KÖR GÖZE PARMAK

Doç. Dr. N. BERATLI
nazim.beratli@kibrispostasi.com
Doç. Dr. N. BERATLI

New York Zirvesi ve hamster

Yayın Tarihi: 28/10/20 07:00
okuma süresi: 8 dak.
A- A A+

On yıl önce, 26.11.2010 günü, şu bitmez tükenmez zirvelerden birinden sonra, şunları yazmışım:

"Farkındasınızdır ki New York Zirvesi'nden hiç bahsetmedim.

Çünkü bütün bu süreçte öğrendiğim bir şey varsa, o da diplomaside, kimin neyi söylediğine değil, neyi söylemediğine dikkat etmek gerektiğidir.

O bakımdan New York, bence bir ara aşamadır…

1968'den beri yapılan sayısız görüşmeden biri idi... Çünkü geçmişte birkaç diplomatik misyonda bulunmuş birisi olarak, diplomasi denilen oyunun, hiç de öyle fikir açıklama ve fikrini savunma sanatı olmadığını, çoktan beridir biliyorum.

Bu, bir oyun!

Tarafların, birbirlerine katiyen söylemedikleri, gizli bir hedefleri var. Bütün konuşulanlar, o karşı tarafın asla anlamasını istemediğiniz gizli hedefe varmak için yararlı olduğu ölçüde doğru, olamadığı ölçüde de yanlıştır… Öyle bilgi sahibi olmakla, düşünmekle, yazıp çizmekle bir ilişkisi yok bunun. (Oyunu oynamayı bilip bilmemekle ilgisi var…)

Hristofyas'ın Yunanistan milletvekillerine, Özgürgün'ün de Trabzon "önde gelenleri"ne söylediklerine bakınca, mesajın hiç değilse algılandığını görüyoruz.

AB'nin limanlar konusunda Türkiye'ye yaptığı son öneriler de birilerinin ille de bir şeyler yapmak niyetinde olduklarını gösteriyor ki bu da önemli. Ama kim istiyor? Ne istiyor?

Sorunun aktörü olan tarafların istedikleri arasındaki denge nedir?

Sorularının yanıtlarını, ancak Ocak'ta Cenevre'de öğrenebileceğiz.

O güne kadar, söyleyeceklerimiz, tevatır'dan ibaret olacak.

Bundan yedi yıl sonra, bugünden de üç yıl önce; gene bu bitmeyen Cenevre görüşmelerinden birinden önce de bu sütunda, şöyle demişim! Tarih: 09.01. 2017.

CENEVRE'DE OLACAK BİR ŞEY YOKTUR...

Rahmetli Rauf Denktaş, ömrünün son demlerinde Hasan Erçakıca'ya verdiği bir demeçte, "Bundan sonra gelecek olan ilk öneri; Annan Planı'nı Rumların da evet diyebileceği bir şekilde, revize etmek olacaktır" demişti. "Tabii bu girişim, bizim tarafa orada verilen hakların kısıtlanmasını getirecektir. Buna dikkat edin!" Video görüntüleri, Hasan'da var.

İki gündür, toplumumuzun her kesimi, bir soruyla meşgul:

Cenevre'de ne olacak?

Hiç!

Hiçbir şey, olmayacak. Ne yazık ki!

Bir sorunu çözmek istiyorsanız, Cumhurbaşkanı Akıncı'nın geçen gün söylediği gibi karşı tarafa kabul edebileceği, makul ve mantıklı önerilerle gitmeniz gerekiyor... Anlaşma yapmak isteyen, karşı tarafın neyi kabul edebileceğini de hesaba katmalı!

Bizim taraf, bu tavrı gösteriyor mu? Evet.

