KÖR GÖZE PARMAK

Doç. Dr. N. BERATLI
nazim.beratli@kibrispostasi.com
Doç. Dr. N. BERATLI

“Türkiye'ye ilhak olalım”

Yayın Tarihi: 31/03/21 07:00
okuma süresi: 5 dak.
A- A A+

Uzun yıllar önce, Türkiyeli üst düzey bir memurla konuşuyorduk. Bana dediydi ki: " Bizim bu Kıbrıs Meselesi'ne karışmamamız icap ederdi. Mantık onu emreder! Çünkü dış politika, bir çıkarlar meselesidir. Ve biz, güneyimizde sorun istemiyoruz.

İstemememiz icap ederdi! Ama bu meselede, duygular öne geçmiştir. Biz, insiyaki olarak buraya çıktık…" Bu dostum, sonradan milletvekili olup, TBMM'ye girdi. Partisini de söylersem, kim olduğu meydana çıkar! Ayıp olur… Ancak, kesilikle sol bir parti değil… Bu kadarını söyleyim... Zaten TBMM'de sol parti yok!
Bu yanıtı, benim: "Burayı ilhak etmek gibi bir niyetiniz var mı?" diye, sormam üzerine vermişti…

"Burayı ilhak edip de ne yapalım? Bizde olmayan yer altı kaynaklarınız mı var? Ekonomik potansiyeliniz, Türkiye'ye bir Türkiye daha mı katar? Stratejik öneminizi herkese karşı bir koz olarak kullanıyorsunuz ama bu önem sizle kaim değil! Ve ayrıca, Kıbrıs'ın stratejik önemi, Basra/Aden hattının ötesi ile ilgili biri için değerlidir! Hint Okyanusu ve Pasifik ile ilgili bir hesabımız da yok, gücümüz de……Örneğin Falkland Adaları da stratejik, Magellan Boğazı da… Ama bundan bize ne? Strateji, güçle doğru orantılıdır. Yarın belirsiz bir gelecekte, belki inşallah o güce erişirim diye strateji hesabı yapılmaz" demiş, ve sonra o yukarıdaki cümleleri söylemişti.
Sonradan, biz de milletvekili olduk. Konuyla doğrudan ilgili insanlarla da konuştuk! Bazan dost, bazen resmi görevli olarak…
Türkiye'nin böyle bir politikası yoktur! Birinci elden, on defa işittik… Ama güneyinde ve bu kadar yakınında, kendisine düşman bir gücün egemenliğine de izin veremez! Bu da bizimle "kaim" değil... Hititler'den beri böyledir…

Nitekim Anastasiadis’in danışmanı Polis Poliviu da yazdığı raporda, “ Türkiye’nin böyle bir niyeti olsa, şimdiye kadar on defa yapardı…” demiştir.

Anadolu'yu yöneten güç, buraya "bigâne" kalamaz. Ancak, onun için en iyisi, burada gürültüsüz, patırtısız, her ikide birde kendisi için sorun ve tehdit oluşturmayacak bir düzen ve yönetimin bulunmasıdır. "İnsiyaki" reaksiyonları, duygusal söylemler ve özlemleri bir yana bırakalım. O türden özlemleri olanlarımız, tabii ki vardır…

Her birimizin gönlünden neler geçiyor? Ancak, dış politikada uzun vadeli hesaplar mantıkla yapılıyor. Kendi imzası ile kurulmuş, BM üyesi bir devletin bir kısmını veya tümünü, bugünkü dünya konjonktüründe, ABD veya Rusya bile ilhak edemez! Kırım demeyin hemen! Orası zaten Yalta'da Roosvelt ve Churchill tarafından Rusya'ya bırakılmıştı… Mevcut düzen Yalta'da kurulmuş düzendir, unutmayalım.… Dolayısıyla, yeni bir dünya savaşı çıkmaz; çıkarsa, Türkiye de galipler safında yer almaz; yetmedi, Yunanistan ve Kıbrıslı Rumlar da mağlûpların yanında yer almaz ve savaş sonrasında kurulacak masanın karşı tarafında oturmaz iseler, öyle bir şey mümkün değildir, olmaz…

Tabii yeni bir savaştan sonra, dünya üzerinde masa kuracak kadar insan, kalırsa... O bakımdan, burada bir anlaşma yapmak, dünya ulusları sofrasında bizim de oturabilmemiz için, nerede ise tek yoldur! Ancak, karşı taraf da bunun farkındadır diye anasının nikâhını bizden istemesinin gerekçesi de uydurulmuş olmaz. Sanki öyle bir mecburiyet varmış gibi davranmanın da izahı yoktur!

