Çözüm sektörü

loading
2 Haziran, Salı
£

8.45

7.53

$

6.73

KÖR GÖZE PARMAK

Doç. Dr. N. BERATLI
nazim.beratli@kibrispostasi.com
Doç. Dr. N. BERATLI
A- A A+

Çözüm sektörü

1974 Temmuz'unda, tatil için Kıbrıs'taydım. Darbe'yi de yaşadım, çıkartmayı da… Savaştım… Esir de düştüm… Üç ay da esir yattım… Esir kampından çıktım, İstanbul'a döndüm ve "Barış" için savaşmaya durdum.

Sebebi, savaştan çok korkmuş olmam değildi. Korksaydım, cephe savaşının beş beteri o günün İstanbul sokaklarındaki savaştan uzak dururdum.

Elbette ki böyle bir belâya girmenin altında insancıl duygular, hümanizma falan da vardı ama asıl etken, benimsediğim ideoloji idi… Sol felsefe, bu adada yaşadığımız türden çatışmaları "Ulusal Sorun" diye tanımlar. Çözümü için de der ki: Halkların kendi kaderlerini belirleme hakkına saygı gösterilmelidir. Nasıl? Şöyle: "Büyük halkın devrimcileri, küçük halkın AYRILMAK DA DAHİL kendi geleceği hakkında vereceği her karara saygılı olmalıdırlar. Küçük halkın devrimcileri ise büyük pazarda yaşamanın avantajlarını bildiklerinden, kendi halklarının ayrılma hakkına da saygı duymakla beraber, özgürce birlikte kalma politikasını savunmalıdırlar. Nasıl? Tam demokrasi koşullarında, küçük halkın özgürce oyunu kullanacağı bir referandumla! Ya da yerel parlamentosunun kararıyla… Biz, birlikten yanayız ama eğer ki büyük devlette yaşamanın avantajlarını zaten sağduyusu ile bilen küçük halk, ayrılmaktan yana oy kullanırsa, bu demektir ki ortak yaşam mümkün değildir. Bu durumda kardeşliğe en çok ayrılmak hizmet edecektir. Halkları kardeşliğe götüren başka bir yol da yoktur." Bunlar, Lenin'in görüşlerinin bir özetidir. İsteyen kitabını alır okur. Elbette ki bütün o politikaların temelinde, büyük küçük farkı gözetmeden, bütün halkların "politik eşitliği" yatar…

Bizim, barış/çözüm kavgamızın altındaki anahtar, bu yukarıdaki paragrafta gizlidir." Halkların eşitliği"ne dayanır…

Yalnız politik alanda değil, sanatta, kültürde, sosyal bilimde bütün bir 20.yy'ı yönlendirmiş Karl Marx'ı okuma tenezzülünde bulunmadan, ya kulaktan dolma lâkırdılarla veya sadece "eleştirileri"ni okuyarak filozof, bilim "insanı" v.s. kesilenlerimiz hazretin, kendinden önceki bütün düşünürler ve kendinden sonra kendini benimsemeyenler için, bir tespit yaptığını işitmelidirler: Metafizik Yöntemi kullanan İdealist… Kapitalist toplum, onların etkisi altındadır. Yani biz, Metafizik İdealist bir kültürün ve düşünme biçiminin içine doğuyoruz. Bundan kurtulup da Diyalektik Yöntemi kullanarak, Materyalist bir düşünme yöntemi edinmek, ancak uzun süren bir "bilinçlenme" faaliyeti ile mümkündür. Onun için, Alman İdeolojisi'nde, "Sosyalist Bilinç geliştirmeyi" solcu olmanın temeli sayar. Lenin de Sol Komünizm'de der ki: "Sol sapma yoktur"! Yani, sol gibi görünen lâflar da etseniz, eğer düşünme sistematiğiniz doğarken edindiğinizde kalmışsa, siz aslında sağcısınızdır.

Oysa bizim durduğu yerde kendinin solcu olduğunu zanneden bir tayfamızın bulunduğu yetmezmiş gibi şimdi bir de kerameti kendinden menkul "Barışçı" tayfamız türedi. Sar kafaya zeytin dalını, yüz elli yıllık meseleyi çözdün gitti… Artık akıl, zebil …

Şimdi:

Eğer Kıbrıs'ta "çözüm ve barış" politikanızın kökeninde yukarıda bizi yönlendirdiğini zikrettiğim bilgi ve düşünme sistematiği yoksa, sorunun nedeni olan adadaki "yarışmacı" iki milliyetçilik karşısındaki tavrınız, birinden çözülüp, obürüne bağlanmak biçiminde tezahür ediyor…

Adam, Türk milliyetçiliğinden "çözülüyor"! Ama bir barış felsefesi oluşturacak ne bilgisi, ne geleneği, ne bu yolda verdiği bir kavga, ne ödediği bir bedel, ne de niyet bulunmadığından, onun asıl karşıtı olan, "Helen Milliyetçiliği"ne biat ediyor… Çünkü başka türlü düşünmeyi bilmiyor! Ayni kalıpla düşününce, ya biri haklıdır, ya öteki… Seninki haksızsa, ötekininki haklıdır! Denktaş'a düşman olduysan bir defa, artık haklı olan Grivas'tır! Etkiye, tepki…

Türk milliyetçiliği ile uğraş! Anladık, amenna… Peki Helen milliyetçiliği?

Buyrun Lenin: "Ezilen ulus burjuvazisi, ezen ulusa karşı mücade­le ettikçe, biz her zaman için, her durumda ve her­kesten daha azimle, onun taraftarıyız; çünkü biz, ezginin en ateşli ve en tutarlı düşmanlarıyız."

Anastasiadis, Ché'nin Bolivya dağlarından yoldaşı mı? Yoksa, EOKA B'nin Limasol komutanının oğlu mu? Neyiniz oluyor?

Vaftiz mi olmak lâzım?

" ENOSİS"miş, "öcü değil!"

Barış aramak, kendi eşitliğiniz temelinde olmaz da "karşı tarafın her istediğni kabul edelim da lütfetsin bizimle anlaşsın" temelinde ise devrimci, barışçı, insan sever filan değilsiniz! Aşağılanmayı sineye çeken bir kişiliksizsiniz, o kadar… Açın biraz da Ché okuyun inanmıyorsanız…

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.