KÖR GÖZE PARMAK

Doç. Dr. N. BERATLI
nazim.beratli@kibrispostasi.com
Doç. Dr. N. BERATLI

Biz bıktık anlatmaktan...

Yayın Tarihi: 10/05/21 07:00
okuma süresi: 5 dak.
A- A A+

Kıbrıs ahalisi, Kadeş Meydan muharebesinden hatta daha da eskiden beri, hiç kendi kendini yönetmedi… (MÖ 1274)

Hristiyanlık sonrasında Roma’nın ikiye bölünmesi ile Bizans tarafında kalarak, önce Ortodoksi (MS 392) sonra da Grekçe ile birleşen yerli halkı, Latin dönemindeki Katolik mezalminden kurtulmak için, isyan etmedi! Katoliklerin baş belası Osmanlı İmparatorluğundan yardım istedi ve aldı… (1571) Ve bu arada Latinler’den boşalan köy ve çiftliklerde iskân edilen toplam 10 bin aile de “Türk ve Müslüman” (kayıtlarda böyle diyor) nüfusun, adaya gönderilmesine sebep oldu.

Osmanlı döneminde başpiskoposun “adanın gerçek prensi” olduğunu iddia eden kayıtlar vardır. Müftü protokolde daha önde duruyordu ama vergileri toplayan asıl kurum kilise idi ve devlet ile daha iyi ilişkileri kuran da onlardı. Nitekim, başpapaza “Etnarh” (milletin başı) unvanını veren de Osmanlı’dır.

Dolayısıyla Osmanlı çağı, hiç de şimdi iddia edildiği gibi ne iki Kıbrıslı halkın “hemhal” oldukları bir çağdır ne de birinin ötekine zulüm ettiği bir dönemdir, Latin Çağı’na kıyasla…

Vakta ki “Uluslaşma Çağı” geldi… Kıbrıs’ın Grekçe’nin bir ağzını konuşan (Romega) ve Ortodoks kilisesine mensup bulunan halkı, o dönem batı Avrupa’da hakkında güzellemeler yazılan Helenizm ile özdeşleşmeye zaten hazırdı. Milliyetçiliğinin hedefini de her yerdeki gibi “Bağımsızlık” değil kendi ulus devleti saydığı Yunanistan’a katılmak, “ENOSİS” olarak belirledi. Karşı olmak, kiliseden atılmak demekti! Yani ENOSİS; Allahın emri idi…

Adada tek başlarına değillerdi ama nüfusun beşte dördü, Rum idi… “Küçük” Türk “azınlık” için o dönem neler söylediklerini görmek için, Niyazi Kızılyürek’in kitapları yeter. “Onlar misafirdirler, ev sahibine saygı göstermeyi öğrensinler!” “Beğenmeyen geldiği yere dönebilir” (350 yıl sonra) “Bu küçük Türk azınlık adadan sürülmedikçe, EOKA kahramanlarının işinin bittiği söylenemez” (Makarios 4 Eylül 1962 Panaya Köyü)

Özetle, kendi “ulusal hedeflerine” varmaları yönünde bir engel değil! “Kulak asmayın, bırakın söylensinler!”

1958 Haziran- Ağustos olaylarındaki direniş esnasında, Makarios’un hayretleri biliniyor! Beklemiyordu…

Ve o beğenilmeyen, küçük, cahil ve fakir insanlar, hedeflerine varmalarına engel oldu! Pardon deyip durumu bir daha düşüneceklerine, yüreklerini soğutacak bir izah buldular: “Bunlar emperyalizme yardım edip, bizim anti sömürgeci mücadelemize engel oldular!” Hangi “anti kolonyalist?” O esnada zaten Yunanistan’ın kendisi sömürgeden beter… Oraya bağlanıp da nasıl “anti kolonyalist?”

1960 cumhuriyeti kurulduğunda, hiçbir Rum siyasi hareketi (Liberal Lanitis’in hakkını verelim) o “bağımsız devleti” sindirmedi. İki sebepten: a) ENOSİS değildi, b) Emperyalizm Türklere borcunu ödemiş, çok fazla haklar vermişti. İmzanın ertesi günü Londra ve Zürih sürecine sövmeye başladılar. Oysa kim imzalamıştı Zürih’i? Zorlu ile Averof…

Özellikle 1968’de Makarios’un EFKTEON/EFİKTON (Arzulanan/ Mümkün olan) açıklamasından beri ENOSİS hedefi ile Helenlerin egemen olduğu ikinci bir Helen devleti tartışmaları da bir iç savaşa kadar sürdü ama bir Allahın kulu da bu arada çıkıp, “Yahu bir durun… Bu insanlar da Kıbrıslı ama bizden değiller… Onlara da haklarını teslim edip, huzur içinde yaşayalım!” demedi…

Çok kısa bir özet yaptım…

“Bu ada bizimdir, Türkler burada sonradan gelmiş gereksiz bir ayrıntıdan ibarettirler” ana fikrine değinmek için…

 “Görüşür gibi” yapmanın da esbabı mucibesi vardır. 1796’dan beri Helen milliyetçiliği, kendini batı Avrupa kamuoyuna haklı göstermek ana politikasının takipçisidir. Çünkü her ne elde ettiyse o destekle elde etmiştir.

Şimdi, önce Crans Montana’da sonra da geçen gün Cenevre’de olanları anlamak, çok mu zor?

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Kuzey Kibrisli10/05/21 08:43
Evet Sn Beratlı bir bir daha eder iki... Bunu primatlar bile biliyor. Demek ki söz konusu kişilerin sıkıntıları ve güdülerini başka yerlerde aramak gerekir. Esas izah edilmesi gereken ve anlamakta zorlandığım şey ise devlet iddiasında olan bir yönetimin yıllar içerisinde bu iddialarda bulunan kişilerin kitlelerce seçilip meclisine ve devletin tepesine gelebilmesidir. Sen insanını eğitmeyip cahil bıraktıktan sonra o da bunlara inanır... Cenevre'ye gider yer içer gelir burada bilmem kimin elçisinin bilgilendirme toplantısına katılır ama devletin başındakinin bilgilendirme toplantısına katılmaz. Bunu da reklam eder... Ayıkla pirincin taşını. en büyüğünden en küçüğüne herkes statükodan memnun....

Diğer Doç. Dr. N. BERATLI yazıları