KKTC'yi tanıtma politikası var mı? Hiç oldu mu?

loading
31 Mayıs, Pazar
£

8.42

7.57

$

6.82

KÖR GÖZE PARMAK

Doç. Dr. N. BERATLI
nazim.beratli@kibrispostasi.com
Doç. Dr. N. BERATLI
A- A A+

KKTC'yi tanıtma politikası var mı? Hiç oldu mu?

Henüz çiçeği burnunda milletvekili idim. Bir grup toplantısında, İslâm Konferansı'na kimin gideceği gündeme geldi. Hiç üstüme alınmayarak, iki arkadaşın adını ortaya atarak, oturduğum yerden, dalga geçmeye kalktım, ihale bana kaldı.

İstanbul'da yapılan İslam Konferansı Örgütü Parlamentolar Arası Birlik toplantısına, KKTC meclisi adına giden heyette, hükümet partisinin temsilcisi olarak, bulundum. Gündem, bir önceki yıl Dış İşleri Bakanları Toplantısında, Kıbrıs Türk Devleti olarak, konferans bünyesine gözlemci üye sıfatı ile katılması konuşulan, Kıbrıslı Türkler'in devletinin, bu sıfatının, parlamento kararı haline çevrilerek, içinin doldurulması idi. Ben ve zamanın muhalefet partilerine mensup iki muhterem arkadaşım, mutfak çalışmasını yapmak üzere, önceden İstanbul'a gittik. Gittiğimiz akşam, ayni oteldeki Türkiye heyeti üyeleri ile kısa bir sohbet yaparak, ertesi gün sabah, PAB Genel Sekreteri İbrahim Auf'la bir toplantı yapmak üzere, randevu alındığını, toplantıya, Türk Heyeti ile Kıbrıs Türk Heyeti'nin, birlikte katılacağını öğrendik. Neden birlikte? Çünkü, bizi tek başımıza muhatap kabul etmiyorlardı! Zaten genel kurul salonuna girince de yerimizin Kızılhaç'ın yanında olduğunu, yâni o güne kadar oraya bir dernek gibi katılındığını, gördük! Otuz yıldır, "tanıtacağız" diye mangalda kül bırakmayanların tanıtması, meğer bu kadardı!

Ertesi gün, o toplantı yapıldı. Masanın başına Auf oturdu… Soluna, Türkiye heyeti! Üç milletvekili, meclisin dış işleri dairesinin müdürü, hariciyeden bir büyükelçi, bir daire başkanı ve sayısını unuttuğum kadar da memur. Masanın sağına da biz oturduk. İki milletvekili ve meclisin dış işleri dairesinin müdürü! Üçüncü arkadaşımızın maruzatı vardı, gelmedi! Evet… Ne Dışişleri Bakanlığı'mızdan ne Ankara büyükelçiliğimizden ne de İstanbul Konsolosluğumuz'dan, bana teknik bilgi verecek kimse, yoktu.Yanı başımda oturan ana muhalefet mensubu muhterem arkadaşım da yabancı dil bilmiyordu! Ama biz, KKTC'yi tanıtacaktık, güya! Türk Heyeti'nden üç milletvekili, biri Arapça, öteki İngilizce, beriki de Fransızca, gürül gürül dediler ki; "Bu insanlar Annan Planı'nı kabul etti, karşı taraf reddetti. Halâ bunlara gidin onlarla birleşip gelin demek, artık diskriminasyondur. Annan Planı'ndaki şekliyle, Kıbrıs Türk Devleti'ni, İslâm Konferansı tanımalıdır." Karşımızdaki Mısırlı diplomat, ortaya yazılı bir metin koydu. Ve dedi ki "Ne salınıyoruz? Beni hükümetim bağlamaz! Buyurun işte benim karar tasarısı önerim: KKTC'yi, KKTC olarak tanıyalım! Yarın konseye bunu teklif edelim!"

