Başkanlıktan totalitarizm çıkar mı?

loading
7 Haziran, Pazar
£

8.57

7.64

$

6.77

KÖR GÖZE PARMAK

Doç. Dr. N. BERATLI
nazim.beratli@kibrispostasi.com
Doç. Dr. N. BERATLI
A- A A+

Başkanlıktan totalitarizm çıkar mı?

Benim başkanlık sistemini tercih ettiğim bir sır değil. Yıllardır yazar, söylerim. Bir çekince ile beraber: "Cheks and balances"ın iyi düzenlenmesi koşuluyla. Kaldı ki parlamenter sistem ile ilgili temel itirazım da o sistemde, hükümete hakim olanın, meclise de hakim olması dolayısıyla, denetlemenin yapılamamasıdır. Yürütme, yasamaya hakim olacaksa, başta başkan olmuş; başbakan olmuş, hiçbir kıymet-i harbiyesi, yoktur.

Tavrımla ilgili bir başka gerçek, benim kimseye ram olmak gibi bir huyum olmadığı gibi, siyaseti kimseye ve hiçbir "düşünceye" düşman olarak algılamamak gibi "acayip" bir huyumun daha bulunmasıdır. Herkesle konuşur, herkesi dinlerim. Herkesin aklı kendine, benimki de bana! Bu çerçevede ne AK Parti ne de Recep Tayyip Erdoğan ile siyasi görüşlerimiz örtüşür ama onlara da düşman değilim. Hiç olmadım… Bana göre doğru yaptıklarında "doğru" yanlışsa yaptıkları fikrimce, "yanlış" da derim…

Başkanlık sistem, amenna… Doğru! Referandumun sonucunu sindiremeyip çocuk gibi "cırlama" da yukarıda Allah var, rezalet… Başkan'ın partili olmasında da hiçbir mahzur yok… Bunları önceden olabilecek itirazlarımı da kaydederek, yazdım zaten…

Ama yürütmenin, yasamayı kendi kontrolüne alması endişesi de yaratabilecek bir takım eylemlere de dikkat çekmek lâzım. Altı yıl önce söylemişiz bunları… Daha ortada ne referandum vardı ne de bu tartışma… Onun için kimse üstüne alınmasın ama hatırlatmazsak, görevimizi yapmış olmayız…

Aşağıdaki yazı, bu sütunda 24 Mart 2011 günü yayınlandı. Bugünün koşullarında buyurun bir daha okuyalım:

Başkanlık sistemi, ABD'de demokrasi üretirken, uygulandığı bazı başka ülkelerde, diktatörlük üretiyor. Özellikle Güney Amerika'da, örneğin Arjantin'de popülist başkan Peron'un diktatörlüğü, kendi ile bitmedi; ölümünden sonra eşi tarafından da sürdürüldü. Ve üstüne üstlük bu diktatör, bir de halk tarafından çok sevilen bir diktatördü! Çünkü, popülist idi de…

Ya Paraguay'da 1954'ten başlayıp yedi defa başkan "seçilen" Gen. Alfredo Stroessner?

Küba'da Fidel Castro'nun ancak darbeyle ülkeyi elinden alabildiği Batista'yı mı istersiniz? Yoksa Haiti'de 200 yıllık bağımsızlığın ardından seçimle gelen ilk başkan olan Aristide'in, halkın kanını, evet yanlış işitmediniz damarındaki kanını satarak dolar milyarderi olması yetmezmiş gibi, iç savaş çıkmadan, makamını terk etmemesini mi? Jean Baptiste Aristide, müstear adıyla Baby Doc aynı zamanda bir papazdı da üstelik… Allah adamı! Aynı kıtada, bir tek başkan, demokratik bir sisteme yönelmeye kalktı, o da "komünist" olduğu gerekçesi ile ordu tarafından katledilip, devrildi: Dr. Salvador Allende…

Güney ve Orta Amerika'yı bırakıp, bizim bölgemize gelelim isterseniz.

Başkanlık sisteminin ürettiği "yasal diktatörlere" şöyle bir bakalım: En ünlüsü, Saddam Hüseyin… Sonra, yerine padişahlık gibi oğlunu bırakan Hafız Esat, akrabamız da olsa, gene yerine oğlu geçen, Haydar Aliyev… Saymakla bitmez…

Uzak Doğu'ya gidelim…

İlk sırada aklıma 1955'te seçimle iş başına gelip, ülkeyi harabe etmeden gitmeyen seçilmiş başkan Ngo Dinh Diem geliyor… Adam, seçimle gelmiş, başkan! Memleketi mahveden bir diktatöre dönüştü…

Neden başkanlık sistemi, ABD'de demokrasi, başka hemen her yerde de diktatörlük oluşturuyor? Bunu insanların geriliği ya da makama gelenlerin niyeti ile açıklayamazsınız. Bunun en güzel örneğini Fransa oluşturmaktadır. Bilindiği gibi yarı-başkanlık sistemi ile yönetilen Fransa, dünyanın en zengin ülkelerinden biri olmakla kalmayıp, dünya kültür merkezlerinin de başında gelir. Başkan ve başbakan arasında yetki paylaşılmasına dayanan yönetim sistemi, sık sık sıkıntıya girer. Örneğin Mitterant zamanında, kendi partisinin meclis çoğunluğu vardı ama başbakan, onunki değil, partinin bir başka fraksiyonunun tercihi idi…

Ve sistem yürümekteydi…

Şimdi ise Sarkozy döneminde, mecliste de çoğunluğu bulunan partisi, başkanın talep ettiği bir başbakan atayınca, Fransa'da fiilen başkanlık sistemine geçildiği söylenir oldu…

Konunun can alıcı noktası budur…

Bütün yetkileri bir merkezde toplayıp, başsavcıyı da, baş hakimi de, ordu komutanlarını da, istihbarat başkanını da bakanları da atama ve yönetme erkini eline verdiğiniz kişi, eğer bir de partisi ile eski "disiplin" bağını sürdürür de meclis denetiminden kurtulursa, demokrasi değil; diktatörlük doğuyor.

Seçimle gelmenin (tek başına) bir anlamı yok, Hitler de seçimle geldi, Mussolini de…

İleri veya geri ülke olmakla ilişkisi yok…

İleri ülkede de görülüyor, geri ülkede de…

Geleneklerle irtibatı yok…

Paraguay'da da aynı şey oluyor, Vietnam'da da…

Başkanlık sisteminde, yasama, yürütme ve yargının güçler ayrılığı ilkesini doğru ve kuvvetli kurarsanız, demokrasi; kurmazsanız, diktatörlük kuruluyor.

Kimilerimiz Güney Kıbrıs'ı örnek gösteriyorlar!

Sanki Makarios'un ölmeden gitmemesi, %95 oy alması ya da Papadopulos'un Annan Planı döneminde, basına fiili sansür uygulaması, demokrasi imiş gibi…

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.