Dereboyu kavaklar

loading
31 Mayıs, Pazar
£

8.42

7.57

$

6.82

KÖR GÖZE PARMAK

Doç. Dr. N. BERATLI
nazim.beratli@kibrispostasi.com
Doç. Dr. N. BERATLI
A- A A+

Dereboyu kavaklar

Böyle bir türkü vardı hatırlar mısınız? Hatta Vasfi Uçaroğlu Orkestrası "arenje" ettiydi de Berkant da söylerdi… Yıl 1967-68… "Dereboyu kavaklar, yarim bir şeyler ayıklar…" öyle giderdi… Derdim, türkü değil elbette…

Önce Ali Tekman yazdıydı… Geçen hafta Erdinç Gündüz de konuya değindi… Dereboyu!

Bir yıl önce bu caddede muayenehane açtığımda, sevgili Ali "sen de konuya değin " dediydi, o günlerde ya elim değmedi veya daha kendimi çok yeni görüyor, Dereboyu hakkında yazmaya yetkin olmadığımı düşünüyordum. Şimdi hiç değilse bir yılı aşkın zamandır, "Dereboyu'nda mukim" olmakla, sanırım birkaç kelâm da ben edebilirim.

Dereboyu'nda iş yeri açtık, sosyeteye girdik alıkoyun!

Bu yeni Lefkoşa'nın söylemlerine bayılıyorum: Metropol Yolu, Lemar Yolu, bilmem ne halt "yolu"… Yön tarifini, bakkalla izah eden bu yeni kültür, çok hoşuma gidiyor; çünkü aslında bu lâkırdılar bir statü meselesi olarak sunuluyor. Dolandığınız sokak irisi, nevaleyi aldığınız bakkal irisi, dondurma yediğiniz büfe irisi, Avrupa'da avamın bile iltifat etmediği hamburgerci ya da "gaave" irisi, statünüzü belirler haldedir; bilmem farkında mısınız? Yediğiniz yemeği de ekleyeyim de eksik kalmasın…

Ben halâ, Anibal'ın şiş kebabını, "Chinese"e tercih etmekle, dinazor mu kaldım bilmem. Tercihimin sebebini bilirim ama… Anibal'ın "kebap"ı, benim bildiğin kadarıyla 12.yy'dan beri Bizans'ta bilinen, aslında çok daha eski bir mutfak kültürünün temsilcisi… Emeviler'den Bizans'a; ondan Osmanlı'ya süzüle süzüle gelen bir yemek…"Chinese", vakti zamanında nüfusunu besleyemeyen Çin'de, ne bulursan, köpek dahil, maymun dahil tencereye atılarak oluşturulmuş bir mutfak. Rafine zevkin değil, fakr-ü zaruretin temsilcisi. Seçkin bir damak zevkinin değil, açlıktan gebermemek üzere midenin doldurulmasının sonucu… Çinli göçmenler Kaliforniya'ya gelince, etten başka bir şey yemeyi bilmeyen Avrupalı göçmenlere kakalanmış, o kadar. Çünkü bilen bilir ki Amerika'ya Avrupa'dan göçün de altında, açlıktan ölmek vardır. Kıtlık çocuklarının, zaten bir mutfak kültürü yoktu ki… Bulduklarını yediler…

20.yy başları New York'unda, İtalyan göçmen ailelerinin, evde son kalan her bir şeyi, bir yufkanın üzerine serip de fırına vermesiyle ortaya çıkan pizza ise bambaşka bir alem. Tıkınmakla "yemek" arasındaki farktır aslında söz konusu olan. Ya bir menusunda minimum 1500 kalori olan hamburgere yumulup, ondan sonra da zayıflayacağım diye salon salon dolanıp, "badi" yapmaya ne diyelim?

