Türkiye'de referandum

loading
31 Mayıs, Pazar
£

8.42

7.57

$

6.82

KÖR GÖZE PARMAK

Doç. Dr. N. BERATLI
nazim.beratli@kibrispostasi.com
Doç. Dr. N. BERATLI
A- A A+

Türkiye'de referandum

Son zamanlara iyice ortaya çıktı ki bizde bir konu tartışılırken, genel ilkeler falan değil, konuşanın, yazanın konu ile ilgili duyguları belirliyor görüşleri… Aşağıdaki yazıyı, bu sütunda ilk defa 26 Ekim, 2010 günü yayınlamışım. Yedi sene önce…Burada yazmaya başlamadan, Yeni Düzen'de, Yeni Demokrat'ta da Başkanlık Sistemi ile ilgili, yazılarım çıkmıştır. Demek ki en az 25 yıl! O zamanlar, "Denktaş'ı mı destekliyorsun?" diye karşılandıydım. Şimdi de "Erdoğan'ı mı destekliyorsun?" diyecek olanlar olduğunu elbette biliyorum. Ama mesele şu ya da bu kişi değil! Sistemin kendisi hakkında ne düşündüğümüzü ortaya koymak olmalı! Bu konuyu ilk ele aldığımda, Recep Tayyip Erdoğan daha MSP İstanbul İl başkanı idi… Onunla alâkası yok!

Önce, neden böyle bir tartışma dönüp dönüp gündeme geliyor? Onu konuşmak lâzım! Gene eski bir yazıda, 22.03.2011 günü, bizim meclisi örnek vererek, bu sütundan demişim ki:

"Bizim partiler demokrasimizde, hükümeti yani yürütmeyi ele geçirmek için, mecliste bulunan milletvekillerinin yarısından bir fazlasını ele geçirmek gerekir. Yani 26…Bunlardan on tanesi bakan olur, geriye kalanlar da ilk kabine değişikliğinde bakan olmak için sıraya girerler. Bu bir şey değil, mecliste çoğunluk grubuna mensup bir milletvekilinin, parlamentonun yasama ve denetleme'den ibaret görevlerinden, ikincisini yerine getirmesi mümkün değildir.

Zira Yürütme, meclisteki çoğunluk grubuna ait olduğu için, çoğunluğu elde etmiş partinin bir milletvekilinin, "denetleme" yapmak üzere, hükümette bakan olan bir partilisinin bir hatasını kabul etmesi, hem parti disiplinine aykırıdır ve o milletvekilinin, siyasi hayatının sonudur. Yâni bizim meclisimizin, iki görevinden biri olan "denetleme"yi yapmasına, sistem engeldir. Çoğunluk grubunun başkanı, başbakandır. Yapan da o, denetleyen de! Kendi kendini mi suçlayacak?

Partiler demokrasisinin bizde uygulanan şeklinde, meclisin yasa yapması da, mümkün değildir. Daha doğrusu, yasa yapma da Yürütme'nin tekelindedir. Çünkü anayasa ve meclis iç tüzüğü, önceliği hükümet önerilerine verir… Her hükümet,… getirdiği önerilere bir de "öncelik" alarak, hükümetten başka kimsenin, (yasa yapmasına izin vermez!) Ne muhalefet, ne muhalefete mensup bir milletvekili, … ne de bir iktidar partisi milletvekilinin, asli görevini yerine getirmesine izin verilmez. Parti disiplini çiğnemeyi göze alan bir aykırı ortaya çıksa bile, yazıp vereceği bir yasa teklifi (anayasada böyle yazar) ilgili komitenin gündeminin dibine atılır!" Yani görüşülmeden dönem biter… (Yasaları milletvekilleri değil, memurlar yazar, parti MYK'ları onaylar, milletvekili de parmak kaldırır! Adamsa kaldırmasın! Sorumlu, milletvekili ama!)

Meclis üyeleri, sorumludur ama yetkisizdir. Memurlar da yetkilidir ama sorumsuz! Ana mesele budur!

Şimdi 26.10. 2010 tarihli yazıma dönelim:

"Başkanlık Sistemi'nin başarı ile uygulandığı tek yer… ABD'dir… Bunun tarihsel sebepleri var. "Birleşik Devletler" İngiltere'ye karşı kurulurken, "kurucu koloniler" dedikleri eyaletleri ve o süreci incelemeden… neden bu sistemin ABD'de demokrasi, diğer bazı ülkelerde ve hele Orta Doğu'da diktatörlük yarattığı, anlaşılamaz. Birey hakları üzerine bina edilmemiş herhangi bir toplumsal düzende, başkanlık sistemi diktatörlük doğuruyor.

