TANRI'NIN YARATTIĞI EN AKILSIZ MAHLÛK

loading
7 Haziran, Pazar
£

8.57

7.64

$

6.77

KÖR GÖZE PARMAK

Doç. Dr. N. BERATLI
nazim.beratli@kibrispostasi.com
Doç. Dr. N. BERATLI
A- A A+

TANRI'NIN YARATTIĞI EN AKILSIZ MAHLÛK

Ömrümde ilk defa Güneydoğu Anadolu'yu ziyaret ettim geçen hafta... Diyarbakır ve Mardin'i gezdim... Ve dünyada uygarlığın başladığı yer olan Mezopotamya'ya ne büyük bir haksızlık edildiğini, edilmekte olduğunu bir kez daha anladım. Yıllardır, kafasının etrafındaki zincirleri çözmeye çalışan ve zaman zaman da bunu başardığını sanan bir insan olarak ben bile, ne büyük önyargıların sarmalında tutsak edilmiş olduğumu gördüm! Okuduğum onca Bekir Yıldız romanı - hikâyesi, seyrettiğim onca Yılmaz Güney filmi, uzun öğrencilik yıllarımda edindiğim onca Kürt dostum, yıllarca okuduğum gazete/ dergi haberleri kafamda bir imaj oluşturmuş doğal olarak! Yanlışmış o imaj! Yanlışmış...

Mardin'de, eski Süryani Kilisesi Patrikhanesi, yeni müzenin balkonundan karşıdaki Suriye toprağına, uzayıp giden yeşil ovaya bakarken; Darül-Safran Süryani Manastırının bodrumundaki 4 bin yıllık Ateşe Tapanlar mabedinin, doğuya bakan ve güneşin doğmasını gözleyen mazgalından, Ahura Mazda'yı görmeye çalışırken; Diyarbakır'daki Süleyman Camii'nin içinde gömülü Hz. Muhammed'in büyük generali Halid bin Velid'in oğlu Süleyman'a bir fatiha okumaya çalışırken, Ulu Camii'de ana kapının üstündeki geyiğe saldıran aslan ile Omorfo'daki Ayios Mammas arasındaki bağlantıyı hayretler içinde izlerken, camii'yi çepeçevre dolanan sütunların klâsik başlıklarına, "ben bir kilise idim aslında" diye bas bas bağıran çatıya bakarken ve Diyarbakır surları üstünden aşağıda dingin bir şekilde süzülen Dicle nehrine bakıp, suyun aşağılarında bir yerlerde o anda Amerikan askerlerine saldırıp ölenleri, öldürenleri ve daha birkaç ay önce bu suyun kenarındaki kamışlıklar arasında saklanıp canını kurtarmaya çalışan o Amerikalı pilotu düşünürken, Ziya Gökalp'in evinde kara bazalt taşları okşayarak, Türkçülüğün Esasları yazarının mahreminde, bana bakışlarından PKK-KADEK sempatizanı olduklarını ve benden hiç hoşlanmadıklarını sezdiğim üniversite öğrencilerine içimden kıs kıs gülerken; "Ahh..." dedim kendi kendime... " hayat burada başlamış, uygarlık burada başlamış... Bu su, bu kara taşlar, bu toprak!"

Amid, Karaamid, Diyar-ı Bekir ve Diyarbakır...

Cahit Sıtkı Tarancı'nın evini dolaşmama "müze gçrevlileri" izin vermediler! Pazartesi günleri "müze" kapalıymış! "Yaş otuzbeş, yolun yarısın eder/Dante gibi ortasındayız ömrün" diyen adamın soluduğu havayı solumak yetmez mi? "Bu avluyu kaç yüzbin defa ezmiş ayakları ile, şu sayvanda kaç yıldızlı yaz gecesi oturmuş, şu kuyudan kaçbin defa su çekmiş acaba şair?" diye düşünmek; odalara sonradan döşenmiş çul çaputu görmekten daha mı az anlamlı? Hasanpaşa Kervansarayı'nın avlusundaki semercide çay içmek, şadırvanın akmayan suyunu aramak aklımın kıvrımlarında, Demirciler Çarşısında bir ustaya, "Selâm-ın aleyküm" diye selâm vermek...

