Kuyruğundan tutmak

loading
6 Haziran, Cumartesi
£

8.57

7.64

$

6.77

KÖR GÖZE PARMAK

Doç. Dr. N. BERATLI
nazim.beratli@kibrispostasi.com
Doç. Dr. N. BERATLI
A- A A+

Kuyruğundan tutmak

Bu, Rum kelimesini “cehennem zebanisi” anlamı ile kullanmaya karşı en akıllı uslu yanıtı, Rauf Denktaş’tan duymuştum:

“Olur mu?” demişti rahmetli, “ bütün bir milleti akıldan ve insaftan yoksun, kötü insanlardan oluşmuş bir topluluk sanmak, akla izana sığar mı? Yalnız şuna dikkat et: Bunlar yapıları gereği ilk patırtı çıkarkenden korkup, en fanatiklerine biat ediyorlar. Onun için hesabını yaparken kriterin en fanatiği olsun çünkü sonunda hepsi ona katılacaktır! Bu yapıya dikkat et…”

“Yapıya” dikkat…

Bizim ilk gençlik yıllarımız, herhalde yıllarca süren askeri eğitimden dolayıdır, deyim yerinde ise “vulger” bir milliyetçilik propagandası ve Rum düşmanlığı söylemi içinde geçmiştir. Eğitim sahasında elinde tüfekle duran delikanlıya, içinde bulunduğu çatışmanın sosyolojik ve felsefi kökenini anlatmakla uğraşılamazdı, haliyle… Önce canını kurtar, halkını koru!

Bunun sonucu olarak biz çıkıp da üniversiteye gidince, biraz da geç kalmış bir ergen hırsıyla, o güne kadar bize ne öğretildiyse, Kıbrıs Sorunu da dahil; hepsini bir daha gözden geçirmek durumunda kalmıştık. Serde Marxist’lik hevesi de var ya? Biraz da onun esini ile bize öğretilmeye çalışılan her şeyin yanlış olduğu zehabına kapıldık. Tam tersi doğruydu…

Birileri, “Bu Rumlar cehennem zebanisinden beterdirler” mi demekte? Tam karşıtı ne? “Ne münasebet, melek melaikedirler”!

Lenin’in kullandığı anlamda “Çocukluk hastalıkları” da üstüne binince, bizim “solda” Rum bahsi açıldığında, herkesin tanıdığı bir “iyi” Rum ile geçen bir macerasını anlatması, nerede ise “barışseverlik” diye anlaşılmaya başlandı! Gelenek oldu… Herkes ötekine Rum dostlarının, komşularının, sevgililerinin, “iyiliklerini” anlatır oldu.

Oysa kendimden örnek, buyurun: EOKA’nın ünlü kahramanı Markos Dragos’u hatırlamam ama babası Kiriyagos Dragos’u çok iyi hatırlarım… Çok iyi adamdı! İngiliz’den idam yemiş EOKACI Nikos İoannou da komşumuzdu, evlerinde çok yemek yedim! Kardeşleri ile halâ zaman zaman görüştüğüm olur… İyi insanlardır…  Annesi nefis kuru fasulya plâkisi pişirirdi. Kendisi de Akritas Planı’nda Lefkoşa bölge komutanı; Yorgacis’in sağ kolu imiş, şimdi öğreniyoruz… Büyük ağabeyi Friksos Ioannou, İngiliz bütün erkeklerini toplama kampına sokup da kadınlarını aç ve açıkta bıraktığında, rahmetli babam ve amcamın ücret almadan fırınlarını çalıştırıp, kadınlarının sefalete düşmelerini engellediklerini anlattı bana… Ama adam kamptan çıktı, gitti Akritas örgütünde bölge komutanı oldu? Çok iyi adam! Evde bizimle fasulyaya kaşık sallar, sonra Yorgacis ile gider Yunanistan’dan tüfek bulur getirir! Bin tane… Kimi vuracak? Babamı? Yoksa beni? Niko kötüydü de Friksos iyi mi diyelim? Mesele bitsin! Değil mi ya?

“So what?” der İngilizler… Ne değişir? Bazılarının beni sevmesi ya da benim bazılarını sevmem neyi belirliyor?

Meraklısına klibini atayım, Niyazi Kızılyürek “Kıbrıs Sorunu bir nefret sorunu değildir” der… Siz bakmayın karakolda doğru söyleyip mahkemede şaştığına! Politikada şaşırdı ama sosyoloji profesörüdür ve o konuda haklı… Farklı kimlik sorunudur! “Nefret” veya “sempati” ile açıklanamaz.

“Düğünlerine giderdik”… Ben gene de gidiyorum! Ama sofrada, “farklı” olduğun bin defa kafana dank ediyor… Kendileri uyarıyor seni: “Bundan tatma” diye… Neden?

Bir başka sosyoloji profesörü Prof. Baykan Sezer de “ Kıbrıslı Rumlar ve Türkler, yıllardır karşıt taraftan ayni sorunla uğraştıkları için, karşılıklı olarak bir birlerine çok benzediler. Biri kendi varlığının denenmesini, ötekinin varlığında aramaktadır. Biri olmasa ötekinin kimliğini de özgünlüğü kalmaz! Birbirlerine karşı şekillenmişlerdir ama benzerlikleri, karşıtlıklarından kaynaklanmaktadır çünkü ayni sorun tarafından biçimlendiriliyorlar” der…

Yani?

Benzerliklerimizin de altında, bir zamanlar kucak kucağa yaşadığımız zehabı değil, karşılıklı olarak birer ucundan tuttuğumuz bu çatışma yatıyor! Ve bu çatışmadır, onları da bizi de oluşturan, var eden. O olmasaydı, ne onların ne de bizim hiçbir özgünlüğümüz olmazdı! Hrhangi bir Rum, ya da Türk topluluğu olurduk, her yerdeki gibi…

Kıbrıs Sorunu “nefret”ten doğmamıştır! “Empati”, “sempati”, “karşılıklı aşk ve de meşk”, ile de çözülemeyecektir! Çünkü kişisel değil, toplumsaldır…

Onun için, “bizim köyde bir iyi Urum komşumuz vardı ki sormayın gitsin” edebiyatı, bu meselenin ne özünü etkiler ne de çözümüne bir katkı sağlar… Bu sade suya tirit söylem, kendi kendine sol diyen bir çevre için, hayatının en önemli sorununda hiçbir tahlil yapamayıp, boş bir söyle teslim olmayı tarif ettiğinden, kendine yakışmaz! Sol söylemi “Rumseverlik” derkesine indirip, iğdiş etmekdir. Sola hizmet etmiyor o ayrı ama barışa da hiçbir katkısı olmuyor… Ve hatta ona da zarar veriyor… Canınızı yemeyin!

Mesele farklı “yapılar”dır…

Elli yılda anlayamayıp bir hayle de ayvaz yetiştirdiyseniz, dünyadan, memleketinden ve de kendinden habersiz; çekin kuyruğunu gitsin…

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.