ABD'de sistemin temelini, yürütme ile yasama arasında tam bir ayrışma oluşturur. Yürütme, Başkan'a bağlıdır ve bütün sorumluluk, başkanındır. Ama bunun karşısında, yasama da yasa yapma ve denetlemeden ibaret olan görevini, tam anlamıyla yerine getirir. Başkan'ın parti aidiyeti dolayısıyla, yasamayı de kontrol etmesi, fiilen imkânsızdır. (Zaten hükümet yasa öneremez! Yasaları meclis yapar…) Bunun, koşulları da nerdeyse fiziksel anlamda oluşturulmuştur. Örneğin, seçim sistemi değil başkanın, parti yönetimlerinin bile müdahale edemeyecekleri bir düzen altında yapılır… Dar Bölge'ye çok benzeyen bir sistemle yapılır seçimler. Her seçim bölgesinden, bir vekil ya da senatör seçilir. Böylece seçilenler, herkesten önce veya daha çok, seçmenlerine karşı "borçlandırılırlar". (Hatta) ön seçimler bile, bütün halkın katılımı ile ve yargı denetiminde yapılır. Olmaya ki herhangi bir seçilen, partiden birilerinin "işini yapmadı" diye, "kesilsin"! Karar halkındır… Milletvekilleri ve senatörler, seçilmek için parti merkezlerinin, ve hatta delegelerinin değil; halkın genel oyuna muhtaçtırlar. Temsilciler meclisinde, "grup kararı" diye bir mekanizma yoktur. Ayni partiden seçilmiş başkanın getirdiği bir önerisiyi, (bütçe yasasını önerebilir) ayni partiden bir milletvekili veya senatör, reddedebilir. Parti disiplini diye bir kavram kullanmak, ayıptır. Birey hakları, herhangi bir aidiyetin sorumluluklarının önünde geldiğinden, seçilmiş bir vekilin kararını da parti aidiyeti değil; kendisi verir. Hesabını da seçmeni önünde kendisi öder… Yürütme, kendi yetkilerini; Yasama'nın çizdiği çerçevede kullanır ve önce ona hesap verir. Yasama tarafından denetlenir… Başkan, bütün yürütme yetkilerini kullanır, ama halka hesabını kendi verir. O zaman da işte… istediğini bakan atar… Seçilenleri değil… Ama "bakanları" başarısız olursa da bedeli kendi öder, seçilmişler, seçim kaybederek bedel ödemez. Onlar, kendi performanslarının sorumlusudurlar. Başkan da kendisininkilerin. (İyi) Adam seçemezse, bedeli kendi öder…

… O sistemde Yürütme ile Yasama, erkin farklı iki başıdırlar ve dikkatle birbirlerinden ayrılmıştırlar. Yürütme, yasamanın yaptığı yasalar çerçevesinde, yasamanın verdiği bütçelere göre ülkeyi yönetir ve yasama tarafından da denetlenir… Başkanın hükmedip bakan yaptığı sıradan vatandaş da… yetkili ama sorumsuz olmaz! Yetkili de sorumlu da başkandır…

Hem Yürütme (hem) de Yasama yetkilerini partisel, ideolojik şu ya da bu saikle, başkanın kullandığı veya etkili olduğu başkanlık sistemleri, diktatörlüğe dönüşmektedirler. Örnek, Irak, Suriye, Mısır v.b. Nasır gitti, Sedat geldi, o gitti, Mübarek geldi, Mursi geldi, Sisi geldi… Kişilerle ilgili değil, sistem bunu doğuruyor. Güney Amerika'dakilerin durumu da daha parlak değildir… "El Turco"sundan, Peron'una ve hatta Chavez'inden Castro'suna…(İdeoloji bile değiştiremiyor sistemin azizliğini…)

(Gerçek Başkanlık Sistemi,)Yürütme ile yasamayı tamamıyla birbirinden ayıran, süresi belirli, (bir düzendir)… İş buraya gelince, … Siyasi Partiler Yasası'nı… Meclis İç Tüzüğü'nü… Bütün parti tüzüklerini… Anayasa'yı… Hepsinden önce zihniyetleri… Değiştirmek lâzımdır.

"Parti disiplini" denilen kavram, siyasi hayatımızdan silinip çıkarılmadan, o sistemin … uygulanması çok zordur…"(Hangi parti yönetimi bunu kabul eder?)

Demişiz… Yedi sene önce…

Şimdi, ister "evet" deyin; ister "hayır"! Recep Tayyip Erdoğan'a isterseniz hayran olun; isterseniz, nefret edin… Ama konuşulması gerekenler bunlardı bana göre… Yalandan, yanlıştan, iftiradan, başımız döndü… Birinden nefret edilmesi, insanı ne solcu yapıyor, ne demokrat ne de ilerici…

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.