Yahu bu sizin yiyince "moderen olmak" zannettiğiniz zıkkımları icat edenlerin, ataları bütün bir kışı kurutulmuş balık yiyerek geçirirken, ve hatta kurutulmuş morina balığı yüzünden savaş çıkarırken, Osmanlı evlerinde Çerkez Tavuğu pişiriliyordu, haberiniz var mı? Ya da o beğenmediğiniz musakka varken, bu "moderen"ler, açlıktan Polonya ve İrlanda'da ölüyorlardı da ölmemek için Amerika'dan gelen bir hayvan yemini yutarak kurtuluyorlardı… Patates! Yıl 1815 falan… Sonra da tası tarağı toplayıp, Amerika'ya göçtüler zaten… "Chinese"e hiç girmiyorum… Sonra canlı maymun'un beyni nasıl yenir meselesine girerim ki bir daha adını duyduğunuzda yüreğiniz kalkar… "Suşi"yi de anlatırım… Ama kalsın…

Paris'te ve sonra da Venedik'te ve hatta Viyana'da ilk kahveyi açanın, Osmanlı vatandaşı bir Ermeni olduğundan haberiniz var mı? Espresso'nun üstüne sütü boca ediyorsun, oluyor Latte… Süt, şeker ve kakao ekliyorsun oluyor Capuccino… Paris'te Ermeni'nin açtığı ilk kahvehane de duruyor ama Kraliyet Tiyatrosu'nun bitişiğinde… Orada millet rafine zevk diye gidip Türk Kahvesi içiyor, biz burada Filtre Fransız kahvesini, statü sanıyoruz… Espresso da işte telvesiz bizim kahve değil mi?

Karşı olduğum değişik damak zevklerini denemek ve hatta sevmek değil… Ben de dener ve severim… Ama bunu bir statü sanmak! Kompleks haline getirmek, saçmalamak…

Oturduğunuz mekân, zıkkımlandığınız her neyse, giydiğiniz gömlek ya da holta attığınız sokak, size bir şey kazandırmaz, siz onlara bir şey katarsınız oysa… Hemingway'in Havana'da gittiği kahve, halâ yerinde duruyor, örneğin… Paris'in sokakları, bu tür aydınların gittiği mekânlarla dolu… Mekân değil, gidendir değerli… Ya da örneğin Mustafa Kemal'in en sevdiği yemek, sahanda yumurtaya ekmeğini banarak yemekmiş! Oysa, meselâ shnitzell'i bilirdi… Adam o kadar iş yapmış, demek ki "moderen" değilmiş! Türk kahvesi içer, kuru fasulya ile kızarmış yumurta sever ve hatta ekmek bile yer ki bu affedilemez herhalde! Hiç "moderen" değil… Bu arada pişmiş aşa su katayım, şnitzel tavuk etinden yapılmaz be arkadaşlar… Domuz'dandır… Yâni severseniz ben bilmem allahla sizin aranızda ama olacaksa tam olmalı değil mi?

Lefkoşa, orta doğuda tarihin en eski şehirlerinden biridir ama bizim yaşadığımız alan ve ufkumuz, "Türk mahallesi"nden ibaretti… Girne Kapısı'nda başlar, Lokmacı'da biterdi… Şimdi o da elden gitti, ucube bir büyüme ile, eski şehrin kültürünü eskitip tüketerek, kendiliğinden kanser gibi üreyen başka bir kültüre teslim oluyoruz. Mesele budur… "Kıbrıslılık"tan çıkıp, dünyalı olmuyoruz… Kıbrıslı zaten olamadık, aslına bakarsanız, Osmanlı da değildik… Bir dönem kendine göre Türk'tük, şimdi dünyanın alt kültürüne teslim olmak üzere doludizgin gidiyoruz. Dünyanın varoşlarından biri olmaktayız, "moderen" olduğumuzu sanarak… Kimliksizleşiyoruz… Keyifle…

Dereboyu meselesi de bu oluşan alt kültürün bir ifadesidir… Üretmeden tüketmenin… Cehaletten dolayı duyulan kompleksle, her bir haltı biliyor görünme gayretinin… Köyden kopamadan, şehirli olduğunu sanıp, bu kasaba irisinde, bir yaşam modeli oluşturmayı, cahilce denemenin… Sonucudur… Bu varoşta, aslında ancak varoşlu olunurdu…

Görünüşü kurtarma gayretinin bir ifadesidir, Dereboyu…

Bir geçiş kültürünün, ama bir alt kültürün patlamasının ifadesidir…

Buna çare bulmak için, o alt kültüre egemen olacak kültürü üretmek lâzım. Yoksa ne trafiği çözülür, ne Ali Tekman'ın şekva ettiği sokak arası rezaleti… Çünkü bir takım çocuklar, bu tarzı "canti" olmak, statü sahipliği edinmek sanıyor…

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.