Akıncı'ya mahalle baskısı

loading
7 Haziran, Pazar
£

8.57

7.64

$

6.77

KÖR GÖZE PARMAK

Doç. Dr. N. BERATLI
nazim.beratli@kibrispostasi.com
Doç. Dr. N. BERATLI
A- A A+

Akıncı'ya mahalle baskısı

Her ikide birde söylerim: Ben kategorik olarak, çözümden yanayım! İki sebepten… Birincisi: Kıbrıs adasının bölünemeyecek kadar küçük olduğuna inanırım. Ve Kıbrıs Sorunu denen gaileyi de akıl dışı bulurum, çünkü meselenin asıl taraflarından hiç birinin işine gelmiyor, herkese zarar veriyor!

Ancak, yıllardan beri yazarım ki: Çözüm, bir kaç entellektüelin ya da solcu bir miktar insanın bir arada yaşaması için yapılamaz! İki halkın beraber yaşayabilmesi için yapılacak, yapılabilirse eğer... Önemli olan her iki tarafın "ortalama insan"larının değer yargılarının buluşturulabilmesidir. Eğer olabilecekse!Yoksa, eğer 1960'taki gibi sorunun asıl muhatapları olan Kıbrıslı Rumlar, adayı bir ikinci Helen devleti olarak tescil ettiremediklerinden, Kıbrıslı Türkler de Helen boyunduruğuna girdikleri zehabından ötürü ilk günden memnuniyetsiz olacaklarsa, o "çözüm", barış olmaz! Tanığımız bu ülkenin tarihidir!

Peki, hem bunları tespit edip hem de çözüm savunmak nasıl olabilir?

1977 Makarios- Denktaş Zirvesi'nden beri, iki tarafın da üzerinde hemfikir oldukları çözüm kriterlerini uygulamayı savunarak. O zirveden başlayıp, o günden sonraki bütün görüşmelere zemin oluşturan ve 649, 716 ve 750 BM GK Kararlarında Annan Sonu. Raporunda nihayet 14 Şubat 2014 Eroğlu/ Anastasiadis belgesinde yer alan, "siyasi eşitliğe" dayalı, iki bölgeli, iki toplumlu bir federasyon kurulmasını, kabul ederek!

Kıbrıs Sorunu'nu bitirmenin, başka yolu yoktur! Başka "çözümler" de olabilir ama o zaman sorun birkaç yüzyıl daha ertelenmiş olur! Benim ona niyeti yok! Eğer, elli yıla yakın bir zamandır bütün tarafların üzerinde anlaştığı bir çözüme varılabilirse…

2014 Şubat'ında Eroğlu ile ortak bir belge imzalayarak, çözümün yukarıdaki kriterlerde olabileceğini kabul eden Anastasiadis, Montana'dan beri, başka bir çizgi izliyor! Kanımca, bunun da iki sebebi var: Birincisi, kilise zaten hiçbir biçimde eşitliğe dayalı bir ortaklığı Makarios'a rağmen bile kabul etmemekle o görüşü Kıbrıslı Rumlar arasında bir azınlık görüşü halinde tutmakta, çözüm diyenleri hep zorda tutmaktaydı! İkincisi, son yıllarda Doğu Akdeniz'de bulunduğu söylenen petrol ve doğal gaz yatakları, bölgenin değerini bir o kadar daha arttırırken, öncelikle Avrupa Birliği, hem ekonomik; hem de stratejik nedenlerle (enerji bağımlılığı yaratacağı düşüncesi ile) ABD ise ekonomik nedenlerle (enerji kaynakları tekelinin kendi şirketlerinin elinden kayabileceği endişesi ile) Türkiye'yi bölgeden dışlamak istediklerini zaten Suriye'de alenen ilan etmiş durumdadırlar!

Anastasiadis dostumuz, tam da bundan yararlanmaya çalışarak, "Fırsat bu fırsattır… Büyük güçler tam da Türkiye ile itişirken, biz de hoplayıp, adayı evvel eski özlemimiz olan ikinci bir Helen devleti yapamaz mıyız? Hem de kilise belâsını satın alır, halkımızın çoğunluğuna bunca yıldır yaptığımız yalan propagandayı da yalayıp yutmak zorunda kalmayız" diyerek, 1977 ile 2014 arasında diplomaside sürdürdükleri çizgiyi, değiştirdi. Tabii filler dövüşürken arada kalıp ezilenlerin kimler olduğuna dair darb-ı meseli, bir Kıbrıslı olarak kendisine hatırlatmamız, ayıp olur!

Kırk yıldır itiraz edilmeyen federasyonun ana ilkesi olan "eşitlik" ve onun fiili düzenlemesini içeren önlemlerin (başkanlık sistemi de onların en önemlisidir) tartışmaya açılmasının nedeni, budur… "Alıp da kaçabilir miyim?"

Şu andaki pozisyon, budur: 1977'den beri neyi kabul ettilerse, hepsini reddediyor… Bu haliyle, Şubat 1959'da, Londra'da Papadopulos, AKEL ve Lisaridis'in tam da savunduklarını söylüyor, bilmeyen biraz geçmişe baksın!

Kıbrıs Türk Halkı'nın ezici çoğunluğu, bunu kabul etmez! Mehmet Emin Resulzade'nin bir sözü vardır: " Bir defa yükselen bayrak, bird aha aşağı inmez!" İster beğenin, isterseniz beğenmeyin! İradeye bağlı değildir bu! Eşyanın tabiatıdır… Adama bayrak çektirmeyeceksiniz! Marifet odur… Çektikten sonra, her şeraitte hep onu arar… Yani sadece geçmiş acıları değil, Kıbrıslı Türkler'in büyük çoğunluğunun gelecek tasavvurunda da böyle bir sulta altına girmeyi kabullenmek, yoktur…

Tekrar başa dönersek, bu süreçte desteği minimal olan değer yargılarının önemi yoktur! Onlar zaten her koşulda kucak kucağa da yaşayabilir! O bakımdan kâh nihilizme kapılıp, kâh başka meselelere bulaşıp, facebook'larda entellektüelizm gösterileri yapmanın, ego tatmininden başka, çözüme hiçbir faydası, yoktur... Ehaliyi daha beter "tilt" edip, çözüm fikrinden uzaklaştırmaktan başka... Ödeyenler de bilsin de paraları boşa gitmesin…

"Ben yaşarım"! Kimin adına konuşuyorsun? Sadece kendi adına! Ve politik hiçbir anlamı yok... Çünkü halk, öyle bir yaşamı geçmişte reddedip silaha sarıldı, gelecekte de kabul etmez. Demokrasi adına (!) "referendum olmasın" denmesinin sebebi de bunun bilinmesi!

Gelin şu 1977 sürecine dönülmesini savunun eğer gerçekten çözüm ise amacınız… Kimse teslim olmaz! Rüya görüp Akıncı'ya mahalle baskısı yapmayı bir yana bırakın…

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.