Bu nasıl iş be gumbaro

loading
29 Mayıs, Cuma
£

8.41

7.57

$

6.82

KÖR GÖZE PARMAK

Doç. Dr. N. BERATLI
nazim.beratli@kibrispostasi.com
Doç. Dr. N. BERATLI
A- A A+

Bu nasıl iş be gumbaro

Kıbrıs Sorunu'nun sebebi, milliyetçiliktir. Ne var ki bu tespiti, tarihsel determinizm açısından okumak gerekir. Yani özetle o tarih Osmanlı İmparatorluğu içinde öyle yaşanmışsaydı, sonucu da bu olacaktı ve oldu… Bir gazete yazısının boyutlarını çok aşar ama belki İlber Ortaylı'nın İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı isimli eserini tavsiye etmek, derde deva olur. Bu bakımdan, Helen ulusçuluğu, daha Peloponez'de Teselya'da, İzmir, İstanbul ve Trabzon'da bilinmezken, Kıbrıs'ta vardı… Sene, 1796! Hem de kilise içinde… Türk ulusçuluğu İstanbul'da 1912'ye kadar, bir "Tatar aymazlığı" sanılırken, 1879'da Kıbrıs'ta vardı… O kadar ki Teşkilat-ı Mahsusa'nın önerlerinden Eşref Kuşçubaşı, Osmanlı topraklarında aranırken, 1907'de Kıbrıs'taki parti hücresinin kendini sakladığını söyler… Öyle, aydın lâfazanlığı değil yâni! Teşkilatlanıp, lider kadroyu saklayacak boyutta…Bunun için de Dr. Phillip Stodart'ın doktora tezini tavsiye edelim… Teşkilât-ı Mahsusa…

Daha ortada ne emperyalizm ve hatta ne de kolonyalizm yok! Ona buna boşuna çamur atmayalım… Onlar sonradan bu meseleyi kendi çıkarlarına kullandılar evet ama ne sebebidirler, ne de yaratıcısı…

Toplumlar tarihlerinin ürünleridirler… 18 ve 19.yy'ı öyle yaşamışsanız, 20.yy'ı da böyle yaşayacaktınız, çaresi yok… Dolayısıyla Kıbrıs Sorunu'nun müsebbibi ne Başpiskopos Kibrianos'dur, ne de Con Rifat örneğin… Onun için, Kıbrıs Sorunu'nun sebebi milliyetçiliktir, demekle; milliyetçilerdir demek, çok farklı şeylerdir. Küçük halkın şovenizmini besleyen, her zaman için büyük halkınki olagelmiştir; bunu da not edelim…

Sorunun buz dolabında olduğu zamanlarda, yanlış tahliller, belki entelektüel tartışmaya neden olur… Bazan ona bile olmaz… Fiziksel bir tehlike yaratmaz… Ama "çözüyoruz" denildiği ortamlarda, sebebini doğru teşhis etmenin ölümcül derecede bir önemi vardır. Nedeni hakkındaki yanlış teşhis, çözüme değil, olayın daha da karmaşıklaşmasına, hiç çözülememesine ve belki de yeni kan dökümlerine neden olacağından, çok tehlikelidir.

Bu günlerde, benim birkaç husus dikkatimi çekiyor:

Birincisi, geçen gün yazdığım "birkaç iyi adam" konseptidir. Bu mesele hakkında söylenmemiş hiçbir şey yoktur. Sadece iyi niyetle, çözüm bulunabileceğini sanmak, safdilliktir… Çünkü ne ortaya çıkışı iradidir, ne ortadan kalkabilmesi, sadece iradeye bağlı olacaktır. İstediğiniz kadar iyi niyetli olun, yarın bu defa da bizim halkımız "Hayır" der, iyot gibi açıkta kalırsınız… Bizim kendine sol diyen bazı çevrelerimiz, 1974'te haksız mal edindiği kabul edilen çevrelerden, şimdi intikam almaya kalkışıyormuş gibi davranmaya başladı ki bu tavır ancak, "Hayır" kararını etkiler… Mülkiyete gene döneceğim…

İkinci dikkatimi çeken husus: Kıbrıs Konusu'ndaki BM Kararları dile getirilirken, yetiştiren 550 sayılı karardan bahsediyor. Hani "KKTC'yi tanımayın" diyen karar… İyi ama ondan sonra alınan ve iki tarafın eşitliğine vurgu yapan 649, 715 ve 750 sayılı BM Güvenlik Konseyi kararları ne olacak? Uluslar arası hukuk, sadece bizim badriodileri haklı görünce mi geçerlidir? Tersi ne olacak? Yoksa, biz barış yapalım da bazı haklarımızı kaybetsek de önemi yok mu demek isteniyor?

Ve üçüncüsü, Mülkiyet Meselesidir… Ayrıntıya girmeye niyetim de yerim de yok! Talât ile Hristofyas'ın anlaşamamasının asıl nedeni, bizim yoldaş tarafından "öncelik hakkı" olarak gösterilmişti. Bu arada biz, bu tarafta Mal Tazmin Komisyonu'nu kurduk. AB makamları da bunu bir iç hukuk müessesesi olarak tanımladı. Yâni AİHM'ne gitmek için, önce Kuzey Kıbrıs'taki bu komisyona baş vuracaksınız, olmazsa Brüksel'e falan koşturursunuz, dedi… 3 bin Rum da buna güvenerek, Komisyona başvurdu, çünkü artık, uluslar arası hukukun bir parçası oldu… Bu esnada, AİHM'nde bir dava görülüyordu. Domopulos Türkiye'ye Karşı! Hurma Davası gibi, Loizidou gibi bir dava… AİHM o davada karar verdi ki "malın eski sahibinin hakları olduğu gibi, kırk yıldır içinde oturanın da hakları vardır. İlk söz söyleme hakkı da davalı'ya ve Kıbrıslı Türklere aittir." Tarih: 18 Mart 2010! Karar No: 46113/99, 3843/02, 13751/02 ve 13466/03…

"Dora mana?" Hurma Davasında, Loizidou Davasında Rum davacı haklı görüldü… Onlar bâki… Demopulos Davası'nda davalı haklı görüldü; bu hukuk değil mi? Uluslar arası hukuk, sadece Rum dostlarımızı haklı görünce mi hukuk? Neden bu karar yokmuş gibi konuşuluyor?

Bu tavır, şimdiye kadar her barış girişimine "evet" diyen Kıbrıs Türk Halkı'nın bu defa "hayır" demesine neden olacak ve çok yazık olacak…

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.