KÖR GÖZE PARMAK

Doç. Dr. N. BERATLI
nazim.beratli@kibrispostasi.com
Doç. Dr. N. BERATLI

Haddini bilmek ve bilememek...

Yayın Tarihi: 01/08/21 07:00
okuma süresi: 6 dak.
A- A A+

Doksanlı yıllarda Türkiye’den döndüğümde, (üçüncü dönüşümdü) o zaman üniversite yaşlarında olan oğullarım dikkatimi çekmişlerdi:

“Bu millet burada ne bulursa silip süpürüyor… Tüketilmeyen hiçbir şey yok! Tüketim toplumu mu bu?”

O zaman verdiğim cevapta, anlatmıştım ki: Batılı terminoloji ile her duyduğunuzu her yere ikame edemezsiniz. Bir defa “bilimsel doğru” görecelidir. Ve hele ondan sonra “doğru” sosyal bilimlerde “izafiyetin” kendisidir. Bırakın ülkeleri, ulusları, kıtaları, her köyün ve belki de her ailenin kendi “sosyal gerçekleri” vardır, kendince! Batı dediğiniz şeyle biz, farklıyız, onlarda doğru gibi görünen herşey, bizde de doğru değildir; vica versa…  Tüketim Toplumu denince, çılgınca tüketemeden önce, çılgınca da üreten; sonra da ürettiğini tüketen toplumlardan bahsedilmektedir. Hiçbir şey üretmeden sadece tüketen bir topluluğu, o isimle adlandıramazsınız. Tüketim Toplumu, ABD’ye dersiniz, Japonya’ya dersiniz, G8’lere dersiniz ama Etiyopya’ya diyemezsiniz! Ne üretiyor ki ne tüketecek? Olsa olsa, özentisi olan bir azınlığı bulunabilir.

Meta üretmiyorsunuz, amenna… Ama manevi değer de üretmiyorsunuz… Sanat eseri olsun, bilgi olsun!  Üretmeye cüret eden üç beş kişinin ürettiklerini de süratle metalaştırıp, en erken zamanda tüketiyorsunuz… Nasıl? Elbirliği ile değersizleştirmek için çırpınarak!

Bu ‘tüketim toplumu’ değil… Çünkü bir ayağı eksik… Üretmiyor ki tüketsin… Başkasının kırıntılarını kemiriyor… Üretmenin cefasını çekmeden, tüketmenin sefasını sürmeye kalkmak, insanı yabancılaştırıyor. Eski, yeni, kendinin zamanında ürettiği ya da sonradan başkasından çaldığı her değeri bitiriyor…

"Aramızdan iki kişinin bu salgınla ilgili yazdıkları makale, DSÖ tarafından bu konuda yazılmış en değerli on makaleden biri seçildi” diyorsunuz,  duyurmamak üzere çırpınılıyor. Söylenmeyen tepkinin, “ O benden daha mı adamdır?” olduğunu biliyorum ve evet, daha adamdır. Hiç değilse bir gerçek işi var ve o işi yapıyor!

“Almadan vermek, Allah’a mahsustur” der her dinden inananlar… Bu aynen tersten de doğrudur, vermeden de alamıyorsunuz… Burada yüz bin türlü geçmiş adaletsizlikten bahsedebiliriz ama şurası da güneş kadar gerçektir ki 1974 sonrasında elde ettiğimiz servetin üretilmesinde, sebepleri her ne olursa olsun, (On bir yıl sürüm sürüm süründürülmüş olmak, katliama maruz kalmış olmak, Kızılay yardımı ile karın doyurmuş olmak v.s.) harcanmış bir damla terimiz yoktu… O fiziksel olarak hak etmeden elimize düşmüş bulunan zenginlik, bizim fikrimizi bozdu… Bir şeyi ve adını koyalım refahı elde etmek için çalışmanın ve bir şeyler üretmenin gerekli olduğuna dair doğal kural, burada işlememeye başladı! İlk kuşak, yani ondan öncesini de yaşamış nesil, bunun kolaylığını çalışmanın zorluğuna tercih etti, eyvallah! Hayattan intikam aldı! Ama ikinci kuşak bunu gerçek sandı çünkü öncesini bilmiyor, yaşamamış! Bu “yalancı dünya”nın içine doğmuş… Asıl korkunç olan da budur…

Tarih boyunca dünyanın her tarafında insanlar kendi değerlerini hesap ederken, kendilerini ürettikleri ile yargılarlar! Burada biz kendimizi, ürettiklerimizle değil; tükettiklerimizle yargılar olmuşuz!

Değerini ürettiğinde değil, tükettiğinde arayan aymaz bir topluluk var ki toplumun azınlığı değil…

Hiç ihtiyacı bitmez… Hep sahip olduğunun daha çoğunu, daha büyüğünü ister… Her alanda…

“Bu insan davranışıdır” denilebilir… Evet, öyledir! Ama normal insan, bir şeye sahip olmak için onu üretecek emek harcaması gerektiğini bilir ve ona göre çalışır… O değeri üretmeye uğraşır… Yok! Bizimkiler her şeyin, doğuştan edinilmiş bir hak olduğunu zannedip, çırpınıyor… Başkasının ürettiğini yutacak! Yutamayınca da dünya âleme sövecek…

Kendi üretemediği maddi değerleri tükete tükete, iş geldi başkasının manevi değerlerine de el koyup, onları da tüketmeye dayandı… Hem camiye gider, hem kiliseye! Hem hava sıcaktır bile dense devletten yardım ister, hem aç kalarak en lüks arabaya biner… Hem liberaldir hem devletten ihale ile geçinmeye çalışır.

Doğmuş olmakla her şeyin sahibi olmaya hakkı olduğunu sanan bu cühela kesim (ki azınlık değil) doğmuş olmakla bilginin de sahibi olunabileceğini sanmaya başladı. Bir şeye sahip olmak için, ayrıca çalışmış olmanın bir gereği yok! Durduğu yerde her şeyi biliyor ve uyarılsa bile haddini bilmiyor.

Neden?

Çünkü hiç bir şey üretmiyor sadece üretenlerin tükettiklerine özeniyor! Onun için de olsa olsa, onların ayak takımları kadar olabiliyor! Moderniteyi ahlâksızlık, gannavcılık, hapçılıktır; sanıyor! Kendi halkına düşman olunca, Amerikalı da olunabilir sanıyor…Amerikan ve Avrupa ayaktakımı her ne yapsa, bu da onları taklid ediyor.

Umarım ki bunun böyle olmadığını anlamak için, çok ölü vermeyiz…

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Diğer Doç. Dr. N. BERATLI yazıları