Bir hatıranın akla gelmesi...

loading
11 Ağustos, Salı
£

9.47

8.52

$

7.24

KÖR GÖZE PARMAK

Doç. Dr. N. BERATLI
nazim.beratli@kibrispostasi.com
Doç. Dr. N. BERATLI
A- A A+

Bir hatıranın akla gelmesi...

Lugaidis'in güya "barış" görüşmesi yaptıkları, CTP heyetinin oturdukları koltuklar daha soğumadan, "Birleşip, Türkiye'ye saldıralım" demesi, hiç tuhafıma gitmedi… İlk defası değil. Biz, yoldaşı şimdi tanımadık… Ama bir de hatıram var ki sizinle paylaşmazsam, haksızlık ederim…

Referandumdan sonraydı, İstanbul'daki Kıbrıslılar'ın örgütü, adanın iki tarafı, Türkiye ve Yunanistan'ın sol partilerinin temsilcilerinin katılacağı bir topantı düzenledi. Bizimkiler de her ne hal ve hikmetse, gidecek heyete beni de dahil ettiler. Bu bir şey değil; konuşmacının da ben olmama karar verdiler.

Söz konusu toplantıda, konuştum… Özetle şunları söyledim:

"Referandum sonrasında, toplumlar arasındaki sıcaklık, eski yüksekliğini korumadığı gibi, her iki tarafta da ulusçu düşünceler, eskiye oranla giderek güçleniyor ve eğer biz bu masanın etrafında toplananlar buna izin verirsek, en sonunda bu süreç adamızın kalıcı olarak bölünmesi tehlikesini, taşıyor.

… Kendi toplumlarımız içinde, içe kapanık, kendimizden başkasının sesinin duyulmasına fırsat vermeyen bir yöntemle barış mücadelesi yapacağımıza, harcadığımız emek kadarını, karşı tarafı da anlamaya, onun sesini de duymaya harcasaydık belki de bugünkü durumda olmaya bilir, halâ Kıbrıs'a nasıl bir barış getirebileceğimizi tartışıyor, olmazdık… Eğer barış ümidini devam ettirmek istiyorsak, yeni bir başlangıç yapmak zorundayız.

…Sorunun ne olduğu konusunda bile hemfikir değiliz. Biz, "bu ulusal sorundur" diyoruz; siz bir "işgal sorunu" olduğunu ileri sürüyorsunuz... Barış güçleri arasında herkes federasyon diyor, ama içeriğine gelince görülüyor ki Kıbrıslırumlar bundan başka bir şey; Kıbrıslıtürkler ise başka bir şey anlıyorlar… Birbirimizi anlamadan bir çözüm bulmamız, mümkün değildir. Ne demek istediğimi anlatmak üzere, kendimden bir örnek vereyim: Ben Kıbrıstürk basınında, AKEL'in geçmişte ENOSİS i savunmuş olmasını en katı biçimde eleştiren yazarlar arasındayım... Oysa bu, sadece "kim haklıdır" sorusuna belki bir yanıt verebilir o kadar… Sorunun ortadan kalkmasına, yararı dokunmaz.

Bu tartışmada, terminolojiye de saplanmamalıyız. Ben başka görüşler de olduğunu bile bile ve onları da dinlemeye hazır olarak, "iki halk" derim. Bir başkası "tek halk" der… İtham etmeden, oturup dinlemeden, tartışmadan kimse görüşünü dayatmamalıdır. Ortak bir payda bulmanın başka yolu, yoktur. "İki halk, bölünmeye yarar" denilebilir ama ona karşı," Tek halk iddiası da etnik hegomonyacılığa varabilir" yanıtı da verilebilir. Hangisi yanlış? Ortak terminoloji de ancak birlikte üretilirse bir anlama sahip olur…

… Bunu biz, hep birlikte yaratabiliriz. Ülkemizde, çözümsüzlüğün karşılıklı iki politikası; vardır… Çözümsüzlüğün, iki taraflı kültürü de vardır! Ama çözümün, politikası olmasına karşın, ortak bir kültürü; yoktur…

Gramsci, özellikle Batı Avrupa'da, bu iki ayrı hegomonya'ya karşıt; ilericilerin hem politik ve hem de sivil alanda alternatif kendi hegomonyalarını üretip, geniş halk kitlelerini ikna etmeden hedefe varamayacaklarını, ileri sürer. Ben ona katılıyorum.

Çözümsüzlük kültürüne karşı alternatif bir ortak çözüm kültürü yaratamazsak, adamızın kalıcı bir biçimde bölündüğüne, tanık olabiliriz…"

Sözüm bitince, AKEL temsilcisi söz alarak, "Şok olduğunu" söyledi! Neye şok olmuştu yoldaş? Konuşmaya başlayınca, hayretler içinde tercümanın, benim söylediklerimi değil, tam zıddı şeyler aktardığını, fark ettim.

İngilizce konuşmamış olmak, bir hataydı… Ama yoldaşlar da "anglo Amerikan emperyalizmi'nin diline karşıydılar! N'apalım?

Bu meseleyi, o zaman kamuoyu ile de paylaştıydım ama eksik! Daha sonra AKEL temsilcisinin yanına gidip, derdimi İngilizce anlatmaya çalıştığımda, herif gene anlamamış ama bana bir şey söylemişti:

"Biz Kıbrıs'ın tek komünist partisiyiz… (Sanki de dünya üzerinde kavanozda saklanan başka Stalinist parti de kalmış gibi…) Ve kuzeyde de örgütlenmeye karar verdik!"

"Ben seni şimdi döverdim ama İstanbul'a çağırıp, Türkiye'nin desteği altında dövdü dersin! Lefkoşa'da döveceğim… " dedim…

Adaya döndüğümüzde de benimle temas sağlayıp, o yoldaşın teorik konularda cahil olduğunu, onu ciddiye almamamı istediler, elli defa… Benden başka o kadar sinirlenen ve fiziksel mücadele lâfı eden başka bir Allahın kulu da çıkmadı… Yalnız kaldım…

Ne mi demek istiyorum? Hiç! Hatıra…

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.