Şimdi bizim tanınmacılar çok heyecanlanacaklardır ama yanı başımda, temsilcileri vardı. Görüşmenin ayrıntılarını dönünce anlatmadıysa, kendi bilecekleri iş! Orada, biz tartışmaya başladık. TC heyeti ile biz, daha doğrusu ben… Çünkü öneri hakkında teknik bilgi alıp tavır belirleyebileceğim bir kadrom, yoktu! Sayın İnal Batu'ya, "Senelerdir, bu işin içindesiniz, tanıtacağım diye söylenip durulur. Ben ilk defa böyle bir yere katılıyorum. Sizin kadronuza bakınca ciddi bir devletin, böyle bir toplantıya nasıl katılacağını anladım. Hani benim teknik kadrom? Teknik meseleleri kime danışıp da karara bağlayacam ben? Nasıl tanıtma idi bu ki biz böyle cascavlak gelip buralarda oturuyoruz? Sizin benim avukatlığımı yapmanızla, bizi biri adam yerine koyar mı sanıyorsunuz?" dedim ve tartışmaya başladık. Mısırlı diplomat, nezaket gösterip, "ben çıkayım siz kararınızı verin" dedi, çıktı… TC heyetinde yer alan hariciye mensubu da " Biz yabancı mıyız? (Genç bir insandı, Allah selâmet versin. Sonradan orta elçi ve bir dairenin başkanı olduğunu öğrendim.) Neden bana sormuyorsunuz?" dedi… Sağ olsun, tabii en sonunda ona sordum ama anlatmaya çalıştığım, 2005 yılında biz hükümete yeni geldiğimizde, hali pür melâlimiz, buydu! Derviş bey'den bize miras… Tanınma, tanıtma perspektifi, buydu…

Genel Sekreter'in önerisi ile ilgili olarak sormak istediğim şey, bunun samimi bir öneri mi, yoksa bir taktik adım olarak mı ele alınmasına değgin, teknik adam görüşü idi… O sayın dışişleri mensubu ile koridora çıktık. Cepheden önce şunu sordum:

" Türkiye'nin, bugün için, KKTC'yi tanıtma diye bir politikası var mı? Ki biz İslam Konferansı'ndan böyle bir talepte bulunan karar tasarısını genel kurula sunalım? Ben bu öneriyi ona göre değerlendirmek zorundayım. Reddedersem, sonra, Kıbrıs'a dönmemem icap edebilir!"

"Bu gün için, böyle bir politikamız, yok!" dedi…

Merak eden, kim olduğunu, bana bunu hangi tarihte söylediğini arar, bulur… Ve TC heyeti ile yaptığımız ortak değerlendirmede, bunun, genel kurulda reddedileceği garanti bir öneri olduğunu, ancak onu istersek, genel kurulda reddinden sonra, "Kıbrıs Türk Devleti" olarak tanınmayı da talep edemeyeceğimizi, ancak bir yıl sonra bunun gündeme gelebileceğini, o zamana kadar da Allah bilir dünya konjonktürünün ne hale geleceğini konuşarak, kendi tasarımızda ısrar etmemizin daha doğru olacağı konusunda anlaştık ve öyle de yaptık. Yeni bir karar tasarısı sunduk ve genel kurula o gitti, oy birliği ile geçti. Çünkü Mısırlı, ikna oldu ki bizim kendi politikalarımız var! Kıbrıs Türk Devleti, gözlemci üye olarak İslam Konferansı'nda yerini aldı. Ertesi yıl da adı "Kıbrıslı Türkler'in Devleti"ne çevrildi! Öneri, sevgili İnal Batu'ya aitti… Artık Kızılhaç'ın yanında oturmuyoruz…

O toplantıda, hazır yanımda oturmakta olan ana muhalefet temsilcisi, neden Mısır'ın önerisini kabul etmemizi önermedi? Madem ki KKTC'yi savunup tanıtacaktı? Sonra, döndük geldik… Bu çevrelerden, o konuda "gık" çıkmadı! "Tanınmayı reddetti bunlar" falan diyeceklerini sanıyordum! Gık çıkmadı… Gık!

Mübayaa ile dış politika olmaz… Kendi halkınızdan gizli dış politika da olmaz! Başka bir dış politika izleyip, halka gaz vermek için, başka şeyler söylemek ise hiç olmaz!

Sevgili Eroğlu, kampanya başında "geçmişte yaptıklarımız, gelecekte yapacaklarımızın garantisidir." Dediydi… Otuz yıl ne kadar tanıttıysanız, bundan sonra da öyle tanıtırsınız! Yirmi sene başbakanlık ettiniz… KKTC'nin tanınması için kime ne zaman, ne gibi bir müracaatınız oldu?

Geçmişte yaptıklarınızın, gelecekte yapacaklarınıza teminat olduğunu siz söylediniz de, biz de hatırlatalım dedik…

" Kıbrıs Sorunu'nu seçim malzemesi yapmayalım" imiş!

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.