KÖR GÖZE PARMAK

Doç. Dr. N. BERATLI
nazim.beratli@kibrispostasi.com
Doç. Dr. N. BERATLI

Demek çözüme bir adım var, federasyondan başka bir şeyi ağzımıza almayalım!

Yayın Tarihi: 16/03/21 07:00
okuma süresi: 5 dak.
A- A A+

Rum akademisyen Niyila Kamaneu’nun, PromItheas Araştırma Enstitüsü tarafından yayınlanan Kıbrıs’ta Nefret Söylemi diye bir raporu var. Son günlerde bir daha okuyordum ki hakkında bir yazı yazmaya karar verdim. Ne var ki ne yazıldığını paylaşmadan, cevap yazmanın anlamsızlığı karşısında, once yazılanları paylaşmak iktiza etti. Raporun 74. sayfasından itibaren “Niyila Hoca” diyor ki:

“Kıbrıslı Türkler, Kıbrıslı Rumların büyük bir bölümü tarafından istenmemektedir (Yildizian & Ehteshani, 2008). Müslümanlara karşı olan bu fobinin, 11 Eylül 2001 olaylarından sonrasında ortaya çıkan uluslararası (batılı) histerisi sonucu olarak son 15 yılda daha da kötüleştiği veya/ve belirleyici bir biçimde şekillendiği görünmektedir. Yani, İslamofobinin dıştan içe taşındığı görünmektedir. Buna hemen eş zamanlı olarak Adalet ve Kalkınma Partisi’nin Türkiye’nin siyasi sahnesine girmesi fobileri artırdı.

Kıbrıs Türk toplumu, sayısal olarak Kıbrıs Rum toplumuna göre dezavandajlıdır. Bu da sterotipler, önyargılar ve nefret davranışlarının ortaya çıkmasına ve muhafaza edilmesine katkıda bulunan bir başka faktördür. Sayısal ilişki, bağımsız Kıbrıs devleti içindeki yapılar ve iktidar ilişkileri ile ve bundan dolayı gelecekteki bir arada yaşama perspektifi ile sıkı sıkıya bağlantılıdır. 1974 yılı öncesinde zor bir arada yaşamanın tecrübesi ve aynı yılda yapılan istila, Kıbrıslı Rumlar arasında güvensizlik duyguları yaratmaktadır. Kıbrıs nüfusunun sayısal oluşumuyla ilgili bir gözlem de, Kıbrıslı Türklerin Kıbrıslı Rumlardan çok daha az olmalarına rağmen, nüfusun hak talep eden büyük bir bölümü oldukları olgusudur ve böylece iki toplum arasındaki çatışma da ortaya çıkmaktadır (Mavratsas, 2014). Kıbrıslı Rumlar, Kıbrıslı Türklerin taleplerinin sayılarına göre orantısız olduğuna inanmakta ve siyaseten eşit iki toplum değil, doğrudan bir çoğunluk-azınlık ilişkisi tescil etmeye çaba harcamaktadır...

Şu gözlem ilgi uyandırmaktadır: Avrupa Birliği düzeyinde nüfusun küçük bir oranını teşkil eden Kıbrıslı Rumların birçok önemli kararda önemli söz hakkı olduklarına rağmen, Kıbrıs’a gelince sayısal olarak dezavantajlı olan toplumun, yani Kıbrıs Türk toplumunun, federal bir ortaklık çerçevesinde ciddi söz hakkına sahip olabildiğini anlayamamaktadırlar.

Tam tersine, daha genel bir çerçevede, her şeyin çoğunluk meselesi olduğuna inanmaktadırlar (Papadakis, 2014).

Ayrıca, 1974 yılı sonrasında Kıbrıslı Rumlar gibi, Kıbrıslı Türkler de kendi başlarına idare ettikleri ayrı yönetim yapılarına “alıştıkları” da gözümüzden kaçmamalıdır.

Yeniden birleşme ve bir arada yaşama perspektifi, sadece duygusal korku yaklaşımlarına değil, mevcut ik-tidar yapılarının ve iktidarın yürütüldüğü tarzı ile ilgili pratik kuşku fobilerine de yol açmaktadır.

Ne var ki, Kıbrıslı Türklere karşı olan önyargılar, yalnız Kıbrıslı Türklere ve kökenine ilişkin etkenlerden kaynaklanmamaktadır. “Sterotip ve önyargıların yaratılmasında belirleyici rol oynayan etkenler arasında tarihin inşa edilmesi ve onyıllarca okullarda öğretildiği tarzı ve aynı zamanda toplum olarak böyle konulara değinmemizle ilgili tabular bulunmaktadır” (Papadakis, 2014).Papadakis’e göre, Kıbrıslı Rum toplumunda bu fenomenlerin yok olmasına yönelik siyasi irade görünmemektedir. Bir uzlaşma komisyonunun kurulması ve tarihin eleştirel değerlendirilmesi, bu yönde katkıda bulunabilen etkenler olurdu, ancak böyle bir çaba harcanmamaktadır (Papadakis, 2014).

Doğal ayrılık ve 2003 yılına kadar olan iletişim eksikliği, sorunu büyütmekteydi. Kıbrıslı Rum toplumunda Kıbrıslı Türklere karşı var olan sterotip ve önyargıların, bazı tutumlar ve inançlar yoluyla kasıtsız olarak ifade edildiği görünmektedir (Ma-vratsas, 2014).

Bu, kamuya yönelik söylemde kolay ifade edilmez, ancak kişilerin ve toplulukların yaklaşımları içinde mevcuttur.

Toplumumuzda bazı insanların dinleri ve kökenleri nedeniyle ast olan insan olarak değerlendirilmeleri son derece doğal ve kesin sayılmaktadır. Kıbrıslı Türkleri ast insan olarak gördüğümüz görüşü, tartışma konusu bile sayılmamaktadır. Bu, kamuya yönelik söylemde kolay ifade edilmez, ancak kişilerin ve toplulukların yaklaşımları içinde mevcuttur. “

Yorum yapayım mı? “Ast insanlara” sormalı… Bu anlatılan tavra karşı dik durmamak, her ne sebeple olursa olsun doğrudan ve sadece bir şeref sorunudur. Kelimenin sözlük anlamıyla…

Sanırım sadece paylaşmak yetti…

Yorumu siz yapın…

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Diğer Doç. Dr. N. BERATLI yazıları