Hafta sonu muhabbeti

loading
29 Mayıs, Cuma
£

8.44

7.59

$

6.84

KÖR GÖZE PARMAK

Doç. Dr. N. BERATLI
nazim.beratli@kibrispostasi.com
Doç. Dr. N. BERATLI
A- A A+

Hafta sonu muhabbeti

İşin doğrusu şu ki; politika hakkında yazı yazmayı, ruhum hiç istemiyor. 1990'dan beri, "Yahu, bu politika yanlış! Bunlar sosyal şovenizmin peşine takılmışlar…" diye bağırmaktan canı çıkmış, daha doğrusu çıkarılmış bir herif olarak, bana gına geldi…

"Varsın popazın başına gelen, babatyanın da gelsin!" demeye de dilim varmıyor ama bu adayı kimin böldüğü ile ilgili taa 1991'de yayınlanan ilk kitabımda yaptığım tespiti de hatırlatmazsam, çaaat diye çatlarım.

Neyse… Ben bugün, siyaset yazmamak kararındayım… Bir gün, yüksek bir makamda bambaşka bir konu konuşurken, adamın biri dedi ki: " Ben senin yazılarını beğenmem… Kendinden bahsediyorsun!"

Ben de o herifi hiç beğenmem ama mesele bu değil… Bir okurun, bir yazarı beğenmeme hakkı elbette ki vardır… Gerekçesinin ne olduğu, hiç önemli değil. Haklı ya da haksız olduğunun da hiçbir önemi yoktur. "Beğenmiyorum arkadaş!" O kadar… Bence her okurun bu hakkı vardır…

Ancak, yazarın da kendini ifade etmek hakkı, ayni oranda, yazara aittir…

"Kendinden bahsediyorsun…" Buraya takıldım…

Edebiyatta, çeşitli yazı türleri vardır. Roman, hikâye, makale, deneme, anı, fıkra v.s. Bunlardan biri de sohbettir… Sohbet, adı üstünde karşınızdaki biriyle konuşuyormuşsunuz gibi yazılır. Yani bir siz varsınız, bir de karşınızda oturan birisi… Ve siz, ona bir şey anlatırmış gibi yazarsınız. Benim köşe yazılarımda seçtiğim yazın türü de sohbettir. Bu konuyu uzun köşe yazarlığı hayatım süresince birkaç defa kaleme almak zorunda kaldım. Megaloman ya da narsist olduğumdan değil, seçtiğim yazın türünden dolayı, yazılarımda "ben" demek zorunda kalıyorum. Kaldı ki çoğu okur da bu "sohbet" tarzına bayılıyor…

Beri yandan, bizdeki bu "ben" deme korkusunun üzerinde de durmalıyız… Neden mi? Şundan:

Bırakın şimdi içinde yaşadığımız post-modern dünyayı, modernleşme çağının bile gereği, bireyin özgürleşmesi, kulların "birey" olabilmesi idi… Fransız İhtilâli'nin amaçlarından biri idi bu… Ulus, özgür bireylerin, gönüllü birliği idi… Biz, bireyleşemedik… Kafada, zihniyette bireyleşemeyince de özgün hiçbir halt üretemedik… Zakkum yaprağını kaynatıp hastalarını zehirleyen heriflerin Nobel kazanacağını sanmamızın nedeni de budur. Bugün bile, bireyleşmeye kalkanlara neler yaptığımız, ortadadır.

Niçin?

Tarihimizin başından taa Osmanlı'ya kadar, bizde böyle bir gelenek oluşmadı. Asya günlerimizde, sözden çıkmanın cezası, kabileden atılma idi ki bu bozkırda ölüp gitmekten başka bir anlama gelmezdi. Osmanlı'da ise, buna Selçuklu'yu katabiliriz ki bin yılı aşkın bir zaman yapar; bir tek birey vardı: Padişah… Gerisi onun kulları, memleket de onun mülkü idi… Ve yalnız o "ben" diyebilirdi… Ondan gayrısının "ben" demesi, padişaha yapılmış bir hakaretti… Osmanlı eliti, kendinden bahsederken, "bendeniz" der… Yâni, kulunuz… Eşinden de "cariyeniz" diye bahseder… Yâni, dişi kulunuz… Her anlamda… Ayrıntıya sokmayın burada şimdi beni…

İşte bundan dolayı, bizde ne birey vardır, ne bireysel üretim ne de fikir üretimi… Adam kanat takmış uçmuş, neden uçtun diye, kellesi alınmıştır. Uçağı nasıl sen icat edeceksin o zaman? Düşünme ve düşündüğünü söyleme, bizde devlet eliyle değil, aslına bakarsanız, zihniyetimiz tarafından yasaklanmıştır. Tımarhane kapısına "düşünen adam" heykeli koymanın anlamı nedir?

Kim filozof olmaya sıvanacak örneğin, toplumdan dışlanmayı göze almadan?!

İşte bundan dolayı, dünyada pozitivizm aşılalı belki de elli yıl olduğu halde, bizi güya devrimcilik yaptığımızı sanarak, her şeyi "bilimsel" yapacağımızı öne süreriz… Dünyadan, haberimiz yok! Hangi babayiğit kalkıp da "Bilim de yanılır be baylar, saçmalamayın!"diyecek?

Şimdi böyle bir ortamda "sohbet" yazarsanız, arada sırada biri kalkar, size "sen kendinden bahsediyorsun" der… Birey olmakla, bireyci olmayı birbirinden ayırmak, çok zor olmasa da…

Şeyh Nazım Efendi'nin lâfıdır:

"Ne anlatırsan anlat, o konuştuğun konuda ne kadar derin bilgi sahibi olursan ol, karşındaki yalnız kendi bildiği kadarını anlayacaktır…"

Kendini anlatmayan, kendinden bahsetmeyen yazar, var mı? Olur mu?

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.