Kurşunu kendi ayağına kendi sıktı

loading
31 Mayıs, Pazar
£

8.42

7.57

$

6.82

KÖR GÖZE PARMAK

Doç. Dr. N. BERATLI
nazim.beratli@kibrispostasi.com
Doç. Dr. N. BERATLI
A- A A+

Kurşunu kendi ayağına kendi sıktı

Birleşik Krallık ya da Büyük Britanya, bilindiği gibi "demokrasinin beşiği" diye tanımlanır. Oysa, sekiz yüzyılı geçiyor ki bu demokrasinin bir anayasası yok! Ülke, sadece toplumun belirlediği etik kurallar ve içtihatlarla yönetiliyor.

Öte yandan, Karl Marx tarafından bile "en gelişmiş demokrasi" diye tanımlanan ABD'nin anayasası belki de dünyanın en kısa anayasasıdır. En "eski" anayasası olduğuna kuşku yok ama. Bir defa yazılmış, bir daha da değiştirilmemiştir. ABD Anayasası'nı, üç adet çiftçinin kaleme aldığından haberiniz var mıydı? Onca "hukukçu"nun yazdığı anayasalar, her yirmi senede bir değiştirilirken, üç adet çiftçinin yazdığı neden nerede ise ebed müddet hale geliyor? Ve neden "demokrasinin beşiği"nin, bir anayasası yok?

Geçen mecliste, bir anayasa komisyonu kurulduydu, hatırlarsınız. Ben de naçizane, o komisyonun üyelerinden biriydim. Yeni anayasa yazacaksınız! Tuttum, Türkçe eğitim yapan üniversitelerin Hukuk Fakülteleri'nde okutulan Anayasa ders kitaplarının tümünü getirtip, oturup okudum. Yukarıdaki soruların cevaplarını da o zaman, ayan beyan öğrendim.

Anayasa Hukuku, siyasettir… O kadar… Başka bir deyişle, anayasa hukukçulara bırakılamayacak kadar, ciddi bir iştir. Toplumun nasıl yönetileceğini karara bağlar da onun için! Ondan dolayı üç tane çiftçinin yazdığı ABD anayasası değiştirilme ihtiyacı göstermeden iki yüzyılı aşkın yaşar, ama bir yığın profesörün yazdığı örneğin Türkiye'nin 61 Anayasası ertesi gün tartışılmaya başlar, 12 Eylül anayasası ise kanserli bir ur gibi, toplumun yapısını alt üst eder, Fransız anayasası ise, her bunalımdan sonra baştan yazılır. Tabii burada, "siyasettir" derken, siyaseti yapanların kimler olduğunu da unutmamak gerekir.

Hukuk'un öteki alanları, vatandaşların kendi aralarındaki ilişkileri ele alır ve birbirlerinin haklarına tecavüz etmemelerini düzenler. Oysa Anayasa Hukuku, vatandaş ile devletin ilişkilerini düzenler ve devletin, vatandaşın hakkını yememesini, teminat altına alır. O bakımdan anayasa, devlet ile toplum arasında bir nevi akittir. Ve siyasetin, ta kendisidir. Vatandaş, yönetime, kendini yönetmesi yetkisini, anayasa ile verir. Onun da üstünde, etik bulunur! Tarihin, kültürün, geleneklerin oluşturduğu, siyaset ahlâğı… Yani modern toplumlar, en üstte ahlâk (Yoksa, UK Anayasasız sekiz asırı nasıl geçirirdi?) onun altında anayasa hukuku, onun altında yasalar, onların altında da tüzükler, yönetmelikler, yasa gücünde kararnameler v.b. ile yönetilirler.

Hükümet ile ilgili bütün konular, anaysa hukuku ile ilgilidir. Nasıl seçilir, nasıl kurulur, nasıl göreve başlar, görevi nasıl sona erer? Hiçbir tüzük v.b. hiçbir yasanın üstünde olamayacağı gibi, hiçbir yasa da anayasanın üstünde değildir ve hiçbir anayasa da genel geçer çağdaş siyasi ahlâkın üzerinde değildir. Ve demokrasi dediğimiz bu "bulunabilmiş en az kusurlu yönetim biçimi", hükümeti, meclis çoğunluğuna dayandırır. Bu o kadar böyledir ki bu nizamı ilk defa uygulayan İngiliz demokrasisi, dar bölge seçim sistemi dolayısıyla, bazen ülke sathında daha az oy almakla birlikte, meclise daha fazla milletvekili sokabilecek olan partiye verir hükümeti! Oyu daha azdır ama milletvekili daha çoktur. Hükümet o olur… Temsili demokrasinin mabedi, meclistir. Yukarıda yazdım, Marx'ın bile "en gelişmiş" dediği ABD demokrasisinde de benzeri özellikler bulmak mümkündür… Demokrasi tarihinde, meclis çoğunluğunun desteklemediği bir hükümet, "yok"tur ve olamaz!

