KÖR GÖZE PARMAK

Doç. Dr. N. BERATLI
nazim.beratli@kibrispostasi.com
Doç. Dr. N. BERATLI

Susmayıp da ne yapacaksınız?

Yayın Tarihi: 09/10/21 09:20
okuma süresi: 4 dak.
A- A A+

Gene sustum, biliyorsunuz… Bazen insan ne söyleyeceğini bilemiyor. Öyle zamanlarda susmayı yeğlediğimi, herhalde beni takip edenler, biliyorlar. Boşboğazlık etmektense sütre gerisine çekilmek, her halde ehven-i şer…

Bilen de gene biliyor ki ben okumadan duramam… Okumak için ille ki yeni bir şeyler bulmam da gerekmiyor.  Kiminin düşüncesine, bazısının da diline hayran olduğum yazarlar var… Okudukça Türkçe’yi kullanışından, müthiş bir tablo seyredermişim gibi, çok sevdiğim bir yiyecek tadarmış gibi, dünyanın ender manzaralarından birine bakarmış gibi  zevk aldığım yazarlar. En başta, Kemal Tahir gelir… Okurum, döner gene okurum… Birkaç yıl geçer, gene okurum. Dilinin tadına doyulmuyor ki! Refik Halit Karay da bunlardandır… Niyazi Berkes de… Oku… Dön gene oku… Kitabı kaldır, usanınca başka bir tanesini indir raftan, onu da oku… Hele onda bırak dilin tadını, her okuduğunuzda önceden fark etmediğiniz yeni bir şey de öğrenirsiniz.

Hayatı boyunca Amerikan üniversitelerinde ders vermiş olan adam, “ Benim İngilizcem iyi değil” deyiveriyor… Çocukluğunda Kıbrıs’ta Rumlar’a gıcık olduğundan, yabancı dil öğrenmeye karşı peşin hüküm geliştirmiş. O tuğla gibi The Secularism in Turkey’i yazıyor, sonra dönüp, “bu dili iyi bilmem” deyiveriyor. Allahtan iyi bilmiyormuşsun hocam, ya bir de çok iyi bilseydin ne olacaktı?

Şu sıra gene Unutulan Yıllar’a sardırdım… Uyurken okuyorum, uyandığımda okuyorum, yemek yerken okuyorum… Bir de eski Lefkoşa Türkçesi var ki! Yeme de yanında yat… Atatürk ölüp de yerine küs gittiği İsmet Paşa geçince, pek bir “betine gitmiş” ustanın… İsmet’i hiç sevmiyor…

Dilimize hakimiyeti bir yandan, yukarıda İngilizce adını verdiğim, doktora tezi Türkiye’de Çağdaşlaşma’yı okuyanlar, özellikle yakın tarihimiz konusunda üst düzeyde donanımlı olduğunu da görebilirler. O kadar ki yakın dostu Macit Gökberk, kitap hakkında “Ben bir tarihçi iken bu çapta bir tarih kitabını bir sosyolog’un yazmış olmasına hayret ettim” demiştir. Ve tabii dünya çapındaki sosyologluğu…

Geçen gün Unutulan Yıllar’da farkettim… İnönü ve ekibine “giydiriken” d,yor ki: “Bunlar Boğazlar Sorunu’na çözüm arıyorlar. İkiden fazla tarafı olan böyle bir sorun, çözülmesi için, bütün tarafların çıkarlarına uygun bir çare bulmak lâzımdır.  Oysa çıkarları arasında ortak noktalar olsaydı zaten sorun olmazdı. Öte yandan çıkar deyince, bunun da mutlak değişmez bir şey olduğu sanılmamalı… Zamanın ruhuna uygun olarak, dün şu yönde çıkarı olan taraflardan birinin, bugün çıkarı değişip, bu yöne dönebilir. Bir başka tarafınki de değişince, ve öteki tarafın da beriki tarafın ne kadar çok taraf varsa, o kadar komplike bir bunalım doğar. Dünya konjenktürü değiştikçe, herkesin çıkarı da yön değiştirir. Dolayısıyla, bu türden sorunların kalıcı, mutlak  bir çözümü yoktur! Bunun farkında olmadıklarından, onun bunun kucağından kalkıp, başkasının kucağına oturuyorlar…”

Adeta İbn-i Haldun’un “ Tarih bir durumdan duruma geçişler bütünüdür” deyişini hatırlatıyor. Hani Karl Marx’ın Tarihsel Materyalizm’ine referans verdiği tespit…

Breh…

Ben ne diyeyim?

20. yy’ın en önemli sosyologlarından birini mi dinleyim? Susayım mı?

Sustum, gördüğünüz gibi…

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Diğer Doç. Dr. N. BERATLI yazıları