Şaibeli müsteşar...

loading
2 Haziran, Salı
£

8.46

7.54

$

6.73

KÖR GÖZE PARMAK

Doç. Dr. N. BERATLI
nazim.beratli@kibrispostasi.com
Doç. Dr. N. BERATLI
A- A A+

Şaibeli müsteşar...

Bizim halaoğlu Şahap Aşıkoğlu'nu üniversitedeki görevinden getirip de sokağa atmaya kalkanlara, nihayet adam gibi bir cumhurbaşkanı "höstünüz" deyince, azıp kuduranlardan biri, onun için "şaibeli bir müsteşar" dedi ya? Su kadar temiz olan çocuğumuzu sokakta bırakacak, değiliz… Birkaç hatıramdan bahsetmek zorundayım, çünkü mesele artık halka mal oldu…

Bu Şahap'ın babası, Mustafa Aşıkoğlu, ilk defa halamı istettiğinde, amcam karşı çıkmıştı. Önceden başından bir evlilik mi ne geçmiş? Babamsa tam aksine, "Adamın kendi kitaplığı var evinde, belâmızı mı ararız? Bundan iyi kısmet olur mu?" diye, amcamı ikna ettiydi… Çocuklar bile bilmez bu hikâyeyi… Eniştem, Lefke'de CYTA'da çalışıyordu, kısa bir süre sonra, Lefkoşa'ya tayin edildi…

Savaş sonrasında Maraş iskân edilmeye başlanınca da Mağusa Telefon Dairesi'nin kurulmasına yardımcı olmak üzere, Maraş'a gönderildi; daha ortalıkta kimse yok! Geceleri millet kamyon kamyon, Maraş'ta ne varsa, çalıyor… Askeri, idare et; polisi idare et, yükle gitsin… Rahmetli Mustafa Aşıkoğlu da bir arabası yok, bisikletle daireye gider, haberleşmenin sağlıklı olması için, didinir…

Bir gün, Türkiye'den geldim; çok sevdiğim için ziyaretine gittim… Benim sevgili eniştem, Turancı idi ama benim sosyalist fikirlerime de ilgi duyar, saygıyla dinlerdi! Beni görünce önce sevindi… Sonra evin mutfağına geçti… Bana da bir sigara verdi ve dedi ki:

"Bu savaş çok kötü bir şeydir, ay oğlum… İnsan ahlâkını bozuyor…" Bir elinde sigara, öteki ile yüzünü sıvazladı… "Ben" dedi, "ben bile hırsızlık yaptım! İnanın?" Ağzım bir karış açıldı… "Nerden?" dedim… "Maraş'tan…"

"Hade yahu enişte" dedim, "ben sana inanmam…"

" İnanmaaan? Gel bura…"

Beni peşine taktı, kapının hemen girişinde bir küçük oda vardı, oraya soktu, ve "Bak" dedi, "gör da inan… Enişten bile hırsızlık yaptı…"

Gördüm… Çalıntı malları… Maraş'tan çala çala, dört adet İngilizce kitap "çalmış", biri de galiba Sir Ronald Storrs'un Memoirs'i idi… Eminim biri buna satmıştır ama neyse… Ben tutuldum, daldım kitaplara… " Görün?" dedi bana, "benim ahlâğımı bile savaş bozdu… Çaldık kitapları…"

Sanırım o kitaplar şimdi Orhun'dadır… Maraş ganimeti!

Zengin, burjuva, entel, dantel hepinize soruyorum: Hanginizin evinde Mehmet Necati'nin, Fikri Direkoğlu'nun, İsmet V. Güney'in orijinal yağlı boyaları var duvarda? Eniştemin bir arabası yoktu, ama evde kitaplığı, duvarda da orijinal yağlı boyaları vardı; halâ da asılı duruyorlar… CYTA maaşıyla… Dört tane pırlanta gibi okutulmuş çocuğu…

Ha işte bu Şahap Aşıkoğlu, böyle bir babanın oğlu olup; böyle bir evde büyümüştür…

Benim nenem, onların da anneanneleri Hıfzıye Ninem, ailenin baskın figürü idi… Ne bana, ne de herhangi bir torununa, hiçbir surette "At binenin kılıç kuşananın evlâdım! Yolunuzu bulun, işinize bakın, zengin olun" dediğini duymadım… Hep, "Çok okuyun, müderris olun…" derdi ki çoğumuz olduk zaten… Şahap da hepimizin gurur kaynağı oldu, sadece üniversite hocası değil…

Şimdi böyle bir adama, "şaibeli" deyip de bildiğiniz şaibeyi mahkemeye vermezseniz; çok ağır lâflar işitmeye hazır olmanız lâzım… Bir memurun suç işlediğini bilip de yargıdan gizlemek, suçtur… Yok öyle rast geldi diye kafadan salladıysanız da bence hakaret davasına hazır olmanız lâzım…

Ne varsa, bildiğin "şaibe" açıklamak zorundasın sevgili Hüseyin Özgürgün… Mahkemede… Kimsenin şerefi, senin kurultay hesaplarının oyuncağı değildir. Tangör Abla, Sonal abi, Güngör, Asker Hasan… Canım ciğerimsiniz ama kusura bakmayın… Kendimize üstü kapalı hırsız dedirtmeyiz…

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.