Bana bir kez daha anımsattı, insanoğlu arasındaki her tür bölünmenin, insan icadı olduğunu!

Diyarbakır'da şehrin ortasında, İstanbul'da bile görmediğim kadar güzel bir parkta, suni gölün kenarına oturdum, ördeklerin kanat çırpıntıları arasında, bir yandan çayımı içip, bir yandan da el ele gezen sevgilileri seyrettim... Ne kadar da çoktular? Güzel kızlar, filinta gibi delikanlılar, kaynayan kanlarının ateşini, birbirlerine avuçlarının sıcaklığı ile aktarıyorlar, Eylül güneşi altında gülümseyerek, adımlarını olabildiğince uzun ve geç atıyorlardı... "Bu yol hiç bitmesin, hep böyle el ele yürüyelim" der gibiydiler... Hoparlörden, bir Alevi semahının müziği geliyordu... Ve havadan jetler geçiyordu, sesten hızlı...

Mardin, bir defa daha soktu aklıma Türk'ün, Arab'ın, Kürd'ün, Ermeni'nin, Süryani'nin, Yezidi'nin, Nasturi'nin; kendi zihinlerinin çarpıtmaları olmasa, önce ve yalnız insan, en akıllı hayvan türünün mensupları olduklarını ve aşağılarda o uzanan verimli ovaya sınırlar koyup ülkeler yaratmanın da sadece bu güya en akıllı olan hayvanın aklına gelebilecek bir saçmalık olduğunu... Mardin Dağı'ndan bakınca, sanki de "cennet"e kadar, hiçbir engelle karşılaşmadan koşabileceğinizi düşündüğünüz ve gerçekte de taa Sina Çölü'ne kadar yürüyerek gidebileceğiniz o ovanın bir yerine, birileri telleri çekmiş, mayınları döşemiş! Çizginin aşağısı Suriye; yukarısı Türkiye!

Sarp Köyünde, Türkiye / Gürcüstan sınırını oluşturan ve aslında orta boy bir ark olan Sarp Deresi başında duyduğum hayretin, yüz katını, bin katını yaşadım, o balkondan o ovaya bakarken! Orada arada dağlar, tepeler, ormanlar vardı hiç değilse... Mardin'deki Süryani Patrikliği binasının balkonunda ise insan gözlerini zorluyor, "Şam'ı da görebilir miyim?" diye...

Ve geri döndüğüm gece, Filistinli bir dostumla oturup bunları konuştuk! Balık / rakı eşliğinde, Diyarbakır'da mezarı başında bir dua mırıldandığım Halid bin Velid'in oğlu Süleyman'dan bahsettik... Dostum, Sabra ve Şatila Kampları'na vakti zamanında çekilen Filistin Bayrağı'nın, terörist bir örgütün değil, ta Osmanlı'dan kalma, bir halkın bayrağı olduğunu İsrail mahkemelerinde kanıtlayan bir avukat. Şimdi, Nazareth'te oturuyor... Dedeleri, Osmanlı döneminde kadı imişler, Valid Fahum'un... Ben Cemal Paşa dedim, o: "Cemal Paşa Seyyad!" bilen, bilir nedeninin... Bizim akşam haberlerinde gördüğümüz o ölü bedenlerin, İsrail dozerlerinin yıktığı evlerin, helikopterlerin füze attığı karargâhların avukatı, Valid ile denize baktık... Bütün uygarlıkların beşiğine..."Mare nostrum"a, bizim denizimize...

İnsanoğlu!

Bunların hepsini sen yaptın! Bu güzellikler de senin ürünün; bütün bu acılar da...

Ey, dünyaya gelmiş en akıllı ya da en akılsız mahlûk; seni çok seviyorum...

Güneydoğu Anadolu, bunu bir defa daha kazıdı aklıma! Ve bu yazının havasını bozacağını bilmesem, adlarını da yazmanktan çekinmeyeceğim, ey insan sevgisinden nasibini almamış, hırsının, tutkusunun, inadının tutsaklığında bir ömrü harcayanlar, Allah sizin bin türlü belânızı versin! Bırakın da insan gibi de yaşayalım artık, insanlığın yüzkaraları...

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.