Karşıt olmak, karşı olmaya yetseydi...

loading
1 Haziran, Pazartesi
£

8.41

7.57

$

6.82

KÖR GÖZE PARMAK

Doç. Dr. N. BERATLI
nazim.beratli@kibrispostasi.com
Doç. Dr. N. BERATLI
A- A A+

Karşıt olmak, karşı olmaya yetseydi...

İnsan, verili bir dünyaya doğuyor… Yani kimse kendi doğduğu dünyanın koşullarını kendi belirleyemez! Tam tersine, kendinden çok önce belirlenmiş koşulların içine doğar… Bu fiziksel anlamda böyledir… Ekonomik anlamda, sosyal anlamda, düşünsel anlamda, inanç ve kültür anlamında da böyledir. İnsanın hangi koşullarda yaşayacağını karar veren, kendisi değil, içine doğduğu çevredir.

Emin olun ki hangi koşullarda, nasıl düşüneceğinizi de içine doğduğunuz zihniyet belirliyor… Verili koşullarda düşünüyoruz…

Karl Marx'ın Üst Yapı, Loulthusser'in İdeolojik Aygıt, Antonio Gramsci'nin Egemen Hegomanya, dedikleri, bu "verili" düşünce kalıplarını bize devletin zora dayalı olmayan kurumları öğretiyor! Hukuk ve onun dayalı olduğu ahlâk anlayışı, öğretim, dinsel kurumlar, sanat, kültürel faaliyetler v.s. bizi bir biçimde düşünmeye "biçimlendirir"! Hayatın her gününde ve yaşamın her alanında, yalnız beş duyumuz ile değil, gövdemizin bütün gözenekleri ile bu yönlendirmenin bombardımanı, duygularımızı da belirler… Zaman ve mekân, insanın sadece düşüncelerini değil, duygularını da belirler…

Bütün bu "dünyanın" koşullarını, son tahlilde topluma egemen olan belirler… Ve dolayısıyla da bu verili koşulların bize sağladığı gerek fiziksel, gerek kültürel ve gerekse de duygusal ölçeklerin en son ihtiyaç duydukları şey, adalettir…

İçine doğduğumuz ve naçar, yaşadığımız bu dünya, adil bir dünya değildir… Hiçbir anlamda! "Daha doğarken, eşit değilsinizdir" der, Engels!

Ve insan, düşünebilen bir mahlûk da olduğu için, bireyler, bir sırtlan klânının üyeleri gibi doğarken kendilerine biçilen toplumsal rollere, her zaman boyun eğmezler. Bazan baş da kaldırırlar… Bütün tarih boyunca başkaldırının temeli, adalet talebidir… Ve refahtan alınan payın artırılması istenci… Ne var ki tarih bize, bu başkaldıranların, genellikle yenildiğini gösteriyor! Spartaküs'ten tutun; beri gelin… Başkaldırıp da kazananlar, istisnadır…

Başkaldırı derken, silaha sarılanlardan bahsetmiyorum sadece…

Düşünce bazında da yenilmiştir, baş kaldıranlar; Robert Owen gibi elindeki ekonomik gücü, "eşitlerden ibaret adalet adacıkları" yaratmak için harcayan Ütopyacı idealistler de! (Ütopya terimini insanlığa hediye eden de Owen'dir… Olmayan yer, hiçbir yer anlamında…) Tabii silaha sarılanlar da…

Neden? Çünkü:

Egemen gibi düşünerek, onun düzenini değiştiremezsiniz… Bunu yapabilmek için, neyin bozuk olduğunu doğru tespit etmekten başlayıp, nasıl değiştireceğinizden geçerek, yerine ne koyacağınıza kadar giden, bir dizi düşünceler silsilesinin cevaplarını da peşinen bilmeniz gerekir! Ve içinde bulunduğunuz verili koşulları da doğru tespit etmiş bulunmanız! Bunun için de doğduğunuz andan itibaren aldığınız her solukta, içinize işleyen yürürlükteki düşünce modundan farklı, bir düşünce sistematiği, yani felsefe üretebilmiş olmanız şarttır.

İşte bunun için çağdaş "sol", her şeyden önce bir felsefe okuludur! Ondan sonra "politika" olabilirse, olur… Olamadığı, düşünce kulübü gibi kaldığı da olmuştur…

Karl Marx, Alman İdeolojisi'nde, "proletarya, sınıf bilinci olan işçidir" der… Toplumu değiştirebilme yeteneğini, "bilinç" geliştirmiş, satacak iş gücünden başka bir şeyi olmayan, ama toplumu ilerletmekte olan bütün değerleri de zaten üretmekte olan bir sınıfta görür! Fakir fukarada, serseride, canı sıkkın olanda falan, değil! Hiçbir şey üretme yeteneğinde olmadığından, üretilen her şeye burun kıvırarak, lâfazanlık eden aklı evvellerde de değil… Lenin de Ne Yapmalı'da anlatır ki sadece "emekçi" olmakla, toplumu değiştirmek aynı şey değildir. O yeteneğe sahip olabilmek için, özetini yukarıda yazdığımız gelişmeyi de sağlamış olan adam, artık bir entelektüel'dir de…

Heves etmek, yetmez… Hevesten önce, çok ciddi bir düşünsel gayret de gerekir…

Bu olmazsa ne olur? Gene Lenin, Sol Komünizm'de der ki: "Sol sapma yoktur…" Demek istiyor ki: " Ya yürürlükte olan egemen düşüncenin karşıtı, ondan daha doğru, daha adil ve en azından onun kadar güçlü bir düşünceye önceden sahip olacaksınız veya istediğiniz kadar keskin konuşun; zaten hüküm sürmekte olan egemen düşünce biçiminin bir aletçiği olursunuz…" Felsefeniz yoksa hiçsinizdir… Memnuniyetsizliğiniz, bir şey olmanıza el vermiyor! Ayni felsefe içindeki bir başka memnuniyetsizin aleti olabilirsiniz, olsanız, olsanız…

Ve son tahlilde, "master mind"a hizmet edersiniz, siz de…

Aynı felsefe ile bir başka "egemen"in adamından başka bir şey, olunamıyor…

Bu günlük bitiriyorum…

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.