Aletri Tepesi'ni de mi verelim?

loading
29 Mayıs, Cuma
£

8.44

7.59

$

6.84

KÖR GÖZE PARMAK

Doç. Dr. N. BERATLI
nazim.beratli@kibrispostasi.com
Doç. Dr. N. BERATLI
A- A A+

Aletri Tepesi'ni de mi verelim?

Geçtiğimiz 12-14 Aralık tarihleri arasında, Lefke Avrupa Üniversitesi ile Lefke Belediyesi, bir sempozyum düzenlediler: 1. Lefke Kent Sempozyumu…

Üniversitenin bulunduğu bölgeye kültürel katkısına güzel bir örnek olması bakımından, önemliydi. Ama öte yandan, üniversitenin gelişmesiyle nüfusu giderek artan Lefke'de, geliştirilmesi gereken "Kentlilik Bilinci" açısından, belediyenin de önemli bir görevi olması gerekirdi bu tüp programlar ve Başkan Aziz Kaya öncülüğünde Teoman Oktay'ın büyük gayretleri ile o göreve de başlandı. Ne mutlu… Ben de artık " Beş kuşaktır Lefkeli" olarak hem Bilim Kurulu üyesi olarak, hem de sunduğum bildiri ile elimden geldiğince katkı yaptım, elbette ki…

Lefke kasabasının tarihi konusu biraz karışıktır, aydınlanmaya muhtaçtır, belki de bütün Kıbrıs gibi… Aynı bölgede, tarihin eski dönemlerinde ta Bakır Çağı'ndan beri çeşitli yerleşimlerin olduğu biliniyor. En eskisi, ünlü coğrafyacı Strabo'nun anlattığı Strasanor isimli kasaba. Efendim, Strasanor, Büyük İskenderi'in generallerinden biri ve yakın arkadaşı imiş ve kendisi burada doğduğu için, kenti; kendi adı ile anılır olmuş!

Daha eski zamanlarda, Truva Savaşı sonrasında, Atina Kralı'nın oğlu Domephon'u silah yapımında ihtiyaç duydukları bakır'ı temin etmek üzere adaya gönderdiği, onun da gelip, bugünkü Eski Karadağ ile Bağlıköy arasında bir yerde bir kale kurduğu biliniyor. MÖ 1200'lerden bahsediyoruz! O esnada Kadeş Savaşı olmuş, Hititler de bakır dolayısıyla ada ile ilgili… Memleketin adı da daha "Kıbrıs, Kipros, Cyprus" değil; Alaysia… Hititler de adanın egemenlerini vergiye bağlamışlar, bakır olarak ödeniyorlar. Domephon'un kale/kenti, ocağın yanında üslenmiş; kendi çıkartıp, kendi gönderiyor… O kentin adını da biliyoruz: Aepea!

Kendisi de Kıbrıs doğumlu olan büyük düşünür Solon, Mısır'a giderken eski öğrencisi Aepea Kralı Filikipros'a uğrayıp, "Limanı kontrol etsen maden ocağı da zaten senin kontrolünde olurdu. Neden gelip bu dağların içinde yaşıyorsun, kıyıya bir şehir yap; oraya geç!" diyene kadar, o kentin 600 yıl yaşadığı biliniyor.

Solon'un tavsiyesini öğrencisi uydu… Kıyıda bir kent inşa ettirip, başkenti orayı yaptı ve şehrine de fikr babasına izafeten Soli adını verdi… 600 yıl da o yaşadı… Başlangıcında yer aldığı vadiye de Solya Vadisi denilir bu gün bile…

Ne var ki;

Orada, Lefke'den çok eski, Soli'den de çok eski bir kentin olduğunu biliyoruz ama bugün yerini bilmiyoruz.

Yar. Doç. Dr. Ediz Tunçel, sempozyuma sunduğu bildirisinde, bir yandan Bağlıköy'ün yukarısında bulunan Aletri Tepesi'nde balık fosilleri; öte yandan da Mangli'nin Limanı'nın ucunda deniz dibinde antik liman kalıntıları bulunduğunu aktararak, o adanın "denize batıp çıkma" maceralarının sanıldığı kadar da eski olmadığını anlatırken, ilgi ile dinledim. Ediz Hoca, Aletri tepesinde, (benim oraya çıkacak kadar ne hevesim ne de gücüm var! Ancak helikopter bulursam gidip bakabilirim… ) bir kalenin yıkıntıları olduğu düşünülebilecek kalıntılar, kayalara insan eli ile oyulmuş arklar, insan eli ile düzeltilmiş mağara ağızları olduğundan bahisle, acaba eski AEPEA'nın orada mı olduğunu sorguladı. Kendisi teyze oğlumdur, huyunu suyunu bilirim… Dağ tepe dolaşmaya ve fotoğraf çekmeye meraklıdır, denizin dibinden arş-ı âlâya kadar gezer… Gördüğünü de belgeler… Böyle bir kuşkuya kapılan insan ne yapar?

Eski eser kaçakçısı ise, zaten kuş uçmaz kervan geçmez o alanda, şişi eline alır, toprağa batıra batıra eski mezar ve hazine aramaya kalkışır! Öylelerini de biliyoruz… Yok, bilimsellikle birazcık alâkası varsa, gider Eski Eserler Dairesi'ne ihbar eder…

Ediz Tunçel de öyle yapmış! Bizim dairemiz ne yapmış biliyor musunuz? Ekip gönderip tespit yapacağına, tutmuş hocayı polise şikâyet etmiş! "İzinsiz eski eser arıyor" diye!

Adam alıp eve gitse, satsa, yurt dışına kaçırsa, el koysa anlarım! Onları yapanlara zaten dokunamıyorsunuz, dünyaya rezil oluyoruz…

Ama dağda gezerken gördüğü bir şeyi gelip size ihbar eden, kazı mı yapmış ki şikâyet ediyorsunuz? "üstüne vazife mi? Niye rahatımızı bozuyorsun?" demenin, Türkçesi!

Polis onlardan daha izan sahibi olduğu için şikâyetlerinden bir sonuç çıkmamış ama ben Ediz'in yalancısıyım, o içinde balık fosilleri olan kaya şimdi kayıpmış! Keşke de duyurmasa, kendine saklasaydı, gördüğünü…

Bu nasıl iş be? Kimdir bu memleketin sahibi? Biri gelip, Kanakarya Kilisesi'nin çatı freskleri gibi Aletiri Tepesi'ni de mi Rum'a teslim etsin?

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.