Yine Kıbrıs sorunu üzerine (2)

loading
2 Haziran, Salı
£

8.51

7.56

$

6.77

KÖR GÖZE PARMAK

Doç. Dr. N. BERATLI
nazim.beratli@kibrispostasi.com
Doç. Dr. N. BERATLI
A- A A+

Yine Kıbrıs sorunu üzerine (2)

Sovyetler Birliği'nin dağılmasını, bazılarımız Yeni Zamanlar'ın başlangıcı olarak kabul eder. Oysa o bir sonuçtu... Neyin sonucu?

a) Sermayenin globalleşmesinin,

b) Bilgi birikimindeki korkunç yükselmenin ve bilgiye ulaşmanın son derecede kolaylaşmasının ( bilgisayar teknolojisi ve internet) kaçınılmaz olarak üretim sürecine de yansımasının.

c) Bunların yol açtığı gelişmeler sonucunda, Karl Marx'ın vakti zamanında belirlediği Değer Teorisinin, değerini yitirmesinin. (Artık tüm metaların değerini, içerdiği toplumsal emek belirlemiyordu.)

d) Emek yoğun-sermaye yoğun üretimin ürünlerini satmak üzere yeni pazarlara ihtiyaç duymasının. (Artık emperyalist metropoller ve geniş bir 3.dünya global üretimin ürünlerini tüketmeye yetmiyordu.)

e) Ve bu ihtiyacın dayattığı 3.Dünya denilen ülkelerden hiç değilse bir kısmını zenginleştirerek, tüketime ortak etme amacının yol açtığı demokratikleşme furyasının.

Bu koşullarda o devasa bürokratik diktatörlüğün yaşaması mümkün değildi artık ve çöktü... ABD'nin Irak'a kadar gelip müdahaleler yapması da bunun sonucudur, AET'nin AB'a evrilmesi de ikiyüz yıl Marx'ın sadece üretim sürecini incelemiş bulunduğu dikkati çekmemişken, bir anda mübadele ve tüketim süreçlerinin marxizmde yeterince ele alınmamış olduğunun, gündeme gelmesinin de... Soğuk Savaş'ı bitiren, Sovyetler'in çökmesi değil; sovyetleri bitiren, soğuk savaş ihtiyacının ortadan kalkmış olmasıdır. Zira olduğu gibi ll.Dünya Savaşı sonrası şartlarına göre örgütlenmiş bu bürokratik diktatörlüğün hantal yapısı, yeni koşullara uyum sağlamasına, elvermiyordu... Göçtü! Dünya 1990'lardan başlayarak, yeni bir politik iklime girdi... Buna direnmekle güneşin her sabah doğmasına direnmek arasında bir fark yok! Hawlett- Peckart, bütün bürolarını kapatıp, meta üretimini de durdurup, sadece internetten program satmaya hazırlanıyor. British Airways, bilgi işlem merkezini Hindistan'a taşıdı! Türkiye başbakanının web sayfasına, yılbaşı tebriği atıp yanıt alabiliyorsunuz, devletler süratle e- devlet olmaya doğru gidiyorlar. E- ticaret zaten şimdiden pazarda önemli bir payın sahibi... Ve bu yeni dünyada, bu yeni dünyayı yönetenler, bu yeni koşullarda Kıbrıs Sorunu diye bir sorun istemiyorlar. Nasıl ki Soğuk Savaş döneminde böyle bir ihtiyaçları var iseydi, şimdi de böyle bir ihtiyaçları, yok! Mesele budur... 1957'de Faiz Kaymak'a gidip, "neden siz de silahlı direniş başlatmıyorsunuz? Silahınız yoksa biz veririz!" diyen İngiliz subaylarının; Türkiye'ye "adanın taksimini talep edin, biz de destekleyelim" diyen CIA şeflerinin yerini; şimdi Lefke ile Maratasa arasına yol yapmak isteyen İngiliz büyükelçisi ile Thomas Weston, bunun için aldılar... O zaman bu soruna ihtiyaçları vardı, şimdi yok! Aslolan, bu gerçeği görüp, en az zarar, en çok fayda ile tarihin kapanmakta olan bu sayfasının, kapanmasına katkıda bulunmak mıdır, yoksa tarihin akışına direnip, yenilmek mi? İttihatçı kafası, herzamanda ve her yerde olduğu gibi burada da yenilmek için, elinden geleni yapıyor. Hem de bütün büyük şeflerini Anadolu dışına sürmüş, kalanlarını da 1926'da "bunları bıraksam, olmayacak rüyalar peşinde, beni ekarte ederek, imparatorluğu olduğu gibi bu devleti de dağıtırlar. Benim onları ekarte etmem, ulusun çıkarınadır" diyerek, asmış bulunan Mustafa Kemal'i argüman göstererek!

Bu adadaki "etnik" sürtüşmeyi, "ulusal kavgaya" tahvil ederek, elli yıl sürmesini besleyen dünyayı yöneten çevrelerin, değişen tavrının altında bunlar yatıyor. İşte bundan dolayıdır ki elli yıl boyunca "entilegence servisten emir alıyor" diye suçlanan Rauf Denktaş, bugün İngiliz büyükelçisi ile kanlı bıçaklı olurken; geleneksel olarak anti-emperyalizmi savunan çevreler de ayni elçi ile al takke ver külah görüşebiliyorlar. Sorun birinin emperyalizmden emir alması değil, politik hedefleri ile onların çıkarları arasında bir uyumun bulunması idi oysa...

Ve burada bir parantez açıp vurgulayalım ki dünyanın bu bölgesinde, bugüne kadar politikacıların politik hedeflerini belirleyen, çıkarlara dayalı akılcılık değil; duygular, önyargılar, inatlaşmalara dayalı irrasyonalist ideolojilerdir. Zira burada etkin ideoloji olan ulusçuluk, Batı Avrupa'daki gibi üretim sürecinin doğal bir sonucu olarak değil, aydınların zihinlerinden üretilerek gelişmiştir. Bazılarının çok sevdiği bir deyimle, "kökü dışarıdadır"! Osmanlı anasırının, 18.yy ortalarında farkettiği Avrupa tarafından geçilmiş olma kompleksi ile onları yakalayıp geçme gayretinin, bir sonucu olarak, onları "taklid" etmek ana fikrinden üremiştir. Globalizasyon ise farklı birşey... Bu kez, entegre oluyorsunuz... Kötü yanları yok mu? O ayrı bir tartışma konusu...

Günümüzde, dünyayı yöneten çevrenin çıkarları ile bizim eski, anti-emperyalist politika sahiplerimizin politik hedefleri uyum sağlıyor. Ne Rauf Denktaş, salt onların adamıydı eskiden ne de M.Ali Talat böyle bir role talip, şimdi... Yalnız siyasette değil, doğada da değişen çevre koşullarına uyum sağlayamayan bir varlığın, hayatiyetini sürdürmesi mümkün değil. Doğada dinazorlar, siyasette ise Sovyetler Birliği, Avusturya Macaristan İmparatorluğu, Osmanlı gibi devler bile, çevre koşullarına uyum sağlayamadıkları için, yok oldular.

Kimileri, bizi rehin alarak üçüncü dünyacılık oynayabileceklerini, hiç ümid etmesinler... Tarihin her dönemecini kaçırdıkları gibi bunu da kaçırmalarına ne Türkiye halkı, ne Kıbrıs Türk Halkı, ne dünya, ne de tarih izin vermeyecektir bu kez...

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.