KÖR GÖZE PARMAK

Doç. Dr. N. BERATLI
nazim.beratli@kibrispostasi.com
Doç. Dr. N. BERATLI

Yanlış terminoloji 2b: İki Halk

Yayın Tarihi: 04/01/21 07:00
okuma süresi: 6 dak.
A- A A+

Dün anlattığımız hikâye ile beraber yaşadığı bir halkın olmaya da ayrılmaya kalkışır da kendinin ulusal ülküsüne zarar verir korkusu ile kendi kaderi hakkında söz söyleme yetisi olmadığını iddia etmek üzere halk bile olmadığını söylemek, ne türden bir politikadır? Madem ki ortada komünist partisi olmak iddiası var, Lenin’e başvuracağız, çaresiz! O diyor ki:

"Ezen bir ulusun üyesi, küçük ulusun ilgisinin kendi devletine, ya da komşu bir devlete veya kendine (yani bağımsız) dahil olup olmadığına, 'ilgisiz' olmalıdır. Böyle bir ilgisizlik olmadan, o bir sosyal demokrat değildir (X)" diyor. (116) Ezen ülkelerin işçilerinin enternasyonalist eğitimi, zorunlu olarak, her şeyden önce ezilen ülkelerin özgürlüğü ve ayrılması ilkesinin savunmasını içermelidir. Yoksa ortada enternasyonalizm diye bir şey kalmaz. Bu propagandayı yapmayan ezen bir ulusun sosyal demokratını, emperyalist ve alçak saymak, hakkımız ve görevimizdir...

... Bunun karşıtı olarak, küçük bir ulusun sosyal demokratı, ajitasyonunun ağırlık merkezini, bizim genel formülümüzün son sözcüğü üzerine getirmelidir: Ulusların “serbestçe kabullendiği birlik.” (2)

Neymiş? Ayrılma hakkı dahil, her halk kendi kaderini kendi belirlemeliymiş ama “büyük” halkınkiler, "küçük halkın” ayrılma da dahil her hakkı olduğunu kabullenmezlerse emperyalist ve alçak olarak kabul edilmeliymiş! “Küçük halkın” sosyal demokratları da "gönüllü birik”te kalmayı savunmalıymış!

Bizim “küçük”ler, bihakkın bu görevi yapıyorlar, amenna…

Peki? Karşı taraftaki “büyük” ne yapıyor?

İşin ustasına göre “emperyalist ve alçak”  bir politika izleyerek, “küçük halkın” kendi kaderi hakkında söz söyleme yetisi olmadığını ileri sürmek üzere, ona “halk” denilmesinin bile önüne geçmeye çalışıyor!

Buna rağmen, onunla iş birliğini savunan, “küçük halk”ın sosyal demokratı olabilir mi? Olur… Yalnız bizde değil, dünyada da olmuştur.

"Ezilen uluslar arasında, bağımsız parti olarak proletaryanın ayrı örgütlenmesi, bazen, yerel milli­yetçiliğe karşı öylesine keskin bir mücadeleye yol açar ki, bu perspektif çarpıtılmakta, ve ezen ulusun milliyetçiliği, unutulmaktadır." (12) diyor adam yüz yıl evvelden…

Neymiş? “Ezilen halk”ın küçükleri, gözlerini karartıp, ezen halkın milliyetçiliğini unuturmuşlar! Bre aman… Ve hiç üstlerine vazife olmamakla birlikte, kelleyi koltuğa alıp, bile bile ve o şartlarda bile; “birlik” derlermiş! “Kaderimizi ortaklaşa belirleyelim. Ayrıca egemenlik talebi, ülkeyi böler, gericiliktir!” zannederlermiş! Öyle mi? Buyurun:

“Polonyalı yoldaşlarımız, ulusların kendi kaderlerini tayin yerine ortaklaşa tayin iddiasını o kadar beğeniyorlar ki... Bütün gericiler ve burjuvalar, belirli bir devletin sınırları içinde zorla tuttukları uluslara, ortak bir parlamentoda, kaderlerini ‘ortaklaşa tayin etme’ hakkını tanırlar. Wilhelm II de Belçikalılara, Alman İmparatorluğu’nun kaderini, bir ortaklaşa Alman parlamentosunda ‘ortaklaşa tayin etme’ hakkını tanıyor... Eğer bu (tavır NB) bu kadar yürekler acısı olmasaydı, gülünç olabilirdi!” (1)

Peki? Ne yapalım? Bırakalım bölsünler?

"Demokrasilerde gericiliğin ağır basabileceği yolundaki itirazın" sorunun özünü perdelemeye yönelik, çocukça bir itiraz olduğunu dile getirip. "Tam tersine, böyle bir hakkın tanınması, uluslararası güven ve iş birliğini artıracağı için, devleti güçlendirir" de demiş mübarek adam yüz yıl önceden. Yukarıda da alıntısını verdik: Ne karar vereceğini halkın kendisi bilir, sizin herkese elbise biçme yetkiniz de yok, da diyor…

Bu, küçük halkın milliyetçiliğini desteklemek demek değil mi? Evet… Çünkü:

"Bize deniliyor ki, ayrılma hakkını destekleyerek, ezilen ulusların burjuva milliyetçiliğine destek olu­yorsunuz. Bizim cevabımız şöyle: Ezilen ulus burjuvazisi, ezen ulusa karşı mücade­le ettikçe, biz her zaman için, her durumda ve her­kesten daha azimle, onun taraftarıyız; çünkü biz, ezginin en ateşli ve en tutarlı düşmanlarıyız. Eğer ezilen ulusun burjuvazisi, kendi burjuva milliyetçili­ğinin çıkarları için savaşıyorsa, biz buna karşıyız. Ezen ulusun ayrıcalıklarına ve zorbalıklarına karşı savaşırız, ezilen ulusun kendisine ayrıcalıklar ara­masını da, asla hoş görmeyiz."

İmdiii…

Olmaya da kendi kaderini belirlemeye kalkıp, ENOSİS’e karşı çıkar da biz de onun yüzünden anavatanımızla birleşemeyiz, ön yargısı ile “böyle bir hakkı yoktur” demek üzere kılıf yaratmak maksadı ile dini, dili, tarihsel geçmişi, gelecekle ilgili tasavvuru ve kendi ayrı pazarı olmakla, ekonomisi farklı bir insan topuluğuna "halk değil, cemaat, toplum” diyeni, anlarım! Ama onun oyununa gelen yukarıdaki sıfatlardan hangisi ile tanımlanmalıdır?

Siz karar verin… Emperyalizm ajanı mı? Karşı taraf milliyetçiliğini göremeyecek kadar gözü körelmiş mi? Acınacak halde düşmüş zavallı mı? Alçak mı?

Hiçbiri de bana ait değil…

Bu adada bir tek halk ve iki cemaat yoktur! İki ayrı halk vardır. Bırakınız endek göndeği! Rum ağzı ile Türkçe konuşmayın… Bu bana ait işte…

Not: Alıntıların yanındaki numaralar, 1992'de yayınladığım Kıbrıs’ta Ulusal Sorun isimli kitabımdandır. Kaynakça bölümüne bakarak, orijinal kaynağı görebilirsiniz...

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Diğer Doç. Dr. N. BERATLI yazıları