Yanlış bilgilere dayalı yanlış politikalar 2

loading
7 Haziran, Pazar
£

8.57

7.64

$

6.77

KÖR GÖZE PARMAK

Doç. Dr. N. BERATLI
nazim.beratli@kibrispostasi.com
Doç. Dr. N. BERATLI
A- A A+

Yanlış bilgilere dayalı yanlış politikalar 2

Malinowski, kültürü anlatırken, “Her kültürde bireyin ve türün organik ya da temel ihtiyaçlarının karşılanması asgari bir koşullar cümlesini (bütününü) dayatır” diyerek, her topluma göre bunun kendi özgünlüğü olmasının ötesinde, her şeyden önce bir “maddi pratik” olduğunu ileri sürer. “Düzeyi, o topluluğun (geçmişten hale getirdiği NB) kültür düzeyine, çevresine (maddi ihtiyaçlarına NB) ve grubun yeteneğine bağlı bir şeydir.” (Bilimsel Bir Kültür Teorisi s.66-67) Yani kültür en sonunda toplumsal ihtiyaçlara cevap veren maddi bir şeydir ve her kuşak, kendi kültürünü, kendinden öncekinin üstüne bina etmektedir. Hiçbir kültür, deyim yerinde ise “sıfır noktasından” ele alınıp da yeniden üretilmemiştir. Her kültür, geçmişten gelen kültürün düzeyine, çevreye ve topluluğun “yeteneğine” göre, yeniden üretilir. Bunun spontane bir süreç olduğu, kendiliğinden geliştiği düşünülmektedir.

Nitekim Gökalp, kültür ve uygarlığı birbirinden ayırıyor. Ona göre uygarlık, “Yöntemle yapılan, esinlenme yoluyla bir ulustan ötekine geçebilen kavram ve uygulayımların bütünüdür.” Kültür ise “esin yoluyla” (kendiliğinden) ortaya çıkan, bir yönteme ve bilinçli bir çabaya bağlı olmayan, “Öykünme yoluyla bir ulustan ötekine geçmeyen kavram ve uygulayımları” ifade eder. (Gökalp. Türkçülüğün Esasları. S. 63)

“Kültür ve giderek kimlik, ortak toplumsal hafızadır”.

Son yıllarda çok moda olan İngilizce “Memme” kavramını da bu çerçevede ele almak gerekiyor.  İddiaya göre, insanların genotipik karakterlerini kuşaktan kuşağa aktarmalarını sağlayan doğrudan DNA zincirinden kaynak bulan “gen”ler gibi, zihinsel faaliyetlerini nesilden nesile aktaran da “Memme” ( Mem diye okunur) denilen ve henüz açıklanabilmiş olmamakla birlikte maddi olabilecek bir faktör bulunması, olasılığı vardır. Memetik denilen bu disiplin, fiziksel karakterler gibi düşünsel yapının da önceki kuşaklardan, maddi olarak devralındığını ileri sürmektedir. (Aunger, 2011)

İddia henüz maddi anlamda kanıtlanamasa bile böyle bir düşüncenin yer etmiş bulunması, her bir toplumun kültürünün özgün ve sürekli bir maddi varlık olduğunun zımnen kabulüdür.

O zaman da “kültürlerin kökeni” meselesi gündeme geliyor.

Globalci liberal söylemlerin dünyayı sardığı günümüzde, yerel, ulusal kültürlerin önemsizleştirilmeye çalışıldığı bu çağda, “kültürel köken” kavramı üzerinde kafa yormak, özellikle anlamlıdır ama dikkatle de anlamsızlaştırılmaya çalışılmaktadır. Bu bakımdan “kültürlerin kökenlerinin önemi” konusunda, geneBronislavMalinowski’ye baş vuracağız:

“Hem de bu yüzden aşama, gelişme, köken gibi kavramları ve gelişme ilkesini reddetmek zorunda kalmadan. Böyle kavramların nasıl tanımlanabileceğini kavramaya başlıyoruz…

Köken deyince, kültürce güvenceye alınmış tepkilerin ortaya çıkmasını gerektiren çok eski, çok ezeli koşulları anlıyoruz. Tam bilimsel, nedensel bir sınır çizerek bir edimin, bir buluşun, bir töre veya kurumun özünü belirleyen kurumları, yâni… Giderek, kültürün eğitim, ekonomi, yasa ve yönetim gibi yanlarına girdiğimizde de ortak iş yapmak için vaz geçilmez olmaları nedeniyle (önem kazanıyorlar NB).

Böylece kökenlerin aranması aslında kültür fenomeninin, bir yandan insanın biyolojik gerçeklikleriyle ilişkisi, diğer yanda da çevreyle bağlantısı içinde yapılan bir analiz haline gelecektir.” (Bilimsel Bir Kültür Teorisi. S. 164)

Yazara göre “kültürel köken”, insanın hem bir hayvan türü olarak, hem de uygarlık sahibi bir varlık olarak, çevreyle de ilişkisini “belirlediğinden” dolayı, hayatiyetini devam ettirebilme veya ettirememe sorunsalına cevaptır. Kökeninden kopmuş kültür, hem maddi ve hem de manevi anlamda, yaşayamaz.

Demek ki neymiş?

  1. Herkesin kültürü kendine göreymiş, yaşanan tarihten kaynaklanırmış, maddi bir pratikmiş ve kökeni yaşamsalmış! Hayvan olarak da medeni insan olarak da kendi kökeninden kopan kültür, hayatiyetini sürdüremezmiş!
  2. Medeniyetin beşiğinin Avrupa Medeniyeti olduğuna dair yanılgı, yüz elli yıl önce ortaya atılıp; yetmiş yıldan beri de yanlışlığı kanıtlanmış bir saplantı imiş!
  3. Her konuda bir paragraf konuşup, hiçbir konuda ikinci paragrafı söyleyecek birikimi ve düşüncesi olmayan lâfazanlarla yürünecek bir yol, olmaması gerekirmiş.

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.