ZAMANIN VELED-İ ZİNASI OLMAK!

loading
1 Haziran, Pazartesi
£

8.44

7.57

$

6.82

KÖR GÖZE PARMAK

Doç. Dr. N. BERATLI
nazim.beratli@kibrispostasi.com
Doç. Dr. N. BERATLI
A- A A+

ZAMANIN VELED-İ ZİNASI OLMAK!


" Güney'den ve Doğu'dan bakıldığında, egemen olan Batı'dır. Paris'ten bakıldığında, egemen olan Amerika olur. ABD'ye doğru yol aldığınızda ne görürsünüz? Dünyanın bütün çeşitliliğini yansıtan ve hepsi de kökenlerindeki aidiyetlerini vurgulama ihtiyacı duyan azınlıklar. Siz bu azınlıkların arasında dolaşırken, iktidarın beyaz adamın elinde olduğunu, Protestan Anglo-Saksonlar'ın elinde olduğunu binlerce kez işitirken, birden Oklahama City'de korkunç bir patlama olur. Sorumluları kimlerdir? Kendilerinin azınlıklar arasında en ihmal edilen ve aşağılanan gruba dahil olduklarına ve dünyalılaşmanın 'onların' Amerikası'nın çanına ot tıkadığına inanan Anglo-Sakson ve Protestan beyaz adamlar! Dünyanın geri kalanının gözünde, Timothy McVeigh ve yardakçıları, gezegene hakim olacakları ve geleceğimizi ellerinde tutacakları düşünülen etnik profile sahiptir; kendi gözlerindeyse onlar, ellerindeki en ölümcül silahtan yani terörizmden başka bir şeyleri kalmayan, soyu tükenmeye yüz tutmuş bir türden başka birşey değillerdir."

Bu satırlar, Fransa'da yaşayan ünlü Lübnanlı yazar, Amin Maalouf'un İngilizceye On Identity; Türkçe'ye de Ölümcül Kimlikler başlığı ile çevrilmiş kitabından alınmıştır. Her iki nüsha'da da 103'üncü sayfada yer alıyor!

Geçen yıl bir açık oturumda, bu türden bazı lâflar söylemiş ve Halil Paşa ile birlikte, bir miktar kavrayış özürlü ile boğuşmak zorunda kalmıştım. Globalizm, giderek hem egemenliğin üst yapısında ve hem de onun kaynağında yatan toplumsal yaşamda, aidiyetleri ulusal aidiyetin ötesinde, global kimlik şemsiyesi altındaki daha küçük birimlere bölüyor. Ve bunun en önemli örneği ve hatta öncüsü olan ABD'de, ülkenin tarihsel egemenleri WASP'lar (White Anglo-Saxon Protestan) bile kendilerini, Hispanik, Polonyalı, İrlandalı, Alman ve zenci "azınlıklar"dan biri olarak görmeye ve bunu protesto etmek için de Oklahama City'deki gibi terör eylemleri yapmaya başlıyorlar. Lübnanlı bir Arap olan Maalouf, hristiyan! Katolik bir aileden gelme ama protestan eğitimi görmüş! Ataları arasında, Maruni bir dede ile Türk bir büyükanne de var! Büyük, büyük dayısı Osmanlı imparatorluğu içinde Molier'i ilk defa çevirip, sahnelemiş! Ve 1976'dan beri Fransa'da yaşıyor! Adını andığımız kitabında insanı oluşturan aidiyet ve mensubiyetlerin sayısının çokluğunu ve bunlardan bir veya birkaçını seçerek, belirleyici olarak öne sürülmesinin hem insanı dünyaya ve içinde yaşadığı topluma yabancılaştırdığını ve hem de dünyayı yaşanmaz bir hale getirdiğini anlatıyor. Ve yukarıdaki saptamadan sonra soruyor:


" O halde dünya kime ait?"

Öyle ya! Dünyanın doğusu ve güneyinde yaşayanlar, onu "batı"nın yönettiği iddiasındalar. Fransızlar, Almanlar ve İngilizler ise Amerikalılar'ın! Amerika'daki azınlıklar WASP'ların... WASP'ların bir kısmı ise "Amerika elimizden gidiyor" diye örgütlenip, gidip Oklahama City'de alış-veriş merkezini bombalayarak, yüzlerce kişiyi öldürecek kadar, iktidarı yitirmek korkusu ile paniklemişler! Hani egemen olan bunlardı?!


Maalouf, sorduğu soruyu şöyle yanıtlıyor:

"Tarihin öteki anlarından çok daha fazla olarak, orada kendine yer açmak isteyen herkese ait. Kendi yararına kullanmak için oyunun yeni kurallarını –ne kadar şaşırtıcı olsa da- kavramaya çalışan herkese ait!"

Amin Maalouf'u yeni keşfettim. Güney'de Iraklı bir arkadaş tavsiye, bir Filistinli dost da kitabını hediye etti...

