Affedersiniz…

loading
3 Ağustos, Pazartesi
£

9.14

8.22

$

6.98

KÖR GÖZE PARMAK

Doç. Dr. N. BERATLI
nazim.beratli@kibrispostasi.com
Doç. Dr. N. BERATLI
A- A A+

Affedersiniz…

Arada bir mutfak gelenekleri ile ilgili yazıyorum. Çünkü, aslında insanların yedikleri kendilerini belirliyor. Bu çerçevede karşılıklı konuşmalarda, sık sık 1812'deki büyük Polonya ve İrlanda açlık krizlerine kadar, Amerika'dan gelen patatesin hayvan yemi olarak kullanıldığını, anlatırım. Geçen gün tekrar baktığım bir kitapta, daha 1876'da Osmanlı İmparatorluğu'nda patates yeme alışkanlığı olmadığını, halkın bu sebzeye direndiğini fark ettim. At Sırtında Anadolu, Fred Burneby, İletişim Yayınları…
1876 hangi zamandır? Demek ki Kıbrıs İngiliz'e verildiğinde, biz daha patates yemeyi bilmiyorduk… Aradan geçen seksen senede, başka bir şey yemez olduk… Allahtan Amerika'da bu kökü yemeyi yerliler akıl etmişler yoksa acımızdan mı ölürdük? Ne dersiniz?
Ona bakarsanız, domates de Amerika'dan gelmiştir, biber de fasulya da… Yaa… 12. Yy'ın Bizans kroniklerinde "Fasulyaki" diye bir bitkiden bahsedilir ama kastedilen, bildiğiniz böğrülce'dir… Kuru fasulya'ya "milli yemek" diyoruz ya? Biber'in de dünyaya Urfa'dan yayıldığını sanıyoruz! Aslı yok… Amerika'nın keşfinden önce bizim bölgemizde insanların neler yediklerine bakarsanız, Bizans'ta olsun, Osmanlı'da olsun, ekmek ve zeytinyağı'nın yanında, Hristiyanlar şarap; Müslümanlar da pirinç ve şeker ağırlıklı bir beslenme sürdürmekteydiler. Birçok deniz ürünü, et ve süt ise ortaktı… Pirinç ve şekeri orta doğuya getirenler, Türkler'dir; haberiniz var mıydı? Yoksa Avrupa'da şeker, taa 18.yy'a kadar, eczanelerde, hastalara satılan bir gıdadır ki altın değerinde… Kıbrıs'ın da Avrupa için önemi, şeker üretiyor olmasıydı. Hadi madem lâf buraya geldi, şunu da ekleyelim: Şeker Kamışı Karaiplere Kıbrıs'ın fethinden sonra buradan gitmiştir.
Sadede gelirsek, Osmanlı sebze yemeklerine de bakarsak, ki Topkapı sarayı mutfağı arşivleri durmaktadır; "Kalye" diye geçmekte olup, Kabak Kalyesi, Patlıcan Kalyesi v.b. sebze yemeklerinde tatlandırıcı olarak ne domates, ne biber, ne salça; kullanılmamaktadır. Sebzeleri tatlandırmak için, sadece baharat kullanılmaktadır, çünkü yoktur, arşiv orada… Gene taa 18.yy'da Paris'te güzel bir hatuna gönderilecek hediyenin, çiçek, mücevher, parfüm olmayıp; küçük bir kese karabiber olduğunu duyan; bugün şaşırabilir. Ama 1576'da Baharat Yolu'nun doğrudan Lizbon'a bağlanması üzerine İskenderiye gümrüğünü topu atmış olmasını, herhalde kimse yadırgamaz… Avrupa'nın boğazı, Osmanlı'nın elinden kurtulmuştur… Amerika'dan gelenler zaten Lizbon üzerinden dağılırken, baharat'ın da merkez olarak ayni limana yönelmesi, sadece beslenme alışkanlıklarını değil, politik gücü de farklılaştırmıştır.
Yazıya başlarken, muradım başka bir şeyden bahsetmekti ama lâfın dibine vurunca, eksik bırakmak olmaz…
Peki, Amerika'dan bazı sebzeler gelmeden hadi biz başka türlü besleniyorduk da Avrupa ne yemekteydi?
Fernand Braudel, Akdeniz ve Akdeniz Dünyası'nda anlatır ki bütün orta çağ boyunca kışları Paris'in protein ihtiyacını tuzlu morina balığı sağlamaktaydı. Fransa, İngiltere ve İspanya arasında, ikide birde "balık savaşı" çıkmaktaydı. Fransızlar gene iyileridir! Braudel'e bakarsak, hiç değilse akşamları, içinde yağlı bir et parçası yüzen lahana çorbası ve ekmek de bulabilmekteydiler. İngiltere'de halâ en popüler yemeğin morina balığı olması, rastlantı değildir. (Fish and Chips; yanına patatesi de eklemiş olmak ne mutluluk…) Ekmek falan, mafiş… Allah Kristofer Kolombus'tan razı olsun…
Yahu ben bu yazıyı neyin üstüne yazacaktım? Hatırladım ama yer kalmadı… Başka bir gün de onu yazarız… N'apalım? Lâfa tatlı yerinden girince, arkası geliyor…

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.