Mr. Anastasiadis, simply doesn't want

loading
27 Kasım, Cuma
£

10.42

9.33

$

7.82

KÖR GÖZE PARMAK

Doç. Dr. N. BERATLI
nazim.beratli@kibrispostasi.com
Doç. Dr. N. BERATLI
A- A A+

Mr. Anastasiadis, simply doesn't want

Bu yazı, 11.07.2017 tarihinde bu sütunda yayınlanmıştır. Hatırlatırım…

Aysu Basri Akter'in, yazdıklarını okudunuz mu? Batılı bir diplomatın ağzından Crans Montana görüşmelerinin neden çöktüğünü, böyle anlatıyor.

Dün bizim gazetede yayınlanan Niyazi Kızılyürek'in söylediklerine de bir göz atın! Diyor ki " Başkanlık seçiminde Anastasiadis'in işi çok zor! Çünkü karşıtları, Rum halkının %70'inin karşı olduğu Dönüşümlü Başkanlık konusunu, masada konuşturduğu için, onun tozunu atacaklar"! Konuştuğu değil, zaten konuşmadı… Telâffuzuna izin verdiği için…

1975 Viyana Görüşmeleri'nden beri, Kıbrıs Sorunu'nun çözümünün Federal bir sistemle olacağı karar altındadır. Federasyonların, eşit taraflar arasında kurulduğunu da Mısır'daki sağır sultan bile bilir. Milyonlarca kez yazılmıştır, kaynak falan göstermek, gerekmiyor! Kırk iki yıl sonra, Kıbrıslı Rumlar halâ bunu içlerine sindirememişler ve görüşme diye "mış gibi" yapıyorlarsa, çözüm istemeyen taraf olarak tanımlanmayı da göze almalıydılar. Dördüncü defadır ki BM kriterleri ile düğümler tarağa gelmişken, reddediyorlar. Bahanenin hiçbir anlamı yok!

Gene Niyazi Kızılyürek'in eski ve doğru bir tespitidir ki Kıbrıs Sorunu, "iki yarışmacı, egemen milliyetçiliğin" bu adadaki sürtüşmesidir.

Sorunu başlatan taraf olarak Kıbrıs Helen milliyetçiliği, öncelikle adanın bütününün Yunanistan'a bağlanması için silaha sarılmış, 1968'de Makarios'un "istiyoruz ama mümkün değil" açıklamasının ardından da yavaş yavaş, Kıbrıs'ın ikinci bir Helen devleti olmasına yönelmiştir.

Kıbrıs Türk milliyetçiliği de adanın Türkiye'ye ilhak olamayacağını çok erken fark ettiğinden, önce hiç değilse yarısının ilhak edilmesini özlemiş ve sonra, o da olmazsa, adanın kuzeyinde bir Türk devletinin kurulması yoluna gitmiştir.

Taktik aşamalarda öne sürdükleri taktik hedeflerin oyunun kurallarına uymaya çalışmanın ötesinde bir anlamı, yok! Temeli bu…

Toplumsal kategorizasyonları ulus değil de sınıf bazından ele alan sol ise hep söyleyegelmiştir ki buradaki iki halk, milliyetçilikten çok çekiyor; buna gerek yok, ortak bir federasyon kurarak, bu sorun aşılabilir. Bu bakımdan 1975'ten beri her iki milliyetçiliğin temsilcilerinin de ehven-i şer diye kabul ettiklerini söyledikleri federasyon, (Sol bir tez gibi ortada durmaktadır. Ki, değildir…) örtüştü.

Herkes federasyon diye bir lâf söylüyor ama dönüp derine baktığınızda, içinin boş olduğunu ve her iki tarafın da asıl fikrinin kendi milliyetçi hedefine yaklaşmak olduğunu da bilmeyen yok! Kıbrıs Türk milliyetçiliği, kuzeyde kendi egemenliğinde bir devleti, gün gele belki Türkiye'ye bağlanırım ümidi ile gevşek bir federasyona taraf yapmaya ve tanıttırmaya; Kıbrıs Helen milliyetçiliği de "şimdilik hepsini yutayım da gün ola harman ola" diye federasyon "konuşuyormuş gibi yapmaya" devam ediyorlar. Bildiğiniz gibi…

Gelelim Kıbrıs Solu demek durumunda olduğumuz çevreye! Kıbrıs Rum Solu hiç demeyelim, çünkü milliyetçilikte kendi sağının önündedir. Onlar için ayrı bir paragraf açmaya gerek yok!

Kıbrıs Türk Solu da eğer milliyetçi yarışma ile bu adada acının bitmeyeceği tespitini yapmış ve ideolojik olarak milliyetçiliği de aşmış ise savunması gereken adını anmaktan başka hakkında hiçbir ciddi tez ve politika üretmediği federasyon tezine sarılmalıydı. Ki varlığının bir anlamı olsun… Ama bu sarılış, kavramsal düzeyde de tam bir federasyonu tarif etmelidir.

Yukarıda da yazdık: Federasyonlar, eşitler arasında kuruluyor. Zaten Lenin'in ulusal sorun çözümü reçetesi de tam da budur: "Eşitlik ve karşılıklı saygıya dayanan, karşılıklı bir irade beyanı…" Ulusal bir kavga vermekte olan iki taraftan büyük olanı, küçük olanın eşitliğini kabul etmezse, ne sorun çözülür, (çünkü sorunun sebebi budur) ne de federasyon kurulur. Zira üniter bir ulus devlet içinde, nüfusça az olanın, nüfusça fazla olanın "azınlığı" olmayı kabullendiği yerlerde, böyle bir sorun; zaten yoktur. Sorun, o kabul edilmedi ve kabul da ettirilemedi diye vardır.

"Çözüm olsun" için, karşı tarafın her istediğini kabul edeyim, tarihi unutayım, soyumu sopumu inkâr edeyim, sorunun ne olduğunu da konuşturmayayım tavrı, sol değil; karşı taraf milliyetçiliğidir. Onun en eski, en derindeki duygularına hak verirsen; senin taraftakinin de en eski, en derindeki duygularının yüzeye çıkmasına hem sebep olursun ve hem de haklılık kazandırırsın.

Her şeyin vebalini Türkiye'ye yüklemeye kalkışmak, artık sıkıcı geliyor! Her Rum hatasını, gözlerden saklamaya çalışmanın adını da yukarıda yazdım… Ne soldur ne de barışa hizmet ediyor! Tam tersine, çözümsüzlüğe yarıyor…

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.