Hiçbir yasa, yönetmelik, tüzük, kararname şu bu, bu temel doğruyu "tevil etmeye" cevaz vermez. Çünkü hepsi de bu temel kurala bağlıdırlar.

Şimdi biz devlet başkanlığı seçimine giderken, "devlet, devlet" diye neşvü nema bulan ve varlığını bu lâfa bağlayan bir çevrenin hükümeti, kendi yazsısı ile mecliste çoğunluğu kaybettiği halde, hiçbir şey olmamış gibi orda oturup, meşruiyetini kaybetmiş bir hükümetle "devlet"i seçime sokmaya çalışıyor! Peki, sonra o seçim tartışma konusu olursa n'apacak? "Bu seçim olurken, memleketin meşru bir hükümeti yoktu" gerekçesi ile dava açılır da seçim düşürülürse n'apacak?

Oysa ne yapılmalı idi ve ne yapılabilir?

Ertuğruloğlu'nun, parti ile ilişkisinin kalmadığı, meclis başkanına bir yazı ile bildirildikten sonra, geriye dönüş yoktur. Hükümet, o anda istifa etmeliydi. Sonra cumhurbaşkanı, "meclis çoğunluğunun desteğini alabilecek bir milletvekiline, yeni hükümeti kurma görevini" verirdi. Gene de verebilir… Bunun kim olacağına en büyük grup, karar versin… Hangisi başbakan olacak, kimle nasıl koalisyon kuracaklar, yoksa hiç mi kuramayacaklar, kendi bilecekleri iş… Mevcut hükümet de yenisi kurulana kadar, görevine devam ederdi… Gene de edebilir… Önce istifa etmek koşuluyla… Bu durum, meşrudur…

Var olan durum ise meşruiyet dışıdır… Kabul edilmesi düşünülemez…

Peki ama yukarıda anlattığımız meşru yol, sayın Eroğlu'nu sıkıntıya sokmaz mı? Sokar tabii… Zaten bütün bu hile-i şeriye gayreti de onun için! Bilindiği kadarı ile üç kişiye başbakanlık sözü, şimdiden verildi; bakanlık sözü alanların kaç kişi olduğunu ise bilen yok!

Sayın Eroğlu, mevcut hükümetin istifasından sonra başbakanlığı tekrar kabul etse, "kazanamayacağı açık" denilmez mi? Başka birine mesela Özgürgün'e verse, İrsen abi ne yapar acaba? DP'ye üç bakanlık verirse, söz verdiği gibi, acaba kendi bakanlarından hangileri iskemlelerini kaybederler ve cumhurbaşkanlığı seçiminde, hangisi Ertuğruloğlu'nun ardına düşer? Seçim üstü, hükümetin meşruiyetini ortadan kaldırırken, asıl kaçınılmaya çalışılan durum budur…

Bu, sayın Eroğlu'nun sorunu… Siyaseten ne kadar öngörüsüz olduğunu, zaten biliyorduk. Kendi ayağına kurşun sıkıp, "ile saraya gidecem" derken, evdeki hükümetten, partiden de olursa, kimseyi suçlamasın… Da benim asıl düşündüğüm, bu kadarcık öngörüde bulunamayıp kendi kendini çıkmaz sokağa sokan bir lider, maazallah cumhurbaşkanı olsa, kurtlar sofrası olan dış politikada, bize neler yapar? Yoksa Serdar Denktaş'ın dediği gibi, acaba "oylar Eroğlu'ndan, yönetim de Serdar'dan, yani Rauf Bey'den" mi? Yani birinin sermayesini, öteki mi idare edecek? Hesap bu mu?

Allah korusun… Bizi değil! Serdar'la, Eroğlu'nu…

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.