Bir dosta açık mektup

loading
5 Haziran, Cuma
£

8.58

7.65

$

6.77

KÖR GÖZE PARMAK

Doç. Dr. N. BERATLI
nazim.beratli@kibrispostasi.com
Doç. Dr. N. BERATLI
A- A A+

Bir dosta açık mektup

Sevgili Serdar,

Dün akşam Doğan Harman'ın Konuşma Zamanı'nda, Ali Erel ve Doğan'la yaptığın tartışmayı büyük bir dikkatle izledim. Zira senin de bildiğin gibi, baban seni siyaset sahnemizden silene kadar, "bu memleketin senin tarzında bir politikacıya ihtiyacı var" diye bas bas bağırmaktaydım ve son günlerde ciddi olarak baraja takılacağın belli olduktan sonra, yapmaya çalıştığın manevranın ne olduğunu anlamaya çalışıyordum. Heyhat! İyice çarşafa dolandığını gördüm! Yazık...

Sevgili dostum,

Doğan'a avazının çıktığı kadar "Uluslararası hukukun içindeyiz" diye bağırmakla o hukukun içine giremezsin. Özellikle mülkiyet konusunda azıp kudurmanın bir anlamı yok! Hiçbir demagoji, bu gerçeği ortadan kaldıramaz. Hukuk bir kurallar bütünüdür ve uluslararası camia, tarihin bütün birikimlerinin üstüne bina edilen bir sistem oluşturmuştur. Mesele bunun adil olup olmadığı değil, ne olduğudur. Sana göre bir kısmı adil olmayabilir ama buna ya uyar veya uymazsın. Uymasan da kendince hakkaniyet iddiaları ileri sürebilirsin ama onun içinde değil, dışında olursun.

Mülkiyet konusunda neden uluslararası hukukun dışındasın, bak anlatayım:

1. Cengiz Han'dan beri, savaş kazananın, kaybedenin malı, mülküne el koymaya kalktığı ababndan başka bir örneği, dünya tarihi görmemiştir sevgili kardeşim. Bu iddia, "savaşı kazandım, malı mülkü benimdir" iddiası; dünya tarihinin Barbarlık Çağı'ndan beri unuttuğu bir iddiadır ve taa kökünde ırzı namusu da benimdir iddiasını barındırır. Yani tarihte bu iddiayı ileri süren barbar kabileler, "karısı kızı da benimdir" iddiası ile birlikte ileri sürerlerdi. Ve onu da zaferin verdiği doğal haklardan biri olarak görürlerdi. Avrupalılar bu iddiayı en son, Roma İmparatorluğu'nun yıkıldığı kavimler göçü esnasında, uygarlığa saldıran barbar kabilelerden işittiklerini anımsarlar toplumsal hafızalarında! Ne Attila, ne Cengiz Han, ne Osmanlı... Vizigotlar'dan sonra, dünya tarihinde böyle bir düşünce ileri süren ilk insan ne yazık ki Rauf Denktaş'tır! Ve adamların tüylerinin diken diken olmasına neden oluyor bu Hammurabi'den eski hukuk anlayışı! Uluslararası hukukla bunun neresi bağdaşır?

2. Tartışma esnasında bağıra çağıra dedin ki: "Bu bizim 1963 ile 1974 arasında gaspedilen haklarımızın karşılığıdır"! Sevgili Serdar, senin gibi uygar bir insan, böyle bir lafı nasıl söyler? 1963 ile 1974 arasında, o zamanki Rum Yönetiminin Kıbrıslı Türkler'in haklarını gaspettiği, köylerini yakıp yıktığı, bir kısmının katledilmesine çanak tutup yardım ettiği doğru! Doğru ama, uluslararası hukuka göre, daha doğrusu hukukun temel kurallarına göre, a) Cezayı politikacılar akıllarına estikleri gibi veremezler. Bu iş mahkemelerin görevi değil midir? b) Suç ve ceza kişiseldir sevgili dostum. Öyle bir eylem varsaydı (ki vardı) o suçu işleyenlerden başka hiç kimse o suçu işlemekle itham edilip, hükmi karakuşi bir biçimde cezalandırılamaz! Yani, Yanni Türklere saldırdı diye, Sotiri de cezalandırılmaya kalkılırsa, bunun adı Irkçılık'tır sevgili dostum. Öte yandan, bir topluluğun bir veya bir grup üyesinin işlediği suçun cezasının, o topluluğun tümüne ödettirilmesi mantığı da hukuk tarihinde Hammurabi'den beri görülmeyen bir davranış biçimidir, sevgili kardeşim. Roma Hukuku'na bile sığmaz, hangi uluslararası hukuk? Bu anlayış ilkel hukukta bile hukuk dışıdır.

3. Bu sürecin önemli bir kısmında çok yakınında olduğum için, bildiğim pekçok şeyi etik olmadığı için kullanmayı hiç düşünmedim. Ama izninle, kapıları açtıktan sonra, Çiçekli Ev'de Rum komşularımızı da davet ederek yaptığımız toplantıda, Uluslararası Hukuk Uzmanı olduğunu söyleyen o Rum avukatın bu konuda sorduğu soruya, dün akşam Doğan'a verdiğinden farklı bir yanıt verdiğini anımsatmak isterim! Michael Mihailis'e "Evet, uluslararsı hukukun içindeyiz!" diyememiştin. Zira, olmadığımızı sen de biliyorsun! Annan Planı'nın farklı yorumlanması konusunda, Ledra Palas'taki liderler toplantısında, "yazanları çağıralım, bize izah etsinler" dediğin doğru ama "hade çağıralım" önerisine de "vaktim yok" diyerek, Hristofyas'la birlikte ipe un serdiğini, hiç kimse bilmiyorsa, seninle ben biliyoruz, zira yanında danışmanın olarak götürdüğün kişi, bendim!


4. "Bu devletin verdiği tapuları tanımıyor musunuz?" diye demagoji yapmanın da bir yararı yok sevgili dostum! Ben tanıyorum ama dünya tanımıyor! "Ben de dünyayı tanımam" diyebilirsin, ki baban da böyle diyor! Ama dünyayı tanımamak için, dünyadan güçlü olman gerekir. Çok iyi bildiğin gibi, siyaset bir güç kullanma sanatıdır ve bizde de dünyaya kafa tutacak bir güç yok! Bunu deneyen en güçlü lider Hitler'di, dersini aldı!


5. Uluslararası Hukuk'un içine girebilmemiz için, argümanlarımızın uluslararası camianın ortak değerlerine dayandırılması gerekir. Bu gibi İlk Çağdan kalma iddialarla kimseyi ve özellikle kendi halkımızı da kandıramayız. Bu bakımdan demagoji değil, gerçekler üzerine bir politika bina etmemizin, zamanıdır. Senin gibi uygar bir adamın, zorlana zorlana ve bağırmaya ihtiyaç duyarak, inanmadığı şeyler söylemesinin, kendine de faydası olmadığını 14 Aralık gecesi göreceksin! Ve o gece ben de senin adına üzüleceğim...


6. Herşeyi söyle ama bu "uluslararası hukukun içindeyiz" iddiasını, ilk çağ hukukundan argümanlara dayanarak, sakın bir daha ileri sürme !

Sevgiyle kal...Sana başarı dileyemeyeceğim için de kusuruma bakma!

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.