Öte yandan, bugünün dünyasına ve Orta Doğusu'na bakın! Bir zamanlar BOP falan gibi "büyük komplo teorileri" konuşulur, Türkiye Cumhurbaşkanı'nın onun bir parçası olduğu anlatılırdı. Çok zaman geçmedi. Şimdiki Orta Doğu'ya baktığımızda, bir "master mind"ın, Sykes- Picot Anlaşması'nı revize etmeye uğraştığını görüyoruz! Orta Doğu'nun sınırlarını değiştirmek. Bu çerçevede, Musul'dan Lazkiye'ye (belki de İskenderun'a) kadar, gerekirse etnik temizliğe de başvurarak, Türkiye'nin güneyinde, denize varan bir Kürt koridoru oluşturmak, aslında "kuvveden fiile" geçti, 2016 yılı içerisinde. Bunun bir adım sonrası, Türkiye'nin güneydoğusu, Kuzey Irak ve Kuzey Suriye'de bir Kürt ulus devleti ilanına kadar, gider. Kürt sorununun tarihine ilgi duymuş olanlarımız biliyorlar ki böyle bir gelişme, yalnız Türkiye'yi değil; aynı zamanda İran ve Rusya'yı da ilgilendirir. Çünkü onların da Kürt azınlıkları var. Bölgedeki bir Kürt ulus devleti, onların sınırlarında da bazı düzenlemeleri gerektirecek!

Bölgede, bir yandan enerji ile ilgili önemli gelişmeler olurken, öte yandan da bu türden eylemlerin yer alması; örneğin ABD'nin ansızın petrol fiyatlarının düşmesini sağlayıp, Rusya'nın petrol gelirinin yüzde 45'ini engellemesi, elbette ki bunun bir çıkar kavgası olduğunu anlatıyor. Ama beri yandan, kendisi hiçbir enerji kaynağına sahip olmadığından, Orta Doğu olmazsa, neredeyse "canı çıkacak" olan, Batı Avrupa'nın; hadi keseden gidip adını analım, AB'nin bu bölge ile ilgili politikalarının "anahtar kelimesi" olduğunu da not edelim! Zaten hem ABD'nin "neo-liberal" Neo-John'larının hem de Avrupa'nın sadece adı "sosyal demokrat" olan çevrelerinin, kendi ülkelerinde karşıyken, Türkiye'de bir "azınlık milliyetçiliği"ni desteklemelerinin sebebi de bu. Komplo meraklıları, şimdi "Ya İsrail?" diyeceklerdir! Bana göre son tahlilde İsrail, taşerondur. Sadece ABD'nin değil. Unutulmaya ki Britanya Merkez Bankası da Rothschildlere aitti. Bölgede bir ikinci taşeron, ceplerini delmez ya?

Suriye'de olanları, bu gözle bir daha inceleyelim:

Türkiye, Rusya ve İran ansızın hidayete mi erdiler? Ortak çıkarları olmasa, ortak hareket edebilirler mi? Kuzey Suriye'deki Türk askeri varlığını, bu çerçevede ele alın! Söz konusu "koridor"un oluşabilmesi halinde, bir Kürt/Ermeni ekseni ile doğudan çevrilecek olan bir ülkenin, batısından Yunanistan, güneyinden de Kıbrıs Helenizmi tarafından çevrilmeye izin verebileceğini mi sanıyoruz?

Sadede geleyim: Bin yıllık Helen kompleksleri ile her konuştuğunuz lâfta, eğer bu kaygıyı haklı çıkarabilecek ifadeler bulunursa, Suriye'de kan dökmekte olan bir ordunun, sadece 100 km batıdaki Karpaz'ı boşaltıp çekileceğini sanmak, aptallıktan da ötedir.

Oysa, başka bir söylem ve başka niyetlerle, bu sorunu çözmek, mümkün! Var olan durum ne Kıbrıslılar ne bölge halkları ve ne de anavatanların çıkarına! Ama en sonunda, hangi dili konuştuğunuz değil, kimin adına konuştuğunuz önem kazanıyor herhalde.

Cenevre'de bir şey, olmayacak! "Süreç devam ediyor" denilip, üstünden ekşi de sıkılacak ama 2017 Mart, hade 2018 Şubat'a kadar mümkün değil, devam falan da edemez. Adam seçime girerken, "taviz verdi" mi dedirtecek?

Deyip, bitirmişim… Yarın da Mont Pelerin hakkında yazdıklarımı paylaşıp, bir soru soracağım…

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Diğer Doç. Dr. N. BERATLI yazıları