Dere gittik, tepe gittik, düz gittik…

loading
29 Mayıs, Cuma
£

8.40

7.55

$

6.82

KÖR GÖZE PARMAK

Doç. Dr. N. BERATLI
nazim.beratli@kibrispostasi.com
Doç. Dr. N. BERATLI
A- A A+

Dere gittik, tepe gittik, düz gittik…

Bir de döndük arkaya baktık ki, bir arpa boyu yol gittik…

Önceki yazıda anlattıklarıma bir daha bakın… Şubat 1958'de ne söylendiyse, Ocak 2017'de de aynı şeyler söyleniyor. Makarios ne dedi iseydi, Anastasiadis ve Yunanistan da onları söylüyorlar! Oysa aradan geçen 58 yılda, dünya da değişti, Kıbrıs da…

Makarios yüksekten atarken, adanın tamamına egemendi! Türk nüfusu nerdeyse 100 bin dolayında idi… Türkler gelir vergisinin ancak % 2'sini ödeyebiliyor, enerjinin % 6'sını tüketiyor, ihracatın % 2'sini, ithalatın % 0.2'sini yapabiliyor, ada yüzeyinde darı tanesi gibi serpilmiş, küçük azınlıklar halinde yaşıyordu.

Aralık 1958'de Averof, Zorlu'ya "Dönüşümlü başkanlık olamaz!" deyip, ABD'nin önerdiği Garantiler Sistemi'ni kabul ettiydi. Ocak 2017'de Koças, onu da reddediyor! "AB içinde garantörlük olur mu?"

AB içinde garantörlük vardır! Bırakın Almanya Federal Cumhuriyeti'ni ABD, Fransa ve İngiltere'nin garanti etmiş olduklarını, aday üye olan NATO üyesi İzlanda'nın da garantörü Britanya'dır. 1856'dan beri… Japonya'nın garantörü de ABD'dir… Bkz:

http://ozetler.xyz/index.php?newsid=159743

ve

https://tr.wikipedia.org/wiki/Silahl%C4%B1_kuvvetleri_olmayan_%C3%BClkeler_listesi

Kaldı ki 60 sene evvel ne dünya bugünkü dünya idi ne de AB vardı ama Kıbrıs Rum tarafı, Türkiye'nin garantörlüğü bahanesiyle, masadan gene kalkmıştı! Karşı olabilir… Ama neden karşı olduğunu; gerçek nedeni ile açıklamalıdır… "Benim tam egemenliği eksiksiz ve yalnız başıma ele geçirdikten sonra yapılacak işlerim var! Bu düzenlemeler engel oluyor… Kabul edemem…" dense, can baş üstüne… Onun milliyetçisi böyle, benimkiler de başlarının çaresine baksınlar, diyeceğim…

Bu sütunda ve başka yerlerde yüzlerce defa yazdım: Bir devletin federasyon olabilmesi için cesametine bakılmadan, bütün kurucuların eşit olması gerekir! 20 milyonluk Kaliforniya ile 300 bin kişilik Alaska'nın ABD Senatosu'nda eşit temsil edilmesi, İsviçre Federal Meclisi'nde, büyük küçük, bütün kantonların eşit olması gibi… Bu prensiptir! Yürütmeye yansımasını da kurucular düzenler ondan sonra… Dönüşümlü başkanlık mı tesis edersiniz İsviçre gibi, başkan yardımcısına veto hakkı mı verirsiniz 1960 Anlaşması gibi? "Görüşülecek" olan, budur! Gerisi zaten elli senedir, anlaşılmış!! 1975 Viyana Anlaşmaları, 1977 Denktaş-Makarios Doruk Anlaşması, 1979 Denktaş-Kiprianu Doruk Anlaşması, 649 sayılı, 716 ve 750 sayılı BM GK Kararları, Annan Planı ve 11 Şubat 2014 Çerçeve Anlaşması gibi yüzlerce uluslararası belgede de teyit edilen, budur. Düğümler her tarağa geldiğinde yeni baştan "federasyon mu, üniter devlet içinde bir azınlık mı?" tartışması yaşayacak, her ikide birde siyah yazılmış bölümleri yeniden maviye çevirecek ve baştan tartışacaksak, bu işin sonu gelmez. Elli yıldır gelmedi…

Bu yazının sonu: 1918'den beri biliniyor ki iki milliyetçiliğin çatıştığı ülkelerde, bir halkın solcularının, kendi milliyetçilikleri ile uğraşırken, karşı milliyetçiliği gözden kaçırıp, onun peşine takılmaları ihtimali vardır! Tabii o noktadan itibaren de artık soldan falan bahsedilemez. Lenin'in bu gibi politikalar için ne dediğini yazmayacağım… Ayıp olmasın! Şunu söyleyeceğim ama:

"Ezilen ulus burjuvazisi, ezen ulusa karşı mücade­le ettikçe, biz her zaman için, her durumda ve her­kesten daha azimle, onun taraftarıyız; çünkü biz, ezginin en ateşli ve en tutarlı düşmanlarıyız… Ezen ulusun ayrıcalıklarına ve zorbalıklarına karşı savaşırız, ezilen ulusun kendisine ayrıcalıklar ara­masını da, asla hoş görmeyiz". Efendim, Lenin… Meraklısı okumuştur, biliyordur…

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.