Pelerinleri kafaya giymek…

loading
31 Mayıs, Pazar
£

8.42

7.57

$

6.82

KÖR GÖZE PARMAK

Doç. Dr. N. BERATLI
nazim.beratli@kibrispostasi.com
Doç. Dr. N. BERATLI
A- A A+

Pelerinleri kafaya giymek…

Mont Pellerin ve öncesi süreçte, genellikle yutkundum. Konuşmamaya, yazmamaya çabaladım. Çünkü, bizim bir çevremiz var ki sesi çok çıkan, sürekli temennisi ile gerçeği karıştırır. Temennisinin gerçekle çeliştiğini söyleyene de fena halde gönül koyar ve onun o temenniyi paylaşmadığını sanır!

Annan Planı referandumu öncesi, sonunda benim de milletvekili seçildiğim seçim kampanyasında, bir gün bir köyü geziyorduk. Yanımda yürüyen ve sonra çok üst düzeyde bir göreve gelen bir arkadaşıma sordum: " İyi ama bizden evet, Rum tarafından hayır çıkarsa ne yapacağız?" Dostum, iki eli ile yüzünü kapattı! "Ammaaan" dedi, "bu ihtimali bana hiç hatırlatma!"

Günün sonunda, takke düştü, kel göründü… Ahbabımın bana "Hatırlatma" dediği, düşünmek bile istemediği ihtimal, gerçek oldu! Ve biz, hiçbir biçimde düşünmediğimiz bir seçenekle, hem de KKTC hükümeti olarak, baş başa kaldık! Ne haltlar edip, bir sonraki seçimi nasıl yitirdiğimiz de hatırlardadır.

Dolayısıyla; bütün bu süreç boyunca ve bundan sonra da sonucun bu olacağı biliniyordu ve belliydi ama dostlarımız, gerçeği gene temenni ile karıştırdıkları için, "sabredeyim, bekleyeyim" dedim… Birkaç sade yazı ile "idare ettim" deyim yerinde ise…

Bu süreç, birkaç noktayı açıklığa kavuşturmuştur:

Bir defa ortaya çıkmıştır ki tek tarafın isteği, anlaşma yapmaya yetmiyor! Bunca yılın Anastasiadis'i de tam kendi seçim yılının önünde, kendi seçiminden birkaç ay önce bir referanduma evet diyecek kadar, gerçeklerden kopmuş değil! Sonuç öyle de çıksa böyle de o kampanyadaki tartışmalar, adama seçimi kaybettirirdi.

Bir ikinci gerçek: Tam da Türkiye ile AB papaz olmuşken, AP Türkiye'nin üyelik müzakerelerini dondururken, Ankara'nın bu konuda Rumlar'ın istediği düzeyde verimkâr olmasını, ve adadaki etkisini bize endeksleyip, Kıbrıs'ın egemenliğini AB'ye devredip, elini yıkayıp buradan gitmesini beklemekle hayal görmek, eşdeğerdedir. Bir de üstüne üslük, doğu Akdeniz'deki hidrokarbon yatakları üstüne çıkar kavgası kapıda iken… Ve hem de buraya hem su getirmiş ve hem de elektrik de vermeye hazırlanmakta iken…

Ama asıl önemlisi, taa Hitler/Chamberlein/Deladier zamanından beri bilinen, "muhatabınızın her istediğini vermek, barışa değil; onun cüretini artırarak savaşa hızmet eder" ilkesini, hiç hatırlamak istemeyenlere de bir defa daha iyi bir ders olmalıdır bu olanlar! Bir pazarlık çizginiz olmadan, halı bile alamazsınız!

Ve bu minval üzere, sosyal medyada tozu dumana katanlar:

"Ben federasyondan bahsetmiyorum" diyerek, yalnız 100 yıllık Türk tezini terk etmekle kalmayıp, 11 Şubat Mutabakat metni ve bütün BM parametrelerini de terk ederek, "çözüm" bulacağını sananlar…

Sanki de son yüz elli yılı Alaska'da yaşamış gibi, adadaki meselenin bir Ulusal Sorun olduğunu bir anda unutup, "Dönüşümlü başkanlık ırkçılıktır" diyerek, ne hakkında konuştuğundan haberdar olmak istemediğini belli edecek kadar gözü dönmüş olanlar…

Güya Leninist Ulusal Sorun tahlili yaptığını sanarak, kendi ulusal şovenizminin, "ezilen halk şovenizmi" olduğunu ayırd etmemiş; "ezen halk şovenizmi"ne çekil oyanı demeyi asla ve kat'a aklına getiremeyen, onları da eleştirmeyi kendi ulusçuluğu sanırken; asıl eleştirmemenin "ezen halk ulusçuluğu"nun değirmenine su taşımak olduğunu anlayamayan şaşkınlar…

Artık hepimiz de anlamalıyız ki "kararlılıkla yellenmek" betonu delmeye yetmiyor…

Bu adada iki tarafta da birer küçük azınlık var ki her gelene "evet" diyecektir! Bunun tam tersi de var: Ne gelirse gelsin, "hayır"!

Ama iki tarafta da geniş halk kitleleri, ancak "makul" bir öneriye evet diyeceklerdir.

Başka türlü bir anlaşmaya da ben de evet demem! 1960 anlaşmasını koşullarını ve sonucunu hatırlamak, ne demek istediğimi anlatmaya yeter… Yeni bir savaşa giden yolun parke taşlarını döşemek değil; barış istiyorum ben…

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.