İki milliyetçilik çatışırken, kendinizinkine karşı çıkmak, eğer altı boş ise karşı tarafınkine teslim olmanıza da sebep olabilir. Unutmamalıyız ki ölçü; ne istediğinizdir! Eşitlik mi arıyorsunuz? Ayrıcalık mı? Ama bu her iki taraf için de geçerlidir Benim ölçüm bu... Her iki tarafa da... Kim eşitlik peşinde, kim bin türlü bahane ile ayrıcalık elde edip, zaman içinde karşısındakine egemen olmanın hesabını yapıyor? Bu sorunun cevabını vermeden, ne evet derim, ne de hayır…

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Kuzey Kibrisli31/03/21 16:56
Değerli Nazım Bey, iyi güzel sabırla anlatıyor ve yazıyorsunuz da acaba bu toplum o yazdığınız ve BM tarafından da onaylanmış statü ve hakları hak ediyor mu? Kıbrıs Türk toplumunun statüsü kuruluş anlaşmaları ile BM tarafından belirlenmiş ve onaylanmıştır. KC'nin kurucularından hem biri hem de ortağıdır. Buna göre Kıbrıs Türk toplumuna bu coğrafyada yaşama hakkı, gelecek kurma hakkı ve siyasi hakları dünya tarafından tanınarak verilmiştir. Buraya kadar sanırım kimse buna hayır demez! Hepimizin bildiği ve sizin de kanıtları ile ortaya koyduğunuz gerçeklerle Kıbrıs Türkleri bu haklardan dışlanmaya çalışılmış ve halen de çalışılmaktadır. Ancak özellikle 1974 sonrasında biz bu bize verilenleri hak edecek ne yaptık acaba? Bu coğrafyada yaşayabilme iradesi gösterdik mi? Yoksa elimize geçen iradenin verdiği sorumlulukları, görgüsüzlüğümüz ve cahilliğimizle, tüm dünyaya biz bu sorumlulukları kaldırabilecek çapta değiliz mesajları mı verdik? İddiam toplumun yalnızca bir kısmına değildir. Tümünedir... Çözüm isteyen, istemeyen, federasyon isteyen yada ilhak isteyen veya ne istediğini bilmeyen tıpkı Afrika savanlarında yaşayan yarın yağmur yağarsa su içerim, ot çıkarsa da yerim diyen gazallar gibi anlık yaşayanlaradır... Hepimiz bu coğrafyanın kuzeyinde , kendi kendimize, siyasi yaşamımıza, kurumlarımıza, değerlerimize, sorumluluğumuzdaki toprağa, suya, havaya ve canlılara zarar vermekten başka ne başardık? Hangisini doğru dürüst idare edebildik yada o çok övündüğümüz İngiliz terbiyesinin iradesinin birazcığını bile gösterebildik mi? Hava su gara yanni... Ancak da bir taraf Türkiye'yi obür taraf Rumu suçlar... Sonuç olarak KKTC Kıbrıs Türkü'nün Kıbrıs coğrafyasında BM tarafından da tanınmış ve onaylanmış yaşam ve siyasi haklarının mevcut şartlarda bir devamıdır. Bunu biz hazmedememişken elimizden almaya çalışanların hazmetmesini beklemek nasıl ifade edilebilir bilirim ama burada söyleyemem. Hayır bu haklar bizimdir diye yaygara edenlerin de icraatları tam bir trajedidir. Kıbrıs işine burnunu sokan dünyanın yetmiş milleti de dışarıdan baktığında gördüğü manzara karşısında ne düşünür, düşünüyor, düşündü, düşünecek? Biz en iyisi yine dünyaya nasıl göründüğümüzü boş verelim! Havuzlu villalarımızda, o çok möhim gördüğümüz makam kapmaca oyunları ile en havalı tomofillerimize bakalım. Ara sıra mahalledeki bilim yuvalarımızdan isimlerimizin ön tarafına havalı ünvanlar alalım ama yaşam şeklimizin ve dünya görüşlerimizin 20. yy'ın ilk çeyreğinde yaşayan vasat insanlardan farksız olmasına itina ile özen gösterelim... Hatta bu konuda faşizan tutumlar da takınmaktan hiç çekinmeyelim... Her şeyin bir bedeli vardır. Rumoğlu 11 yıl yaptığı yanlışların ve haksızlıkların bedelini çok ağır ödedi... Bizim yanlışlıklarımız 1974'ten beri 47 yıllık! Şimdilik! Hesabı düşünmek bile insanı öldürür... Yorumu okuyacaklar için tekrar etmek isterim bu yorum ayırım yapmaksızın Kıbrıs Türk toplumunun tümünedir... Sağlıkta ve huzurda kalınız...

Diğer Doç. Dr. N. BERATLI yazıları