Yazıklar olsun...

loading
30 Mayıs, Cumartesi
£

8.42

7.57

$

6.82

KÖR GÖZE PARMAK

Doç. Dr. N. BERATLI
nazim.beratli@kibrispostasi.com
Doç. Dr. N. BERATLI
A- A A+

Yazıklar olsun...

Hükümet yazmak, hiç içimden gelmiyor… Altı, yedi ayda bir; hadi hadi her sene aynı şeyleri yazmaktan, gına geldi. Nerdeyse kırk yıl oldu… Yaz, yaz… Artık anlamsız buluyorum…

M.Ali Talât'ın "gutsagurdaları, kel aynakları, akbabaları, leş kargaları" da hiç ilgimi çekmiyor. O yaveleri dinleyeli, elli yılı buluyor nerdeyse! Ne isterse söylesin, ne yaparlarsa yapsınlar; o da umurumda değil… Her zaman ve duruma gore uydurulmuş, on onbeş klişe olduğunu bile bile, üstüne yorum yapmayı artık hem kendimin, hem de okurun aklına hakaret olarak görüyorum. O hiç umurumda değil…

Peki, ne yazalım?

Bakın aşağıya bir metin alıyorum. İzninizle, ilk cümleyi, nokta nokta ile geçireceğim. En sonuna eklemek üzere… Gerçi 15.yy'da yazılmış ama Türkçe! Bugün de anlamak mümkün… Buyrun:

"…. bizâtihi alın terimle kazanmış olduğum akçelerimle satın aldığım İstanbul'un Taşlık mevkiinde kâin ve mâlumu'l-hudut olan 136 bab dükkanımı aşağıdaki şartlar muvacehesinde vakfı sahih eylerim:

Bu gayri menkulâtımdan elde olunacak nemalarla İstanbul'un her sokağına ikişer kişi tâyin eyledim. Bunlar ki, ellerindeki bir kap içinde kireç tozu ve kömür külü olduğu halde, günün belirli saatlerinde bu sokakları gezeler. Sokaklara tükürenlerin, tükürükleri üzerine bu tozu dökeler ki, yevmiye 20'şer akçe alsınlar, ayrıca 10 cerrah, 10 tabip ve 3 yara sarıcı tâyin ve nasp eyledim. Bunlar ki, ayın belli günlerinde İstanbul'a çıkalar, bilâistisnâ her kapıyı vuralar ve o evde hasta olup olmadığını soralar, var ise şifâsı ya da mümkünse şifâyab olalar.

Değilse, kendilerinde hiçbir karşılık beklemeksizin Dârülaceze'ye kaldırılarak, orada salâh bulduralar… Maazallah herhangi bir gıda maddesi buhranı da vaki olabilir. Böyle bir hal karşında bırakmış olduğum 100 silah, ehli erbaba verile. Bunlar ki hayvanat-ı vahşiyenin yumurtada veya yavruda olmadığı sıralarda balkanlara çıkıp avlanalar ki, zinhar hastalarımızı gıdasız bırakmayalar.

Ayrıca külliyemde inşâ eylediğim imârethânede şehit ve şühedânın harimleri ve Medine-i İstanbul fukarası yemek yiyeler. Ancak, yemek yemeye veya almaya bizâtihi kendileri gelmeyip, yemekleri güneşin loş bir karanlığında ve kimse görmeden kapalı kaplar içerisinde evlerine götürüle."

Bu bir vakfiye! Bakın ne diyor?

"Ayrıca külliyemde inşâ eylediğim imârethânede şehit ve şühedânın harimleri ve Medine-i İstanbul fukarası yemek yiyeler. Ancak, yemek yemeye veya almaya bizâtihi kendileri gelmeyip, yemekleri güneşin loş bir karanlığında ve kimse görmeden kapalı kaplar içerisinde evlerine götürüle."

Şimdi geldim, o nokta nokta ile geçirdiğim bölüme! İmza niteliğindedir de ondan en sona bıraktım. Kimin vakfıyesi bu? O nokta ile geçirdiğim cümle şu: ""Ben ki, İstanbul Fâtihi abd-i âciz Fatih Sultan Mehmed …"

"Ben ki İstanbul fatihi aciz kul Fatih Sultan Mehmet"!

Kimmiş? İstanbul'u fetheden "aciz kul" Mehmet… Allah karşısında aciz bre uşaklar… İmparatorluk fethetmiş, çağ değiştirmiş adamdır ama bildiği her şeyin önünde, hayat ve kâinat karşısındaki aczini biliyor…

Ne diyor? "Benim vakfımdan fakir fukaraya yemek verile ama güneş battıktan sonra, kapalı kaplar içinde, kimseye gösterilmeden!" " Kimseyi kendi maişetini temin edemedi diye utandırmayın" diyor… "Aciz Mehmet…

Şu günlerde bir tv'de bir evkaf reklamı dönüyor… Ayıptır, günahtır, zuldür… Papaz Newham bile bu kuruma bu kadar zarar vermedi… Yazıklar olsun…

Yeter yani…Elli yazı yazdık bu anlayış hakkında…Daha yazalım mı? Yazacağız! Yaptığı "iyiliği" reklam eden, müslüman olmaz… Tüh… Eksik olsun senin yaptığın "iyilik"… O mahallenin insanını, çocuğunu, yaşlısını ne zannediyorsunuz siz?

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.