Lüzinyan ile Dubara

loading
30 Ekim, Cuma
£

10.87

9.80

$

8.38

KÖR GÖZE PARMAK

Doç. Dr. N. BERATLI
nazim.beratli@kibrispostasi.com
Doç. Dr. N. BERATLI
A- A A+

Lüzinyan ile Dubara

Delileri, severiz… Bunun da “hoşgörü”, tolerans olduğunu sanırız… Oysa o da Göktengri ile görüşmek üzere trans haline geçen şaman babadan beri Türk kültürünün en temel özelliklerinden biridir. Kafası “kırık” insanın, tanrı ile temasa geçebilmek gibi bir özelliği olduğunu sanmış olmanın yüzyılları aşan bir “sanrı” olduğunu düşünmek hoşumuza gitmez… Bizde deli kutsaldır, oysa… Şimdi “akıl hastası” “Bipolar Kişilik Bozukluğu” “Şizofren” “Psikoz Manyak Depressif”, “ Obsessif Depresyon” desem, lâkırdının kudsiyeti  gider… Kupkuru lâflar…  Sevgilinize hiç “ Aşkından Depressif Manyak oldum” dediniz mi? Ya da çok sinirlendiğiniz birine “ Ulan sen adamı Obsessif Depresyona sokarsın” dediğiniz? Deli edersin, dersiniz… Neyse…

Son zamanlarda iki eski “deli” her gün aklımda…

Birincisi, Şevki Lüzinyan…

Allah rahmet eylesin… Hazret önüne gelene anlatırdı ki aslında Kıbrıs, kendisine babasından miras kalmış, kendi öz malıdır! Bizi acıyıp, kendi mülkünde yaşamamıza izin veriyor ama o kadar da uzun boylu, değil! Herkes, haddini bilmeli… Koynundan ceylan derisi olduğunu söylediği bir kayıt üstüne yazılmış bir şey çıkarır, dedesi Gui de Lusignan’ın Kıbrıs adasını kendine bıraktığını kanıtlardı! 12.yy’da Gui 800 sene sonra doğacak Şevki’yi bilmiş ve Latince bir ferman yazıp bırakmış! “ Kıbrıs Adasını, bizim Şevki’ye bırakıyorum, kimse ellemesin!” Dediğine göre Krallık üniforması da dedesinden kalmış, evde saklıyormuş! Nedense hiç giyip kuşanmadı! O esvabı gören yok! Kılıcı mılıcı kuşanıp da meydana bir çıksaydı, görenler de elbette “aferin” derdi ama hiç yapmadı… Yazık!

Lüzinyan soyunun ilk kralı Gui’den çok bahsetmesine karşılık son kral Piç James’ten de hiç söz etmedi rahmetli! Bilmem ne evlâdı bir dedeyi, asaletine yakıştıramamış olmasındandır zahir…

Nedense, bin bir entrika ile Lusignan soyunu kurutan Venedikliler’den bir şikâyeti yoktu! Osmanlı hakkında kötü bir şey söylediği de benim kulağıma gelenler arasında değil… Ve fakat İngilizleri hiç sevmezdi… Sebebi? "Mülkümü geri verin, sittir olun gidin” diye, İngiliz mahkemesine dava açmaya gitmiş, İngilizler kendisine pek gülmüşler; deli muamelesi yapmışlar! Fenasına gittiydi rahmetlinin… Geçen gün bir kitapta eski Halkın Sesi koleksiyonundan bir haber gördüm. Şimdi ara ara bulanıyorum. Dr. Küçük buna pek bir kızmış! Aleyhine iki tane makale yazmış! Sebep? İngiliz hükümeti bunu ciddiye alıp, mülkünü iade etmeyince, hazret celallenmiş, “ Adayı Yunanistan’a verdim gitti… Helali hoş olsun” diye açıklama yapmışmış… Türkiye’ye kızgın tabii… Malına o da el koymuş zamanında! Rahmetli doktor da buna verip veriştiriyor: “Baf kasabasında bir açıklama yaparak şunu bunu diyen zat, bizden değildir!” İlahi doktor adam zaten “sizdenim” mi diyor? Koynunda fermanı ile geziyor! Kim dedi ki “sendendir”?

