Başlarım Tevazuu'nuzdan...

loading
29 Mayıs, Cuma
£

8.40

7.55

$

6.82

KÖR GÖZE PARMAK

Doç. Dr. N. BERATLI
nazim.beratli@kibrispostasi.com
Doç. Dr. N. BERATLI
A- A A+

Başlarım Tevazuu'nuzdan...

Bir haftadır yazı yazmadım…

Birkaç sebepten… Öncelikle, üniversitede derslere yeni başladık… Konu başlıklarını not alıp, gidip kürsüde lâfazanlık etmek, siyasette olur ama üniversite kürsüsü, boşboğazlık yeri değildir. Daha dönemin başında, son derste neyi anlatacağınızı önce kendinizin bilmeniz gerek… Bu hazırlık takdir edersiniz, ciddi bir iş ve ciddi bir zaman alıyor.

İkincisi, bu günlerde siyaset yazmak istemiyorum… Çünkü ağzımı her açtığımda, bir skandal çıkabilir… Ne keyfim, ne de hevesim var… "Bana ne?" demeye başladım… Öyle bir bıkkınlık geldi ki ! Güya eski dostsunuz, elinizdeki belgeleri aktarıp, "bak böyle bir durum var, temkinli konuş" dediğiniz adam, dönüp size " Sende bize karşı bir vehim var! Ne biliyorsan açıkla, senden korkum yok" demeye gelen meydan okumalara sarılıyor. "Ulan bir makalem Rusya'da, öteki ABD'de, iki tanesi de Türkiye'de yayın sırasına girmiş, iki de yeni kitabım yayınlamak üzere; neyine vehmedeceğim? Dünya ölçeğinde kaç kuruşluk adam olduğunuzun farkında mısın?" deyince de bu memlekette size "övündü" derler… Zaten, övünmeye övünmeye bu hale geldik…

Her ağzını açan, "herkes, her şeye maydanoz" diye şikâyet etmeyi, bir seviye göstergesi sanır. Neden? Biz demokrasiyi, bilmeyenin, bilene akıl öğretmesi zannettik galiba…

Dün akşam, (bu lâfı da hiç sevmedim) sosyal medyada, UBP Genel Başkan adaylarından Ersin Tatar'ın insan yanını takdir eden bir mesajımın altına, bir başka facebook müntesibi, " Böyle iyi adamsa, UBP'de ne işi var?" dedi… İyi insanların, UBP'de işi yoktur; gibi bir hükme hiç itibar etmediğimi, başta UBP'liler bilir. Meclis'te en sevdiğim milletvekilinin Hüseyin Özgürgün olduğunu, elli defa yazdım… En saydığım da Hasan Bozer idi… Nazım Çavuşoğlu, cebinden para verir, sigarayı kesmem için, nikotin sakızları alır, gelir cebime sokardı… Ahmet Kâşif ise bir tek lâfımda her istediğimi yapmıştır, her bakanlığında… Ben bu insanlara ve adını saymadıklarıma düşman değilim, hiç olmadım… Dostlarımdırlar… Politik düşüncelerimiz farklı, o kadar… Anlaşılan o arkadaş, "bence" de halkın çıkarları ile uyuşmayan uygulamaları nedeniyle, " iyi olsaydı, orda olmazdı" demek istedi… Ama bizim beğenmediğimiz birçok uygulama, o insanlara göre tam tersi amaçlarla yapılmış ve onlarca "iyi" diye de yorumlanmıştır. Benim beğenmeme hakkım oluduğu gibi; onun da "beğenme hakkı" yok mu?

O yoruma katılmadığımı yazmaya hazırlanıyordum ki, bu memleketin her fışkıya maydanoz olmayı, bir klâvye edindikten sonra doruğa çıkararak azan maskaralarından biri benim yazının altına not attı: " Bu ne seviyesizlik!" Birkaç defa "Bana mı seviyesiz diyorsun?" diye sordum, cevap yok… Bana değil, herhalde; çünkü ben zaten Ersin Tatar ile Özgürgün'ü öven ve "vay anam UBPli olsak arada galacağıdık" diyen bir şaka yazmışım bu da belli UBP'nin kapısından örüyor ama üşenmedim, tutup profillere baktım… Arkadaş, bir köydeki bir devlet mandırasında gece bekçisi imiş… Kendimden geçtim ama eğer doğru anladıysam, seviye ayarı yaptığı adam da London School of Economics'den mezun…

Dilimizde "tevazuu" diye bir kelime vardır ki kültürümüze de işlemiştir… Ama Yunus Emre de altı yüz yıl oldu ki " İlim, kendin bilmektir" dedi… Mandıra gece bekçisi, LSE'den mezun adama "seviye" dersi vermeden önce kendi haddini öğrenmelidir. Üç paralık bir oy sebebiyle bunları söylemeye söylemeye başımıza "s….." tırdık, şimdi de "neden bu memleketin siyasetinin düzeyi yerlerde sürünüyor" diye, utanmadan sitem ediyoruz… Her konuya bilmeyenler egemen, bilenin sesini çıkaramayacağı bir terör estiriyorlar…

Üniversite'de, bir profesörle karşılaşırsanız, adam gibi, selam verir… Yönetim kurulu başkanı, sizden önce "nasılsınız?" diye seslenir… Dekan, gelir boş vaktinizde size kulaklığını takdırıp, Mark Knoflerr dinletir… Kapıcı'ya insanlık edip "günaydın" dersiniz, suratını öteye döner… Servis şoförleri, otobüsü üstünüze üstünüze sürer… Memleketin en havalı tipleri, Lefkoşa Belediyesi çöpçüleri… Bakan'ların şoförleri, bakandan çok maaş alır; sanki da California Valisiymiş gibi bakar suratınıza… Mektebin birinin müdürünün sekreterine telefon açarsınız, müdürle görüşmeye, yarım dille size demediğini bırakmaz… Türkçe de bilmiyor… O muhterem de altı aydır her aradığınızda "meşgul" her nedense… Ulan kardeşim bu kadar meşgul olsan, senin çocuklar Nobel kazanırdı şimdiye… Yeme bizi…

Prof. İlber Ortaylı boşuna "cahilleri sevmem, aptallardan nefret ederim" demedi galiba…

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.