Omduslayamadı

loading
27 Eylül, Pazar
£

9.77

8.92

$

7.66

KÖR GÖZE PARMAK

Doç. Dr. N. BERATLI
nazim.beratli@kibrispostasi.com
Doç. Dr. N. BERATLI
A- A A+

Omduslayamadı

Daha bir buçuk ay olmadı…

Jüritokrasi, diye bir yazı yazdıydım… Dönüp, lütfen bir daha okuyunuz… Ağzım faldı sanki, mübarek, desem; fal değildi… Gidilen köyün minarelerini görmekti… Dönüp bir daha okumanızı tavsiye ederim ama kelime anlamı, hakimlerin, iktidara el koyup, diktatör kesilmeleri demektir. Siyaset tarihinde çeşitli örnekleri vardır ki siyaset biliminde adı ve tarifi de var. Kudret Hoca, "siyaset bilimi profesörü"; Tufan Hoca da "İdare Hukuku Doçenti" dirler; mutlaka benden iyi bilirler. Bu hususta fikirlerinden feyiz alsak, ben çok memnun alırdım. Ama daha onlar söylediğimi "duymamış" ya da "duymamış gibi yaparken"; bir yargıç, önce bir bakana, sonra da başbakana "ayar vermeye" girişti bile…

Hayatta ve bilimde, ırzına geçmediğimiz kavram kalmadı…

Bir yargıcın, "suçu kanıtlanmadan, kimseye suçlu muamelesi yapamazsınız" diyen hukukun temel prensibini bilmemesi mümkün değil… Suçun nasıl kanıtlandığını, bir yargıca benim anlatmam da haddini aşmak olur ama aldığınız bir duyumu, elinize geçen birkaç belgeyi, soruşturmadan, zanlının savunmasını dinlemeden, bir suç işlendiğini, iddia edemezsiniz. Birkaç gazete yazarının, ya da kahvehane meyhane iddialaşmalarında tarafların bir kısmının, sizi haklı görmesi bu gerçeği değiştiremez.

Bütün yetkiler elinizde iken, bu hukuksal süreci takip etmeden, hele bir siyasi ile ilgili bir iddiayı, doğrudan basına servis ederseniz, yaptığınızın adı hukuk değil; politikadır, kusura kalınmaya…

O zaman da yargıçlık yıllarınızdaki gibi "hukukun dokunulmazlığı" kalkanının ardına sığınamayacağınızı bilmeniz lâzım. Bilmeniz lâzım gelen bir başka gerçek de politikacıların, bu tip söylenti halindeki suçlamalardan hiç korkmadıklarıdır. Reklamın kötüsü olmaz! Gündemde olmak da oy artırır… Ve fakat, bir defa siz yargıç gibi değil de politikacı gibi davranmaya başlayınca, bilmeniz lâzım gelir ki onlar da sizin hakkınızda, şeytanın aklına bile gelmeyen; olan, olmayan her türlü iddiayı, söylemek için, mahkemede kanıtlanmasını beklemeyeceklerdir. Hatta bulamazlarsa, uyduracaklardır… Meydanda söyleyemezlerse, örgütleri aracılığıyla, her kahvede bin türlü söylentiyi söyletip, fısıltı gazetesinde tozu dumana katacaklardır. Hele bu memleketin en büyük iki örgütüne sahip olan hem CTP ve hem de UBP'yi karşınıza alıp, kanıtlanmadan hırsızlıkla suçlarsanız. Elinizde, kanıtlama ve hapse gönderme olanağı ve yetkisi varken!En yüksek yargıç (denetçi) makamında otururken, yargıçlık değil de politikacılık yapmaya kalkarsanız, sonuçları sizi çok üzebilir…

Rasıh Reşat, geçen günkü yazısına bir başlık attı: " Omdusmadı"… Ben de bugün birkaç harf ekledim: "Omduslayamadı…"

Sayın Emine Dizdarlı ile tanışmam… Ama eşi Dr. Bülent Dizdarlı, iyi arkadaşımdır… Babaannesi Berat Hanım'ı çok iyi tanırdım. Dedesi, Sıtkı hoca da 1957'de bizim evi; İngiliz'in elinden kurtarmıştı! Çünkü annem ve dayımın öğretmeni olarak, herhalde bize yakınlık duymaktaydı… O yaşlı halinde, taa Lefke'nin girişindeki mezarlığın önüne kadar gidip, Xero'daki işinden dönen dayımı beklemiş ve motorunu durdurarak, o akşam İngiliz'in evi basacağını öğrendiğini söylemişti. Dayım eve geldi, İngiliz'in arayacağı tabancayı, radyonun içine saklayıp, bir de İngilizce müzik çaldırmaya başladı… Kaş kararır kararmaz da mahalle kırmızı bereli İngiliz askeri doldu… Yatağı yorganı bile parçaladılar ama bir kısmı da elleri ile radyonun üstünde tempo tutup, dansetti! Daha Takarof yok! Küçük bir Walther idi… 7.65… Tık bile demedi… Ölene kadar da o silahı taşıdı zaten… Şimdi nerdedir? Bilmem… İngiliz "Red Barrets", bulamadılar, gittiler… Rahmetli Sıtkı hoca, TMT'ci dayımı, idamdan kurtardıydı… O zamanlar silah bulundurmanın cezası, oydu…

Evet, sayın Dizdarlıyı tanımam… Ama eşi ve ailesi ile ilgili, çok güzel duygularım var…

Ancak böyle dam dingil politikaya dalarak, hiç bilmediği bir alanda at oynatmaya kalkması, her şeyden önce kendine, sonra da o oturduğu makama zarar verecektir; bilmesi lâzım… Kimsenin ağzı torba değil ve hiç kimse kanıtlanmamış bir suçla suçlanıp da susmaya katlanamaz… Hele politikacılar…

Dün akşam ilk dedikoduyu duydum bile… Bülent'i tanımasam, inanırdım… Hem de nerden? DP'ye yakın bir vatandaştan!!! Ne UBP ne CTP'li… Felâket demektir…

Politikacılarımız, ….tı sıvadı; evet ama çaresi ne juritokrasidir, ne meritokrasi… Ne mi demek? Kudret hoca'ya sorun… O bilir… Platon'un 3 bin sene önce söylediği ve doğrulanamadığı lâfları, yeni diye söylediğine göre, bilmemesi mümkün değil… Tufan Hoca'nın bilmemesine de inanamam… Anlamadıysanız sorun anlatsınlar…

Demokrasi, sorunları olan bir yönetim biçimidir ama halâ "bulunabilmiş en az kötü yönetim biçimidir…" Siz oy verirken, kime verdiğinize iyi dikkat edin de yeter…

Emine Dizdarlı, keşke yargıç kalaydı da politikaya heves etmeseydi. Yıpranacak… Dedesinin hatırası dolayısıyla, üzüleceğim.

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.