Ömrünün son vaktinde, Girne’de yaşardı… Ama neden son hastalığında gelip bizim Cengiz Topel Hastanesi’nde yattı? Bilmem… Erkek koğuşuna girince, sağda kalan tek odada yatıyordu… Bir nöbetimde gittim, hem “geçmiş olsun” dedim, hem de yanında biraz oturdum. Atlet fanilası ile yatıyordu, bana ferman falan göstermedi! Ne yalan söyleyeyim? Yıl 1980 olmalı… Hoplayıp tahta oturacağına neden gidip tıp fakültelerinde süründü? Onu da bilmem, soramadım! Hastaydı adam…

Kendisi tıp doktoru idi… Yaaa… Yukarıda tıp fakültesi, dedik de… Bazı şeyler para ile değil, sıra ile geliyor Allah’tan… 1976 seçimlerinde cumhurbaşkanı adayı da oldu… Madem malını mülkünü vermezsiniz, o da hiç değilse yarısının başına, halkoyu ile gelir oturur! El mi yaman, bey mi? Siz de görürsünüz… Dört yüz de oy aldı! Böylece kafa kırgınlığının bulaşkan bir hastalık olduğunu da kanıtladı ki siyasete hiçbir katkısı olmadıysa, kendi mesleğine en azından bu katkısı vardır… Koskoca kralın torununa dört yüz oy veren bu bizim ahali, Aybifan köylüsü Şeherli Mehmet’in torunu Rauf Denktaş’a kırk dört bin oy verdi o seçim… Ta o zamandan kadir kıymet bilen bir halk olmadığımızı anlamıştım…

Ve fakat Lusignan ailesinin Fransa’daki malları ile ilgili hiçbir girişimini duymadım! Dedesinin mülkü olan Kudüs şehri ile ilgili de herhangi bir talebini işiten olmamıştır. Herhalde krallığını ele geçirmeyi öne almıştı! Meselâ Selahattin-i Eyyubi’yi de hiç dava etmedi… “ Attı bizi malımızdan” deyip, tazminat talep etmedi… Dedesinin mensubu bulunmasına bakarsak kendisinin de kaçınılmaz olarak üyesi bulunması lâzım gelen Tapınak Şövalyeleri’ni kırıp, servetlerine el koyan Fransa Kralı Güzel Philip ile Papa hakkında da hiçbir şikâyeti duyulmamıştır. Şövalyeliği’nden de yaşamı boyunca hiç söz etmedi! Öyle “Gui’nin torunuyum “ demek yetiyor mu? N’olacak dedenin mirası? Maddi, manevi… Yoksa gündüz Müslüman, gece Katolik miydi? O da bilinmez… Kıbrıs Kralı idi… O kadar… “Gahbe” İngilizler adama sadece gülmüşler, mahkemeye gidince… “ Hasstir ulan” bile dememişler… O kadar aşağılama yani! Can mı dayanır?

Şimdi Allah rahmet eylesin mi desem? Toprağı bol olsun mu? Bilemiyorum… Koskoca Fransız Kral, Müslüman da değildi herhalde… Herhalde Katolik mezarlığında yatıyordur… Rest in peace, deyip; yürüyeyim…

İkincisi de Ahmet Mehmet Dubara… Tellaldı rahmetli… Birkaç kişiyi bir arada görünce hevesi depreşir, hemen bir Bel Kola kasası çekip üstüne çıkar, nutkunu irad eylerdi… En sonunda da avucu ile kafasının yan tarafına vurarak, “Nasıl kafa? Atatürk kafası…” der, giderdi. “ Bu da benim fikrim” lâfını ben ilk defa ondan duydum… Deli, zoli! Fikri var! Kişisel özlük hakları çerçevesinde, saygı duy! 1964 baharında bir gün Rum tarafına gitti, gelmeyiverdi… Rumlar böyle hoşlukları sevmezdi demek ki…

Son günlerde bir yana bakıyorum Lüzinyan, o tarafa bakıyorum Dubara...

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.