Kırlardan şehirlere

loading
30 Mayıs, Cumartesi
£

8.42

7.57

$

6.82

KÖR GÖZE PARMAK

Doç. Dr. N. BERATLI
nazim.beratli@kibrispostasi.com
Doç. Dr. N. BERATLI
A- A A+

Kırlardan şehirlere

Nerdeyse bir ay oldu, yazmıyorum. Üniversitedeki sınavlar falan gibi bahaneler üretmek kolay ama çok daha sıkışık zamanlarda gazete yazılarımı eksik etmediğimi hatırlayacak okur, herhalde bana inanmaz. Sağlık sorunlarım da şimdilik oturup yazı yazmaya engel değil. Nasılsa evde oturduğun yerde yazıyorsun.

Asıl mesele, olup biteni soğukkanlılıkla izleme ihtiyacımdır. Bir de kavga etmekten usandım. Nasıl yazarsın da itişme çıkmaz? Kırk yıldır polemik yazan bir adam, nasıl eder de belâya girmeden bildiklerini kaleme dökebilir? Neler oluyor? Nasıl oluyor?

Başlığa bakarsanız, gireceğim konunun ip ucu var…

Bizim gençliğimizden ve hatta çocukluğumuzdan beri Türk Solu bu lâfı bilir ve tartışır. Şimdi çalakalem yazarken tam tarihi aklıma gelmiyor ama 1960 anyasası ve o anayasaya bağlantılı olarak geçilen Milli Bakiye seçim sistemi, ilk defa TBMM'ne sol söylemli bir partinin girmesine neden olmuştu: TİP… Marxizm'in klâsiklerinin Türkçe'ye çevrilmesi ve üzerlerindeki yasağın kalkması da o günlerin işidir. Önce Fikir Kulüpleri Federasyonu, sonra da Dev Genç ile kendini bulan sol gençlik hareketi, TİP içindeki seçim/suçum ayak oyunlarında yenilince, parlamenter sistemden soğuyarak, parlamento dışı bir başka mücadele yöntemi geliştirmeye girişir: Devrim yapılacaktır! Sosyalist devrim… Kim yapacak? Üniversite öğrencileri… "Günümüzde bunun önemi ve gündemle bağlantısı nedir?" diyebilirsiniz… Ben de Dev Genç'in o günkü başkanının bugün HDP milletvekili olan Ertuğrul Kürkçü, olduğunu; bir numaralı muhaliflerinin de Doğu Perinçek adını taşıdığını, hatırlatayım. Adamlar halâ aktif siyasetin içinde… Abdullah Öcalan da sonradan Dev Genç sempatizanıydı, bilmeyen yok!

Zamanın sol yayın organlarını okuyanlar, bir numaralı tartışma konusunu da hatırlayacaklardır: "Kırlardan şehirlere mi? Şehirlerden kırlara mı?" Türkiye'nin geri kalmış feodal bir ülke olduğunu ileri sürenler, daha çok köylülerdi! Özellikle o zaman ağalığın da hüküm sürdüğü doğu kökenli Kürt gençler! Onlara göre şehirde yapılacak iş yoktu. Asıl köylülüğü kazanıp, köylerde başlayan bir "devrim" hareketi ile şehirler ele geçirilmeliydi. Moern zamanlara ait bir şehir düşüncesi olan sosyalizmi, salt bir adalet talebi olan Spartaküs İsyanı, Mazdekçilik, Hasan Sabbah ve Alamut Kalesi Harekâtı v.b. düzeyine düşüren bu yaklaşımın, bir de örneği vardı: Çin ve Mao Tse Tung… Türkiye'de Maoculuğun tillahı Perinçek'tir ama bunlarla ne sorunu vardı, o ayrı mesele…

Önce köylerde başlayacaktın! Kırsalda… Bu kafayla, Mahir Çayan ve ekibi, Sinan Cemgil, İbrahim Kaypakkaya gibi gençlik önderleri, gidip kırsalda kendilerini ihbar eden köylüler yüzünden öldürüldüler. Kürkçü'nün nasıl kurtulduğunu ise yalnız kendi biliyor. (Ben kazara kurtulduğuna inananlardanım.) Kırsalda devrimi yapa yapa, önce yapılması gereken şey, ülke sathında "kurtarılmış bölgeler" kurmaktır. Devletin giremeyeceği, kurtarılmış bölgeler! Mao öyle yaptı… O bölgelerde devlet, siz oluyorsunuz… Silahlı gücünüz var, mahkeme kuruyorsunuz, devrim nikâhı kıyıyorsunuz, vergi de topluyorsunuz v.s. Devlet güçleri, sizin bölgelerinize giremiyor. Silahla engelliyorsunuz, askeri, polisi, jandarmayı… Olmaz mı? Olur! Çin'de Mao yaptı… Sonra sonra, bu kurtarılmış bölgeler, genişleye genişleye, birleşiyor… Bütün kırsal alanı siz yönetmeye başlıyorsunuz. Devletin gücü, şehirlerden dışarı çıkamıyor. İşte o zaman, siz de "kırlardan şehirlere" inip, bütün ülkeyi ele geçiriyorsunuz! Orduyu falan da ülkeden kovuyorsunuz… Çan Kay Şek'i Mao'nun kovması gibi… Devrim, hayırlı olsun…

Bu mesele, size hiç mi tanıdık gelmiyor? Şu hendek mendek mavraları, olmaya ki o "sıtıratejinin" günümüze tevarüs etmiş şekli olsun! Bağlantı dersen, fiziksel olarak da yazdık yukarıda, düşünsel, örgütsel olarak da…

Bu akıl ve "taktik", 12 Mart askeri cuntasının ülkeyi ele geçirip, bütün solu budamasına bahane oldu… Gencecik çocuklar, ya vuruldu; ya ipe gitti… Memleket de aşikâr faşizmin sultası altında inim inim inledi… Akıl başta olsa, o "taktik"in Türkiye'de işe yaramayacağı, denenerek kanıtlanmıştı… Türkiye ne Çin gibi uçsuz bucaksız, devletin ulaşamayacağı toprakları olan bir ülkedir; ne de Küba gibi, küçücük, ordusunu birkaç yüz gerillanın yenebileceği kadar zayıftır… Ama meselenin unutturulması daha pratik geldi… Ve sanıldı ki siz unutunca, herkes de unutur! Devlet de…

Son bir yıldır ölen binlerce insan, o eski ve yanlışlığı denenerek görülmüş taktiğin kurbanları olmasın, sakın?

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.