Kimdir ya bu adam?

loading
23 Kasım, Pazartesi
£

10.51

9.34

$

7.88

KÖR GÖZE PARMAK

Doç. Dr. N. BERATLI
nazim.beratli@kibrispostasi.com
Doç. Dr. N. BERATLI
A- A A+

Kimdir ya bu adam?

Aylardan Kasım'dı herhalde… İstanbul'un siğim siğim yağmuru, serpiştiriyordu çünkü… Hava da soğuk desem değil, ama serin… Bizim Aksaray'daki tek odalık dernek binasına girdim… İçerde alışılmışın dışında bir tek adam oturuyordu… Tanımadığım! Sağ elinin işaret ve orta parmakları arasında, tütününün yarısı dökülmüş bir Birinci cigarasından arada bir tek tek nefesler çekmeye çalışırken, bir yandan da önüne çektiği derneğin elden düşme, eski mi eski, kırık dökük daktilosunda, birşeyler yazmaya uğraşmaktaydı. Ben ona, o bana baktık… Hiç konuşmadan, başlarımızla selamlaştık… Derneğin daktilosunu, babasının malı gibi kullanan bu "yabancı"nın, hiç de yabancı olmadığı belliydi ama acaba kimdi? Ve bizimkilerin binayı buna terk edip gitmelerine bakılırsa, güvenilir bir adam olan, giyimindeki sefalet, hiç de bizim "Ferdi Sabit"ten aşağı kalmayan bu "yabancı" acaba hakkında çok şey konuşulan, devamlı zekâsı ile ilgili anekdotlar anlatılan o tahmin ettiğim kişi miydi?

Evet, oydu ama bu Ferdi'den de beterdi!

Orada, kendi kendimize tanıştık… O, benim için zaten sureti haricinde "yabancı" değildi! Hakkında o kadarçok şey konuşulmuştu ki… Okulunda tam puan alıp da birkaç kişinin sınıfta kalmasına neden olmaması için sınava alınmadığından tutun da… O gece, bizim evde kaldı, tanışlığımız derinleşti…

Bizim tıbbıye uzun olduğundan, bizden mezun olurken, mezuniyet derecesi nedeniyle TUBİTAK ona burs verdi, yüksek lisans'a başladı. O hızla, kesindir ki doktora da yapar, bilimsel kariere kalırdı ama yapamadı… Lefkoşa'dan Ankara'ya giden raporlarda, "komünist'tir… Vatan hainine burs mu veriyorsunuz?" denmiş, karieri engellenmişti… Ben de mezun olup adaya döndüğümde, onu burda buldum. Ferdi, evinde bir "hoşgeldiniz" yemeği yapmıştı bize… "Furunda badadez"! Dudu çalıştığından, patatesleri Ferdi soyduydu ama nerde soyduğunu şimdi anlatmayacam! Ne de olsa adam, "sadr-ı esbak"! Ben ve rahmetli eşim, Ferdi ve Dudu, ve Akansoylar yeni evliydik; o ise yeni nişanlandığı şimdiki eşiyle gelmişti… O gece hepimiz gelecek kaygımızı konuştuyduk. Tahsil sona ermişti ama ya şimdi? İşin doğrusu çok korkuyor da değildik, çünkü hayattan çok büyük şeyler beklemiyorduk hiç birimiz! "Bir lokma, bir hırka" buydu beklentimiz ve tümümüz de iyi eğitim almış insanlar olduğumuza göre, bulurduk elbet yiyecek bir lokma; giyecekbir hırka… O geceden aklımda kalan, kahkahalar ve neşedir…

Ben sığınacakbir pratisyen hekimlik bulduydum ama onca kariere rağmen, hakkında "komünist'tir" diye ta Ankara'lara raporlar yazanlar,ne ona ne de eşine verecek ne bir mühendislik, ne bir öğretmenlik, ne de o zamanlar mumla öğretim görevlisi aradıkları Yüksek Teknoloji Enstitüsü'nde bir hocalık "bulamadılar"! Bir buzdolabı ithalâtçısının yanında, işe başladı… Ali Rıza Apartmanının karşısındaki bir sokak içindeki, bir evde, gazı kaçmış bozdolaplarına, gaz basmaktı işi! İşyerinin karşısında da bir "aba" otururdu, kim olduğunu unuttum… ODTÜ'yü derece ile bitirmiş, TÜBİTAK'ın "al sana burs, akademisyen ol" dediği adama, bizimkilerin ihtiyacı yoktu! Düğününe gittim mi gitmedim mi aklımda yok! Ama Küçük Kaymaklı'daki ilk evinde, tavşan yahnisi yediğimi hatırlarım bir gece… Tavşanları kendi yetiştiriyordu… O vakitler memlekette evlere klima koymak ne kelime, klima yok… Bu avluya bir buzdolabı motoru koymuş, borular morular uzatıp, oturduğumuz mutfağı kendi icadı bir "makine" ile soğutmaktaydı… Çok güldüydüm! O da sonradan bizim mutfakta benim ölümün körü gibi boyadığımbir buzdolabına bakıp çok güldüydü ya! Neyse mesele o değil şimdi…

Bir gün, beni neden sürüklediğini da unuttum ya; annesini poliklinikten alıp, Girne'ye götürecekti, ben de yanında… Ön koltukta, yolcu tarafında, arabanın döşemesi delikti! Altınızda fırıl fırıl asfalt geçiyor… Hoş benim arabam da delikti ya! Gene neyse… Bu memlekette, yönetenlerin uzman doktorlara, iki master sahibi uzman mühendislere kendilerine biat atmadikçe lâyık gördükleri yaşam satandardı, buydu!

Çoook sonraları bir gün iki toplumlu bir etkinikte karşılaştık. Baktım, Rumca konuşuyor! Bildiğini bilmezdim… "Sen Rumca bilir miydin be arkadaş?" dedim… Yanıt: "Öğrendim!" Oturup üstüne bir de Uluslararası Politika Master'i yapmaz mı, ellisinden sonra?

Ezilemeyen, susturulamayan, boyun eğdirilemeyen bir adam o… Her durumdan, kişiliğini güçlendirenbir karşı çıkışla kurtuldu, hiç boyun eğmedi, sadece de kendi özgüvenine dayandı hayatı boyunca. Yaşamının her anını, kendi emeği ile oya gibi dokuyarak geldi bugüne… Hayatınınhiç bir anında, kimsenin "adamı" olmadı…

Sizinle, kişiliğinin çok az bilinen bölümlerini paylaştım...

Kimi anlattığımı anladınız, değil mi? Değil bizde, dünyada da bu çeşitten adam çok fazla değil nasılsa… Anlamışsınızdır… Mehmet Ali Talât, bu işte…

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.