbaşı gecesi, "damdan düştü" diye getirdikleri, sekiz aylık hamile bir kadını hatırlarım… Hem rahim, hem de karaciğer yırtılmıştı… Masada kaldı, kurtaramadık… İfadeye hiç inanmadım… Dayak yemişti bence… Kesin… Ama kime anlatırsın, derdini… Kim dinler? Kışın göbeğinde, sekiz aylık kadın, gece yarısı dama çıkmış da düşmüş…

Demem o ki hem o kendine has takvim, hem de hastalarla ister istemez yapılan sohbetlerden ayıkmaya başladım ben galiba… Bir kadın hatırlarım sekiz doğum yapmış, canlı bebeği yok! "Nasıl yok?" dediğimde, " Ölüyorlar" dediydi… "Niçin?" Yüzüme olanca saflığı ile baktı: "Mal vaaaar… Mala bakmasam aç kalacayık! Mala baksam, bebek bakımsız kalıp, ölüveriyor…" Kafasında da oğul gibi bit vardı… Sırf biti temizlemek için bir hafta yatırdıydım galiba… Bebeği eline verdik, gönderdik ama dokuzuncu bebek yaşadı mı? Bilmem…

Ankara'nın göbeğinde, bu tanık olduğum, bize anlatılan Türkiye kültürü değildi… Bu, başka bir şeydi… De, neydi?

Evet… Oruç için henüz bir baskı yoktu… Cuma'yı da soran çıkmıyordu… Henüz ortalıkta sıkmabaş türban da yeni yeni zuhur ediyordu… Ve hatta akşam nöbetlerinde, Sıvaslı odabaşı, Burdur'lu doktor arkadaş ve birkaç kişi, oturup şarap içiyorduk… Çünkü onlar Alevi idi ve benim meşrebimi de çok çabuk keşfettiydiler… Votka'nın içine, vanilya döker, içerdik… Hiç koku yapmaz…

Artıııı… Yukarıda da bahsettiğim kolejli çocuklar… Bürokrat çocukları…

Mahallede Ankara'nın yerlisi komşularım vardı… "Kırkikindi Yağmurları"nı falan onlardan öğrendim… Yukarıda anlattığım kültüre dahil değillerdi ama bizim gibi de değildiler… Kıyaslarsak, galiba onlarla bizden iyi anlaşıyorlardı…

Bir bayram, Konya'ya tayin edilen dostum kardeşim Dr. Bilgin Ergene'yi ziyarete gittim… Haliyle Mevlâna Türbesi'ne de uğradık… Bayram ertesi, zaten beni seven hastane çalışanları, "Hocamız Mevlâna Hazretleri'ne gitmiş" diye, az kalsın elimi öpeceklerdi…

Bizimkinden farklı bir kültürdü bu…

Bize buradayken öğretilen Türkiye, gerçek değildi… Yoktu…

Bize anlatılan, inandığımız, zannettiğimiz; İstanbul ve Ankara'da bile, azınlıktaydı…

Var olan çoğunluk, bizim sandığımızdan çok farklı, kesinlikle modern değil ama kesinlikle uygardı! Kendi farklı uygarlığı… Hacı Bektaş'tan, Hacı Bayram'dan, Mevlâna Celâlettin'den, Pir Sultan Abdal'dan, Yunus Emre'den, Süleyman Şah oğlu, Ertuğrul Gazi'den, Şeyh Edebali'den neşet alan bir başka uygarlık…

Neden? Nasıl? Niçin? Bunun da sırrını, Anadolu'ya çıktığımda anladım…

Devam edeyim mi? Netameli bir konudur, canınız sıkılmasın sonra!

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.