Çok üzüldüm...

loading
7 Haziran, Pazar
£

8.57

7.64

$

6.77

KÖR GÖZE PARMAK

Doç. Dr. N. BERATLI
nazim.beratli@kibrispostasi.com
Doç. Dr. N. BERATLI
A- A A+

Çok üzüldüm...

Eskiler alıyorum,

Alıp yıldız yapıyorum,
Musiki ruhun gıdasıdır,
Musikiye bayılıyorum,
Şiir yazıyorum, şiir yazıp eskiler alıyorum,
Eskiler verip musikiler alıyorum,
Bir de rakı şişesinde balık olsam...

Demiş Orhan Veli…

Rom şişesinde olmuyor mu? Olmaz…

Rakı, İstanbul'da icat edildi. Bu mereti icat edenin, 19 yy ortalarında kudurmuş bir Rum meyhaneci ile yine Rum ama Osmanlı ordusunda yüzbaşı olan bir askeri doktor olduğunu, biliyor muydunuz? Mevcut içkilerin hiçbiri, bunları kesmiyor… Oturup, kötü şarabı, üzüm ve nerden akıllarına geldiyse, soğanla bir daha damıtıyorlar… Tat, berbat… Acı… Tutup, acısını alsın diye, içine şeker katıyorlar… Soğan kokusu için de anason… Bir daha damıtıyorlar… Tadına bir bakıyorlar ki!!! Olmuş… Adına, Ouzo diyorlar, ne demekse… Rum icat etti ama adı "Arak"tan gelir, Arapça… Damla demek… Damıtılıp, damla damla elde ediliyor ya? Tarih de bin sekiz yüzlerin, sonudur…

Sık sık 1812'deki büyük Polonya ve İrlanda açlık krizlerine kadar, Amerika'dan gelen patatesin hayvan yemi olarak kullanıldığını, anlatırım. Geçen gün tekrar baktığım bir kitapta, daha 1876'da Osmanlı İmparatorluğu'nda patates yeme alışkanlığı olmadığını, halkın bu sebzeye direndiğini fark ettim. At Sırtında Anadolu, Fred Burneby, İletişim Yayınları… 1876 hangi zamandır? Demek ki Kıbrıs İngiliz'e verildiğinde, biz daha patates yemeyi bilmiyorduk… Aradan geçen seksen senede, başka bir şey yemez olduk… Allahtan Amerika'da bu kökü yemeyi yerliler akıl etmişler yoksa acımızdan mı ölürdük? Ne dersiniz?

Domates de Amerika'dan gelmiştir, biber de fasulya da… Yaa… 12. Yy'ın Bizans kroniklerinde "Fasulyaki" diye bir bitkiden bahsedilir ama kastedilen, bildiğiniz böğrülce'dir… Kuru fasulya'ya "milli yemek" diyoruz ya? Biber'in de dünyaya Urfa'dan yayıldığını sanıyoruz! Alâkası yok… Amerika'nın keşfinden önce bizim bölgemizde insanların neler yediklerine bakarsanız, Bizans'ta olsun, Osmanlı'da olsun, ekmek ve zeytin yağı'nın yanında, Hristiyanlar şarap; Müslümanlar da pirinç ve şeker ağırlıklı bir beslenme sürdürmekteydiler. Birçok deniz ürünü, et ve süt ise ortaktı… Pirinç ve şekeri orta doğuya getirenler, Türkler'dir; haberiniz var mıydı? Yoksa Avrupa'da şeker, taa 18.yy'a kadar, eczanelerde, hastalara satılan bir gıdadır ki altın değerinde… Kıbrıs'ın da Avrupa için önemi, şeker üretiyor olmasıydı. Hadi madem lâf buraya geldi, şunu da ekleyelim: Şeker Kamışı Karaiplere Kıbrıs'ın fethinden sonra buradan gitmiştir.

Fernand Braudel, Akdeniz ve Akdeniz Dünyası'nda anlatır ki bütün orta çağ boyunca kışları Paris'in protein ihtiyacını tuzlu morina balığı sağlamaktaydı. Fransa, İngiltere ve İspanya arasında, ikide birde "balık savaşı" çıkmaktaydı. Fransızlar gene iyileridir! Braudel'e bakarsak, hiç değilse akşamları, içinde yağlı bir et parçası yüzen lahana çorbası ve ekmek de bulabilmekteydiler. İngiltere'de halâ en popüler yemeğin morina balığı olması, rastlantı değildir. (Fish and Chips; yanına patatesi de eklemiş olmak ne mutluluk…) Ekmek falan, mafiş… Diyet gayretinden değil! Yok… Fakirlikten…

Yahu ben bu yazıyı neyin üstüne yazacaktım? Hatırladım ama yer kalmadı… Başka bir gün de onu yazarız…

Anladınız siz… N'apalım?

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.