KÖR GÖZE PARMAK

Doç. Dr. N. BERATLI
nazim.beratli@kibrispostasi.com
Doç. Dr. N. BERATLI

Asya’da yeme içme

Yayın Tarihi: 07/01/22 09:20
okuma süresi: 5 dak.
A- A A+

Braudel, Maddi Uygarlık’ta, Moğollar’ın Ukraynalılar’ı “Buğday yeyip, buğday içen (votka) bu mahlûklar insan olamazlar” diye aşağıladıklarını yazar. Fransızlar’ın da İngilizleri, “Dört İngiliz’in bir Fransız kadar ekmek yiyemediği ve sadece etle beslendikleri için” küçümsediklerini, anlatır.

Beri yandan, Çin’de de pirinç kullanılmaktadır ama orada da et ve süt sıkıntısı vardır. Doğu’da, süt kültürü yoktur. Çin’de hayvanlar sadece etleri için beslenmektedirler. Nüfus yoğunluğu ve mera kıtlığı nedeniyle sıkıntısı çekilen et ihtiyacı, tarla sıçanından maymuna, domuzdan köpeğe kadar yürüyen her canlı hayvanın yenmesi sonucunu vermiştir ama Çinli beyler bile eti yemeğin esası olarak değil, pirince ve sebzelere tad veren bir çeşni olarak kullanagelmişlerdir. O kadar ki Pekin’e ilk defa giden Avrupalılar, onların lüks içinde kıtlık yaşadıklarını yazmışlardır. Çinliler’in de onların etoburluklarını açgözlülük olarak kaydettiklerini de belirtelim.

13.yy’da, Altınordu Devletini ziyaret eden ünlü gezgin İbn-i Batuta  Seyahatnamesinde, oralarda şeker/tatlı yemenin ayıp kabul edildiğini, hatta hakanın bir kölesine eğer şeker yerse ailesi ile birlikte onu azad edeceğini söylemesi üzerime kölenin, “Ölümü şeker yemeye tercih ettiği” yanıtını verdiğini, yazar... Oysa sadece iki yüzyıl sonra, Osmanlı sarayında her yemeğe şeker katılmaktadır. Şeker’in dünya üzerindeki serüveni de ilginçtir. Çin ve Hind’ten Mısır’a gelen şeker kamışı, oradan önce Lübnan’daki Sur kentine, oradan da Kıbrıs’a gelip, durmuştur. Uzun yüzyıllar Avrupa şeker ihtiyacını, Kıbrıs’tan temin etmiş, ada elden gidince, Venedik kronikleri, “Büyük şeker adamızı aldılar” diye yazmışlardır. Kıbrıs’ın Osmanlı’nın eline geçmesi üzerine Avrupalılar, şeker ihtiyaçlarını karşılamak üzere şeker kamışı tarımını önce Karaipler’e, daha sonra da Güney Amerika’ya taşımışlardır. Ama şeker, Avrupa’da bir lükstür!

Avrupa sofrasına şekerin yaygın bir gıda maddesi olarak girmesi de o ikiyüz yıl önce yenmesini ayıp sayan Türkler’in Anadolu’yu ele geçirmesi ile olmuştur. Bu hızlı gelişmenin altında, Arap etkisinin olduğu, su götürmez. Zira Selçuklular’ın iki kurucusundan bir olan Tuğrul Bey’in, Bağdat’ta Abbasi sarayında muhallebiyi ilk defa  tattığı ve izlenimini “tatlı bir tutmaçmış” diye bildirdiği biliniyor! (Tutmaç= En otantik Türkmen yemeğidir. Erişte, mercimek v.s. ile bugün bile pişiriliyor.) Yerasimos’un “Osmanlı mutfağı pirinç, katıyağ ve şekerdir” demesi, boşuna değil...

15.yy ortalarından, 18.yy ortalarına kadar, ortalama Avrupa köylüsünün ana gıdası, kötü arpa ekmeği (ya da tahıl lâpası), birkaç sebze, bir parça kuru et (ya da balık), peynir ve şaraptır.

18.yy sonlarında Kıbrıs’ı ziyaret eden bir İngiliz gezginin, “halkın gıdası ekmek, birkaç sebze ve peynir ile zeytindir” demesinden alınmamak lâzım. Zira o zamanın ortalama menüsü bu idi! Burada ilginç olan, gözlemin sahibi... Bir İngiliz... Bütün dünyanın et ve birkaç sebze ile besleniyorlar diye alay ettikleri bir halkın mensubu... Peki bizim bunca sayfada anlattığımız yemekleri kimler yiyordu?

Varlıklılar...

Venedik soyluları, 16.yy ortalarından beri Kıbrıs’tan pulya turşusu getirtip gövdeye indirirken, Osmanlı’da olsun Avrupa’da olsun, Çin’de olsun; sıradan halkın gıdası, fakirlik sınırlarının altında idi...

Bu açlığın bir tek istisnası vardı: Fransa... Balkanlar’da ve Ukrayna’daki buğday, Tirol v.s’deki pirinç, İtalya ve İspanya’daki zeytin ve bağ, alanlarına; İsviçre ve Hollanda’daki hayvancılık ve süt, Tuna kıyısındaki taze et, Atlantik’teki balık üretim alanlarına yakınlığı yanında kendi sağlam tarımsal üretim, hayvancılık, bağcılık, balıkçılık sektörleri, av etlerinin, kümes hayvanlarının hasılı kelaâm gıda üretiminin zenginliğive ikliminin kuraklığa, toprağının erozyona karşı koruma sağlaması sonucu, bütün o aç yüzyılları, benzerlerinden çok daha tok bir biçimde geçirmiştir. Bugün bir Fransız mutfağı varsa, bundandır...

#mesajınızvar
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Levent Kutay
Levent KUTAY'dan
#gozdenkacmadi

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Diğer Doç. Dr. N. BERATLI yazıları