"Oluşmakta olan yeni egemenlik modeli, bizim "ulusçu" önyargılarla öne sürdüğümüz gibi "Alman", "Fransız" şu ya da bu ulusal kimliğin dünyayı yönetceği bir egemenlik değil; bambaşka bir anlayışın ürünüdür. Bunu anlamalıyız... Bir örnek vermek gerekirse: "Kıbrıs'ı Venedikliler'den kim aldı?" Diye sorarım... Osmanlı mı? Türkler mi?

Peki ama Kıbrıs'ı alan sadrazam Sokollu 18 yaşında bir papaz okulundan Enderun'a getirilmiş bir Sırp idi... Piyale ile Lala Mustafa denilen herifler de Hırvat... Ama onlar Enderun'a girdikleri andan itibaren artık Osmanlı egemenliğinin temsilcileri idiler, Türk asıllı Piri Paşa ile birlikte. Oysa o düzen, bambaşka bir düzendi! İşte bu şimdi oluşmakta olan da çok daha üst boyutta, böyle bir farklılaşmadır. Ulusçu kaygılar, onu anlamayı engeller diye düşünüyorum.Anlamamak da karşısında yenilmeyi, mukadder kılar..." Bu notu 15.10.2002 tarihinde o zaman mensubu bulunduğum internet grubuna gönderdiğim yazıdan aldım. Daha ortada Annan Planı da yoktu üstelik...

"Son iki yüzyılı Ulus Devlet'e göre programlanarak düşünen, ulusal egemenlik için ölüp öldürmeyi bile meşruu sayan, ulusal takımı maç kazanınca sokaklara dökülmeyi ; kendini ulusal aidiyeti ile tanımlamayı alışkanlık haline getirmiş halk tabakalarının sözcüsü olan tutucu politikacılar, küreselleşmenin anlamını görebilmekte ama ulusal ölçekle düşünebildikleri için, sonucunda varılacak yerin bir başka ulusal egemenliğe teslim olmak olabileceğini sanarak, geleceğe umutla bakamamaktadırlar. Oysa, bu yeni ve farklı dünyada, egemenlik de biçim değiştirmektedir. Oluşmakta olan yeni egemenlik biçimi, ne imparatorluklar çağının kaynağını Tanrı'dan bulan, imparatora bağlı egemenliğidir ne de ilk defa J.J. Rousseu'nun Toplum Sözleşmesi'nde tanımladığı, kaynağını ulustan alan, bölünmez ve paylaşılmaz bir tek ulusal egemenlik. İmparatorluk çağının egemenliğine benzeyen, ama çok daha üst düzeyde kaynağını ekonomik güç ve bilgi üretebilmekten alan yeni tür bir egemenlik ortaya çıkmaktadır ki bu hiçbir ulusun değil ama ortaya çıkmakta olan yeni küresel dünyanın yönetiminde yer almakla kullanılabilecek olan bir egemenlik olacaktır. Nasıl ki Osmanlı İmparatorluğu'nda egemenliğin kullanımı, etnik kökenle değil de Osmanlı erkinin içinde yer alabilmekle mümkün iseydi, bu yeni egemenlik de çok daha üst düzeyde yönetici elitin içinde olmakla mümkün olabilecek ve ulusal aidiyetle bir ilgisi olmayacaktır. Bu bakımdan, örneğin AB, Almanlar'ın Fransızları yönettiği bir birlik olmayacağı gibi tersi de olmayacaktır. Yeni bir egemenlik konseptidir bu!" Bunlar da 20. Has-Der Sempozyumunda ettiğim lâflar!

Artık değişen kategorzasyonları algılayamadan, kendini sağcı ya da solcu diye tanımlayanlar; kafalarının etrafına ördükleri zincirlerden kurtulamadıkları sürece, korkunç bir ivme ile oluşmakta olan bu yeni dünyayı, kavrayamayacaklardır.. Ve eğer bu yüzü geçmişe dönük hastalıklı zihniyet topluma egemen olursa, torunlarımız bize bu değişim momentinde onlara mağlup olup, kendilerini bir tür sömürge mensubu haline getirdiğimiz için, beşyüzyıl sonra bile söveceklerdir.

Önümüzdeki ikilem, ne Kıbrıs Sorunu'nu çözmek; ne Annan Planı'nı uygulamak ne de Aralık seçimlerini kazanmak değildir. Onların tümü, işte bu çok daha kapsamlı tarihsel dönüşüm projesinin içinde alacağımız rolün, birer parçasıdırlar. Ve bugünlerde atacağımız her adım, tarihin bir dönüm noktasında, ilerlemeye mi yoksa geride kalmaya mı lâyık olduğumuzun bir kanıtı olarak, bin yıllık bir perspektivden, dönüp o zaman artık yaşamayacak olan bu kuşağa övgü ya da yergi olarak geri gelecektir.

Büyük Fransız tarihçi Marc Bloch, "İnsanlar babalarından çok; zamanlarının çocuklarıdırlar" der!

Zamanımızın çocuğu muyuz, yoksa veled-i zinası mı?

İşte bu sorunun yanıtı ile yüz yüzeyiz! Önce kendimize, sonra insanlığa ve sonra da gelecek kuşaklara karşı!

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.