Osmanlı'nın bitmeyen tasfiyesi

loading
4 Haziran, Perşembe
£

8.47

7.57

$

6.75

KÖR GÖZE PARMAK

Doç. Dr. N. BERATLI
nazim.beratli@kibrispostasi.com
Doç. Dr. N. BERATLI
A- A A+

Osmanlı'nın bitmeyen tasfiyesi

Osmanlı İmparatorluğu'nun tasfiyesi, bitmedi; devam ediyor. Bizim Kıbrıs Sorunu da bu işlemin bir parçasıydı ama işin bu yanı hiç dikkat çekmedi. Şimdi Irak ve özellikle Suriye'de olanların adı, budur... İster beğenin, isterseniz beğenmeyin. Olayların sebebi, hiç de Recep Tayyip Erdoğan'ın keyfinin, Esad'ı devirmek istemesi değildir... Ve hiç de Ankara'da başka bir hükümet olsaydı, Türkiye bu işe bulaşmazdı sanmanın dayanılmaz hafifliği ile anlaşılamaz.

Suriye, Irak ve Orta Doğu'nun daha uzak bölgelerinde istikrarın hangi koşullarda yaşadığına bakmak lâzımdır, her şeyden önce... Bu bölgede istikrar, Roma döneminde bile her tarafa hakim değildi. Önce Emeviler döneminde buraya tek kültür hakim oldu. Sonra Abbasiler... Büyük Selçuklular'ın Abbasi erkini devralması ile bölge bir defa daha istikrara kavuştu.

Arada, şimdi olduğu gibi, kaos dönemleri var... Örneğin Haçlılar döneminde, bu bölgede egemen olan Selahaddin-i Eyyubi, çok ünlüdür çünkü Aslan Yürekli Richard ile kâh savaşarak, kâh sevişerek oluşturduğu ilişkiler, batıda da tanınmasına vesile olmuştur ve bir Kürd olduğu için, bugün ilginç gelmektedir ama öncülünün bir Türkmen beyi olan Nurettin olduğu, kolaylıkla hatırlanmaz. Selahattin, Nurettin'in komutanlarından biri idi...

Selçuklu Sultanı Alpaslan ile Bizans İmparatoru Daigones arasındaki Malazgirt Savaşı ( 1071) bugün herkes tarafından bilinir ama Selçuklular'ın asıl niyetinin, Anadolu değil, Suriye olduğu da pek dikkate alınmaz. Suriye idi, çünkü oradan aşağı inip, zengin Mısır'a hükmetmek idi asıl murat. Arada Bizans ordusu yok edilince, Anadolu bomboş kaldı ve zaten önceden buraya gelmiş olan Türkmen'lere yetiştiren katıldı. Ama İran engelinin ortadan kalktığı 10.yy'dan itibaren batıya gelip de ilk yerleşenlerin, Kerkük ve Suriye Türkmenleri olduğu da pek konuşulmaz günümüzde...

O günlerde ne büyük bir göç ne de büyük bir katliam söz konusu değildir. Yâni yeni gelenler, bölgenin eski halkları ile birlikte yaşamaya başlarlar. Coğfayanın o alanı için, istikrarın adı daha sonra, Memlükler olur... Ve Yavuz Sultan Selim'den itibaren de Osmanlı... Taa 1918'e kadar... Bu, size geçmiş gibi gelmesin! Babamın doğum tarihidir... O kadar yakındır yani...

Bölge ne ulus devlet çağının kriterleri ile değerlendirilebilir, ne de kavimsel iddialarla... Tarihte de öyleydi, bugün de öyle...

Osmanlı İmparatorluğu 1. Dünya Savaşı'nı kaybedince, İngiltere ve Fransa Orta Doğu'yu paylaşmaya oturdular. Bir İngiliz bir de Fransız memur, Sycess ve Picot, (yanılmıyorsam en çok yarbay rütbesinde iki askerdiler) aldılar ellerine cetveli, kendi etki alanlarında; "devletler"in sınırlarını çizdiler. Olmayan devletler yarattılar, ulus olmayan toplumlara, kendi akıllarınca Ulus Devlet'ler hediye ettiler. 16.yy'dan beri devam eden istikrar, bir anda yerle bir oldu. Osmanlı döneminde her birinin halkı farklı özellikler gösteren Kerkük, Bağdat ve Basra vilayetlerinden "Irak" diye bir yeni ülke icat ettiler örneğin... Oysa Kerkük Türkmen- Kürt, Bağdat Şii, Basra da Sünni Arap olmakla vardılar ve etleri katiyyen bir kazanda kaynamazdı ve kaynamadı da nitekim... Suriye'yi Fransa'ya bıraktılar ama İngiliz'in de gönlü olsun diye Lübnan ve Ürdün diye iki yeni "devletçik" de icat ettiler. Bu yetmedi, bir de İsrail kurdular sonunda... v.s.

Bu yeni düzende, Türkiye - Suriye sınırı diye İstanbul- Bağdat demiryolu tayin edildi meselâ... Böylece bugünkü Suruç ile Kobani gibi, ortasından bölünmüş yarısı Türkiye, yarısı Suriye olmuş yığınla köy, kasaba ortaya çıktı. Sınırın her iki tarafında da Türkmen, Kürt ve Arap toplulukları kaldı... Araplar ve Kürtler'in aşiret nizamlarını da hesaba katarsanız, bunların etinin de aynı kazanda kaynamadığı meydanda... Onun için biz "nerenin Arap baharı?" diye yazdığımızda birkaç yıl önce, yadırgandıydık. Ulus olmadan Ulus Devlet, o olmadan da demokrasi yoktur ve olamaz... Örneği yok dünyada ve tarihte... İsviçre'yi bırakın, özel koşullarını ayrıca ele alırız bir yazıda...

Yer altı ve yer üstü zenginliklerine tamah ederek, İngiltere ve Fransa orta doğuda Osmanlı erkini kırdılar, toprakları ele geçirdiler... Güya imparatorluğu, "tasfiye" ettiler... Ama şimdi yüz yıl sonra ortaya çıkıyor ki "olmamış"! Osmanlı gelmeden ne varsaydı, gidince de gene o ortaya çıkmış, halklar birbirlerini kesiyor... Mezhep kavgası, kabile boğuşması...

Türkiye Osmanlı borçlarını ödemeyi, Özal döneminde bitirdi! "Karışmam" dese bile onu karıştırırlardı mirası reddetmeyen varis olarak... Nitekim karıştırıldı...

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.