Musul musul dedikleri…

loading
2 Haziran, Salı
£

8.51

7.58

$

6.81

KÖR GÖZE PARMAK

Doç. Dr. N. BERATLI
nazim.beratli@kibrispostasi.com
Doç. Dr. N. BERATLI
A- A A+

Musul musul dedikleri…

1918'de Osmanlı için Birinci Dünya Savaşı'nı sona erdiren Mondros Anlaşması imzalanırken, devletin savaş sonrası sınırları da ateş kes anlaşmasına konu edildi. Ve denildi ki, "bu imzaların atıldığı anda, kimin askeri nerede ise, savaş sonrası sınırlar da oradan geçecektir."

Bu arada okul tarih derslerinde yüz yıldır söylenen bir şehir efsanesine de değinelim. "Müttefiklerimiz yenilince, biz de yenilmiş sayıldık"! Oysa Osmanlı savaştan; 30 Ekim 1918'de çekildi… Mütareke de zaten o gün imzalanmıştır! Almanya ise 11 Kasım'da barış istemiştir! " Çan çaldı, semah döndü; ondan sonra" dercesine… Neyse… Mütarekeye dönelim…

30 Ekim 1918 günü, Osmanlı birlikleri, Musul'dadırlar! Hatay'da da Osmanlı birliği vardır, Halep'te de…. Bölgenin askeri komutanı da Yıldırım Orduları Grubu Komutanı olarak Mustafa Kemal Paşa'dır… Doğal olarak, anlaşmanın imzalandığı gün, askeri nerede ise orayı sınır kabul etmektedir. Fakat ne olduysa oldu bir gün Musul'daki birliklerin komutanı Sakallı Nurettin Paşa, İngilizlerin tahsis ettiği bir otomobille çölü geçti, karargâhta arzı endam eyleyiverdi… Geride bıraktığı birliğinin askerleri de esir edilip, Hindistan'a götürüldü. Atatürk, Nutuk'ta bu meseleyi anlatır! Başlıca göz tanığı olarak… Bunun arkasından bölge komutanına emir verildi ki: " İngilizler İskenderun'a biraz asker çıkaracaklar, anlayışlı ol…" Mirliva Mustafa Kemal'in buna yanıtı, " İskenderun'un askeri bakımdan bir anlamı yoktur! Neden buraya asker çıkarırsın? Halep yolunu emniyete almak için! Niçin Halep? Musul'u Akdeniz'den ulaşılmaz kılmak için… Oysa bu hem mütareke anlaşmasına aykırıdır, hem de nüfusunun büyük çoğunluğu Türk olan bu üç şehirden vaz geçmenin bir anlamı da yoktur. Söyleyin İngilizlere, kıyıya yaklaşmasınlar, top ateşi ile karşılanacaklar…"

Sonuç? Osmanlı hükümeti, Yıldırım Ordular Grubu'nu lâğveder! Paşa'nın yöneteceği bir ordu kalmayınca, İstanbul'a dönmesi emredilir. O yolda iken de İngiliz hepsini "halleder"! İskenderun ve Halep, "bonus olarak" Fransa'ya gider; dünya petrol rezervlerinin önemli bir merkezi olan Musul'a da İngiliz el koyar!

Anlaşma hükümlerine aykırı bu oldu bitti'yi, ne paşa, ne Osmanlı Meclis-i Mebusan'ı ne de TBMM hiçbir zaman kabullenmezler. Onun için Misak-ı Milli sınırları da ona göre çizilir. Kurtuluş Savaşı batı cephesinde geçtiği için, Musul ( ve Halep) savaş konusu olmaz ama Lozan'da bu şehir, iki devlet arasındaki başlıca kavga sebebi olarak, uzun uzun tartışılır. Sonunda Lozan'ı oluşturan devletler, Musul ve Kerkük sorununu kendilerinin çözemeyeceğini, 1925 yılına kadar, meselenin İngiltere ile Türkiye arasında çözülmesini karara bağlarlar. Zamanın başbakanı Rauf Orbay'ın anlaşmayı onaylamayı reddederek, görevi bırakmasının asıl önemli nedeninin, bu olduğu biliniyor. "Musul'u bile düşmana bırakan anlaşma mı olur?"

1925'e gelirken, İngiltere bütün askerlerini terhis etmiş, sömürgelerinden asker toplayamaz ve kamuoyu da yeni bir savaşa karşıdır. Türkiye'nin de pek savaşacak hali yoktur ama mecburen savaşa girer! Doğu'da Kürt İsyanı çıkar… Ve Türk ordusu o isyanla uğraşırken, İngiliz de açıklar ki "Musul'a el koydu, yeni kurulacak Irak devletine devretti…" Tarihte, Irak diye bir devlet, yoktur. Osmanlı döneminde orası, Musul, Bağdat ve Basra diye üç vilâyetten ibaretti… Naçar, boyun eğilir! Reddedecek halin yok! Konu 1926 Ankara Anlaşması ile karara bağlanır. Türkiye kabul eder ki " Toprak bütünlüğü olan bir Irak devleti devam ettikçe; bizim eski Musul Vilâyetimizin, o devlete ait olmasına, Türkiye itiraz etmeyecektir!"

Recep Tayyip Erdoğan'ın bıyıkları kırpık, Cuma namazı kılar, Kur'an-ı Kerim okur, hafız, yaylanarak yürür, eşi hanımefendi de başörtülü; hiç hazzetmem kendini ama " Musul'da arazide de olacağım, masada da" derken; belli ki bunları hatırlıyor… Unutanlar, kızıyorlar… Oysa Irak'ın toprak bütünlüğü bozulacaksa, Mondros'a göre de, Lozan'a göre de 1926 Ankara Anlaşması'na göre de Türkiye'nin konuşma hakkı vardır… Osmanlı da olsa, cumhuriyet de… Neden?

Osmanlı'dan 25 devlet çıktı ama borcunu Türkiye halkı ödedi kuruşuna kadar… Son taksidi Özal ödedi… İstemesen de mirasçısı seni biliyorlar… Borcunu öde, alacağını da isteme mi?

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.